Ahmet Uysal'dan Bursa'ya Şiirler

Bursa'da Edebiyat

 

              Ahmet Uysal

        Şair- Öğretmen- Müfettiş

                1938- 2011

 

Balıkesir'de doğdu. Savaştepe İlköğretmen Okulunu bitirdi. İlkokul öğretmeni olarak Çanakkale'de göreve başladı. 1968'de Gazi Üniversitesinden mezun olduktan sonra ilköğretim müfettişi olarak Yozgat'a atandı. 1968-1970 arası Yozgat'ta, 1970-1973 arasında Sorgun'da görev yaptıktan sonra Bursa'ya atandı. Burada müfettişlik, yöneticilik, rehberlik uzmanlığı görevlerinde bulundu. Daha sonra 1980 yılında müfettiş olarak Balıkesir'e atandı. 1986 yılında İlköğretim müfettişliğinden emekliye ayrıldı. Emekli olduktan sonra Balıkesir’e yerleşerek kitapçılıkla uğraştı. 1990’lı yılların sonlarında Balıkesir’de yayımlanan Yaklaşım ve Bursa’da yayımlanan Düşlem dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Daha sonra birkaç yıl Ankara’da yaşadı. Sonraki yıllarında yaşamını ve çalışmalarını, vefatına kadar Balıkesir’in Altınoluk beldesinde yerleştiği bir köyde sürdürdü. Edebiyatçılar Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Dil Derneği üyesiydi.


 

 

 

   

                                                                

                                                                                                                Tamer Uysal

Sevgilim 
bir kaşı eğik bursa
ikindisiydin sen

(Ahmet Uysal)

     Ahmet Uysal'ı seviyorum. Bana hep yakın bir şair gelmiştir. Yakınlık cismani hale de gelmiştir. Ölümünden kısa bir süre önce şiirlerinden tanıdığım Ustayla en son katıldığı kitap fuarı Bursa'da karşılaşmamızda vesile olmuştu. Bir kitabını imza için uzattığımda (Acının Gümüşü) başka bir tanesini de hediye olarak sunmuştu bana (Eylül Ebruları)...

    Bursa'ya emeği geçmiş bir eğitimci idi. Bursa'da görev yaptığı sırada da bir edebiyat dergisi (Düşlem) çıkarmış çocuk kitapları yazmış değerli bir şair ve yazardı. Kendisini hem de yazdıklarım dolayısıyla ismen tanıyordum. Böyle bir ustayla karşılaşmışım, daha büyük mutluluk olabilir miydi benim için...

yağmur: güz görümlüğüdür orada.
kadınlar: böğürtlen kokusuna bürünmüştür.
mahfel: şiir sözlüğü yazdığım mekândır.
güzaltı: şiir avlusudur.
bursa: aşk yerine geçen şehirdir.
çekirge:ebruli bir gömlektir.
maksem: orada söz yağmur olur.
sevgili: dağın öte yüzüdür.
sokaklar: ömrümü çelmiştir.

 

    Bursa'yı Bursa yapan kaç şair kaç şiir vardır ki. Voltaire'i büyük bir mürşit sayan yaşadığı ve dünyaya hediye ettiği kent hala kendi adıyla anılır. Ona sunulan büyük bir vefakârlık ve saygı misali. Ya bizde. Bir taş parçasına kazılı bir iz bile yoktur. Oysa hayatı ebedi kılan ve balkıyan o şehrengizvari dizeler varken... Hala eksik tarafının iliklerine kadar işlediği bu sebeple varlığından yokluğundan şüphe duyarak sahiplendiğimiz geçmiş... Onu yarına taşıyacak kitapların o bir çiçek gibi sararıp solan yapraklarında mı saklanmalı? O zaman bundan dolayı ne diye müştekiyiz ne diye sızlanıp duruyoruz ki. Artık ne zaman şehirde dolaşsam bir şiir dizesi takılıp kalıyor aklıma eski zamandan...

    Şehir şiir olmadan hangi yüreği titretir. Setbaşı, Yeşil, Tahtakale... Bir mahal hüviyeti olmaktan öte kaç mana ifade ederdi ki. İşte Ahmet Uysal Bursa için böyledir. O Bursa'yı yeniden ören bir yürek işçisi gibi. Adı ve yüzü taşlardan oyulmasa da o yüreği ve şiiri ile ebedi belleğimizde.

 

ömrümü çelmeseydi bursa
unuturdum o sokakları
kalmazdı kaçamak günlerden
bu ıslak gül kokusu da

ısırılmış elmaların tadı
gizli sıyrıklar dudağımda
dolaşıp durmazdı ürpertisi
sularda, kuruyan otlarda

rüzgârlı taş avlular, serin
çınar gölgeleri aramazdım
göçü yıktığım şehirlerde
bir orman kadar ıssızdım

bursa’yı sevdim ya, sanki
kırgın bir aşk acısıyla
sürüklenip gidiyorum
yırmi yıldır oradan oraya

yağmurlu bir güz akşamı
dönecekmiş gibi bursa’ya       

                     

    Bahar yeşil elbisesini giydiğinde en tazesinden, çınarlar daha bir heybetli sokaklar mis gibi akasya kokar Bursa'da. İlkbaharla yaz aylarının tadını çıkartmak için gidilecek müstesna bir köşe, en çekici yerlerden birisi Setbaşı’dır Bursa’da. Karın yağması ve Uludağ'dan yaz boyu eriyerek buradaki dereden akıyor olması bu mekândaki farklılığa bir renk daha da bir güzellik katıyor. Serin mi serin en ferahından, Gökdere ile çevresi. Devasa bir paludaryum sanki kesinlikle korunması gereken bir güzellik. Öyle saklı cennet falan da değil: Şehir betonlaştırıldıkça şehir için değeri kat kat artan adeta ormandan bir parça koparılmış da buraya konmuş gibi duruyor. Yakın zamanda kaybettiğim babam DSİ’de işçi idi. Ankara Yolu’ndaki bölge müdürlüğüne taşınmazdan önce çok emeği geçmişti buralara. El bebek gül bebek yetiştirdiği fidanları hala görür gibi oluyorum. Bir serası vardı. Küçükken ziyaret ederdim. Şimdi Tabipler Lokali’nin hemen karşı sırasında Atatürk İlköğretim Okulu’nun yanı başında bir girişi vardır. En son bir dostla girmiştim DSİ'nden kalan tek iz orası, DSİ lokali de oradadır. Yeşilini koruyan eski Bursa'dan hala izler taşıyan saklı bir güzellik gibi Setbaşı semti.

    Ve Mahfel Çay Bahçesi. Hep cıvıl cıvıl. En son gidişlerden birinde orada oturacak yer bulamayınca civardaki kafelerden birinde soluklanmak istemiştik de konuşmalarımıza kulak veren çevreden bir esnaf bizim yoğunluktan şikayet ettiğimizi duyunca haklı olarak “Bursa'nın en güzel yeri” demişti. Cafeler işini bilen işletmecilerin günbegün Bursa'daki kalabalığı paraya tahvil etmek için uğraştığı, masa sandalyelerle donattığı, dere boyunca yeni katlar çıkarttığı bir eğlence mekânına dönüşüyor.

    "Şiir şairin yüreğidir”. Mutlaka. Kaç şaire uğrak yeri kaç şairin yüreğine şiir uçurmuştur Mahfel. Tanıyıp sevdiğim ama yakın zamanda da kaybettiğimiz eğitimci şair Ahmet Uysal da “Bursa: Benim Ütopyam" adlı şiirini aşığı olduğu Bursa şehri ve Mahfel için yazmıştı:

 

bursa: benim ütopyam,
hayal ülkem benim!

zaman kırıkları topladığım
leylâk rengi şehir!

yosun kokusu biriktiren
evlerin evim olsaydı!

yağmurunla ıslanan ince
yaz yolların yolum olsaydı!

mahfilde içilen sabah kahvesinin
buğusuna karışsaydı yüzüm.

setbaşı köprüsünden, kar sularına
düşürseydim yazdığım şiirleri.

     İleriki bir tarihte kafe ve benzeri yerlerin artacağını, Gökdere boyunca Temenyeri’nden başlayarak Demirtaş'a kadar bu bölgenin kentin mesire yeri haline dönüşeceğini görür gibi oluyorum. Önceki belediye yönetimlerinin buraya özel önem vermeleri boşuna değildi. Şimdikiler ise bunun kaymağını yemekle meşguller. Irgandı köprüsü ve çevresi de başka güzellik tabi. Temenyeri tarafı bambaşka… Yok öyle çakma taşlardan beyhude suyu akıtmak. Saçma, habesle iştigal sahte şelale yaparak parayı saçmak. Ünlü Gezgin boşuna dememiş: "Bursa velhasıl sudan ibarettir” diye…

 

söz yağmur olur bursa’da
maksem’den yeşil’e doğru
savrulur gider rüzgârla

her gece gökdere’yle öpüşür
mahfel kahve’nin oralarda
nice şairle görülmüştür

tahtakale’nin eski evleri
gibi sokulur sisli sokaklara
kozahan’da inceltir ipeğini

98’de bir güz günü
bursa’ya uğradım da gördüm
şiirin yağmur olduğunu

 *        *         *          * 

erguvan buğusu sokaklar
kaldı bana
o şehirden

 

acemler’de
kükürtlü vaktine
soyunan masumiyet

 

koza han’da
ağırca taşı
zamanın

 

ıslak, ıtır
kokusu sürünen
ahşap evler

 

hüsnü züber’le
girilen
külliyeler avlusu

 

erguvan buğusu
yağmurlar kaldı
bana o şehirden

 

    Hiç unutmam bir gün Alanya dönüşümde Antalya terminalinde bir genç otobüste yanımdaki koltuğa oturdu, kız arkadaşı Bursalıymış. Tanışma faslımızdan sonra güzel sohbetle Bursa'ya kadar geldik. Pencereden gördüğü palmiyeleri göstererek "Buranın palmiyeleri çok küçük" dedi gülümsedim, "Onlar buraya özgü değiller ki, nasıl Antalya'nın palmiyeleri güzelse Bursa'da da çınarlar vardır böyle" dedim.

    Her zaman şaşarım ve aklım bir türlü almaz İnsanlar eldekinin kıymetini bilseler öbürkülerde olana değer verirler miydi? Bu herhalde bir çeşit meraktan kaynaklanıyor ya da özentiden, farklı görünmekten. Komplekslikten de olabilir kim bilir? Boşuna taş yerinde ağırdır dememişler. Palmiyelerden söz ediyorum: Fomara'daki İtalya’dan ithal edilen palmiyelere dikkatlice baktım geçen. Seneler geçti halbuki. Kimi tıfıl kalmış kimi biraz daha iri. Bir ara da yapay ışıklı palmiyeler vardı.  Basına yansıyan haliyle Trabzon ve Urfa'da sorun olmuştu bu palmiyeler. Bursa'da da vardı böyle bir furya. Bir palmiyelerimiz eksikti neyse ki erguvan daha popüler oldu ve palmiye konusu unutuldu gitti. Ondan önceki belediye yönetimi lale düşkünü idi. Şimdikiler ise kamelyalara kafayı taktı gibi, ne yapacakları hiç belli olmuyor...

    Ahmet Uysal’ın Bursa şiirlerinde Bursa’nın dünü dışında geçmişe dair hiçbir tarihsel övgü abartısı, hamasi nutuk ve vaaz yok.  Hayatından öncesi sadece Bursa’ya dair, kendine ait bir yaşanmışlık ve bugün var. Ahmet Uysal’ın şiirlerinde Bursa sanki büyük bir çiçek bahçesi  ve her şiir bu şehre bir güzelleme gibi.

     Leylak rengi şehir, Itır kokusu, gül kokusu ve erguvan buğusu gibi tamlama ile betimlemelerde de görüldüğü gibi Bursa şehri çeşitli çiçek ve kokularla özdeşleştirilir. Bu renkler mor diken, mor renk, mor zambak, mor ikindi ve Bursa moru ile gül, leylak ve erguvan’da odaklanır. Bilhassa gül, şairin nerdeyse Bursa’yla ilgili yazdığı şiirlerde ilk akla gelendir. 30 şiirin 12’sinde de kullanılmıştır.  Kızıl alev gül, Böğürtlen kokusu ve şarap rengi de bu çiçekli Bursa tablosunu oluşturan farklı renklerdir. Az da olsa menekşe ile nilüfer de şiirlerde yer bulmuş, Bursa’yla bütünleşen genel olarak ifade edici bir renk olan yeşil ise çınar ve Yeşil Türbe’de bir ayrıntı olarak kalıyor.

     Leylak rengi Bursa şiirlerindeki dizelere bakınca Ahmet Uysal’a özgü bir renk sayılabilir. Kiminin Bursa’nın tarihsel ve mistik simgelerinden saydığı erguvan 6 şiirde yer almış ve 1 şiirdeki başlıkta kullanılmıştır. Leylak da 5 şiirde kullanılmış ve 1 şiirin başlığıdır.

     Itır sadece 2 şiirde kullanılmış. Gül ise 12 kez kullanılmasına karşın hiçbir şiirin adına konulmamıştır.

     Bir aşk sembolü olarak şairdeki yeri de başka gülün. Çok aklına geliyor ama başlık olarak bir değer görülmüyor yine de. Çınar da öyle. Çınar, Bursa’daki bitki sosyolojisi içinde önemli yer tutmasına rağmen şair için en azından Bursa şiirleri içinde pek bir şey ifade etmiyor. Çınar gölgesi, ıhlamur dalları, çilek ve kestane ile birlikte yine de toplam 6 şiirde kullanıyor çınarı Ahmet Uysal.

     Buğu, koku ve sis şairin sık sık kullandığı metaforlar arasında. Erguvan buğusu, toprak buğusu,  sabah kahvesi buğusu. Itır kokusu, yağmur kokusu, gül kokusu. Sisli sokak…

     Yağmur imgesi şair için adeta Bursa kimliğinin ve ikliminin en önemli parçası. Kent ona bürünmüştür adeta. Yağmur dinginlik sessizlik kapalılık çağrıştıran bir doğa olayı. Halbuki Bursa’nın sıcağı nemi ve lodosuyla işareti verilen yağmur soğuk karanlık ve bir hüznü çağrıştırmaz. Bir Akdeniz güneşi gibidir o da. Ilık ılık atışır sis ve buğu olur toprakta karışır. “Erguvan Buğusu”, “Bursa’da Sisli Bir Sokak” ve “Söz Yağmur Olur Bursa’da” da…

     Yağmur 2 şiirin başlığı,  13 şiirde kullanılmıştır. Bursa şiirleri kitabında en çok kullandığı sözcüklerden. Çakıl taşlar, taşlı yollar, kükürtle ovalamak, kükürt serpen geceler, kum saati, dağ yolu, ırmak yolu, yeşil mavi vitray gibi, Bursa’yla içselleşmiş onu ifade eden belli başlı ögelerden biri sayılıyor.

     Bazı tamlamalar da geçiyor. Bakır kızılı, Bursa ipeği, Bursa ikindisi gibi.

    Ve kitabın ana teması, kitaba adını veren Bursa. “Bursa”yı tam 12 şiirde başlık olarak kullanmış Ahmet Uysal. Şairin anılarında yer almış tanıdık semtler, Bursa’ya ait öteki mekânlar bildiğim hiçbir şairde bu kadar bir arada kullanılmamıştır. Ahmet Uysal kitaptaki şiirlerde Bursa’yı her eski semti, sokağıyla  beraber adeta rengarenk bir kilim gibi dokuyor: Setbaşı ve köprüsü, Kükürtlü, Yeşil ve Yeşil Türbe, Koza Han, Acemler, Tahtakale, inebey, Arap Şükrü, Hüsnü Züber Konağı, Çekirge ve Hüsnügüzel, Maksem Yolu  ile Mahfel Kahvesi ve Gökdere. Sonra Bursa’yla bütünleşen tarihsel mekânlar; Cumalıkızık Köyü, İnkaya Çınarı, Nilüfer Kavşağı. Daha uzakta Mudanya ve İnegöl ilçeleri, bunlardan söz ediyor.

     Uludağ Bursa Şiirleri’nde pek isim olarak yer almasa da buna karşılık dağ yolu orman ifadelerinde geçiyor.  

     Şair dostlar da unutulmamış. Başta Nâzım Hikmet’i anıyor. Sonra Bursa’ya özgü şairlerin de adları geçer: Nahit Kayabaşı, Selami Üney, Ahmet Necdet ve Metin Güven.

     Ahmet Uysal’ın kitaptaki sayısı 30 olan şiirlerinin birkaçına tarih düşülmüş: 1992, 1998, 2000, 2006 diye. Bursa bilhassa 1990 sonrası büyük bir değişime uğradığından (hatta her yıl küçük bir il eklenen nüfusuyla)  Bursa’yı  yurtsayan Bursa’yla hemhal olmuş bir şairin  kentteki bu olumsuz değişmeyi işlememesi mümkün mü?  

    Kitabı tamamlayan bir kaynak olarak 7 Mart 2001 tarihli bir konuşma metni de kitabın sonuna eklenmiş. Bu metinle aklımızda kalan boşlukları da doldurabilmiş oluyoruz: N. Mahzun Doğan, “Bursa adında ütopik bir kenttir onun şiirindeki. Zaman zaman yitirilmiş güzellikleriyle, nostaljisiyle yüklüdür. Bursa dizeleri.” derken, Fahrettin Koyuncu, “Hayatı insanlar kadar, mekânlar da anlamlandırıyor. Evimiz, sokağımız, köyümüz, kentimiz var ve biz bu mekânlara dayanıyoruz yaşarken… Geniş mekanlarda, kentlerde yaşıyorsak, bu mekânların bir alanına, bir sokağına daha çok bağlanıyor, burayla bütünleşiyoruz. Ahmet Uysal da ‘Bursa’da Sisli Bir Sokak’ adlı şiirinde bir kent parçasıyla, sisli bir sokakla bütünleşiyor.” diyor. 

    Ahmet Uysal konuşma metnine şu dileği düşmüştü: “Bu şiirler gün gelir  ‘Bursa’ya Şiirler’ adıyla kitaplaşırsa, hayal ülkeme bir şiir yazımı daha yaklaşacağımı sanıyorum.” Ve bu hayali gerçeğe dönüştüren, şiirlerin basımında emeği geçenlere teşekkür sunulmuş. İhsan Üren’e, Ahmet Günbaş’a, Hilmi Haşal (editör)’a Alp Yayınları’na; Fehmi Enginalp’e ve tüm emekçilerine teşekkürler…

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 01/02/22