Bursa Arşivi






 

            Taşın Dua, Ağacın Zikrettiği Şehir: Bursa
                                                                                        Betül COŞKUN  

 

Mekân, özelde insanın genelde ise medeniyetin dış dünyada hayat bulan şahsiyetidir. İnsan, şahsiyetini, kendi fizikî varlığı dışında ayrıca cismanî bir varlık olarak yer alan mekânla münasebeti sayesinde tamamlar. Mekânın insan üzerindeki belirleyici tesirinin yanında, insanının mekânı dönüştürebilme gücü, mekân üzerinde insanın mührünü ortaya koyar. Mekân, çevrelediği insandan taşıdığı bu mühürle temsil özelliği kazanır. Bu bakımdan mekânlar, medeniyetlerin tezahürü olabilmektedir. Eski Türklerde göçebe hayat tarzından dolayı şehirleşme kültürü fazla gelişmemiş, yerleşik hayatla birlikte dinimizin de mekâna ehemmiyet vermesi sebebiyle, mekân büyük bir önem kazanmıştır.

Sanatkârlar, taşıdıkları ayrıcalıklı kimlikle insanla veya medeniyetle mekân arasındaki bu münasebeti hem inşa edebilme hem de mevcudu bütün çehresiyle ortaya koyabilme kabiliyetine sahiptirler.

Birçok şair ve yazar tarafından estetik çerçeveye taşınan ve estetiğin unsuru olarak inşa edilen mekânlardan biri de Bursa’dır. Bursa, İstanbul’un fethine kadar en çok şair yetiştiren şehir olması yönüyle Klasik Türk Edebiyatı’nda ve kültüründe çok önemlidir.1 Emir Sultan, Ahmed-i Dai, Süleyman Çelebi, Ahmet Paşa, Lamii Çelebi, Üftade, İsmail Beliğ, İsmail Hakkı Bursevî gibi Bursa’da yetişen Osmanlı şairleri Bursa’nın Divan Edebiyatı'ndaki rolü hakkında açık bir fikir verir. Bursa hakkında yazılan pek çok şehrengiz de Bursa’nın klasik edebiyatımızdaki yerini göstermektedir.2 Tanzimat dönemine gelindiğinde Bursa yine devletin siyasi, ekonomik, kültürel hayatında müessirdir.3 Bu dönemde, edebiyat ve sanat hayatına mührünü vurmuş olan ve Moliere’i Türkiye’de tanıtan şahsiyetlerden Ahmet Vefik Paşa Bursa’da yaşamıştır. Tanzimat’la Servet-i Fünun dönemi arasındaki ‘ara nesil’in Nilüfer mecmuası Bursa’da basılır. Servet-i Fünun edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Hüseyin Suad’ın Şehbal adlı tiyatrosunda da Bursa’yla karşılaşırız. Mehmet Akif’in ‘Bülbül’ manzumesine, Halide Edip’in ‘İzmir’den Bursa’ya’ eserine, Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanına konu olur. Bunların dışında Hilmi Yavuz, Yakup Kadri, Attila İlhan, Bedri Rahmi Eyuboğlu, Ceyhun Atuf Kansu Bursa’yı konu edinen edebiyatçılardan sadece birkaçıdır.

Edebiyat ve kültür alanındaki birikiminin yanında, sanatkârlık yönüyle de Türk düşünce tarihinde farklı bir yer tutan Ahmet Hamdi Tanpınar, mekânı, hem oraya ait ruhu keşfetmek suretiyle yeniden inşa etmiş, hem de estetiğinin temel unsurlarından biri yapmıştır.

Tanpınar’ın mekâna bakışındaki dikkat, doğuştan getirdiği bir karakter özelliği olmasının yanında zengin bilgi birikiminin de bir sonucudur. Hayatı ve edebî kişiliğini anlattığı ‘Antalyalı Genç Kız’a Mektup’ta üzerinde durduğu noktalar, bunun bir göstergesidir. Tanpınar, yazının büyük bir kısmında çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği şehirlerden, bu şehirlerdeki mekânlardan bahsetmektedir. Onun dış âleme bir ressam gözüyle bakışı, söz konusu yazıda ve bütün eserlerinde yoğun bir şekilde kendini gösterir. Mehmet Kaplan, Tanpınar için ‘O, görmesini bilen bir insandı.’ demektedir.4 Yine Kaplan’ın ifadesiyle, Tanpınar ‘vizüel bir tiptir.’5 Bununla beraber, Tanpınar, mekânla olan ilişkisinde mekânı, görünen fizikî çehresinden ibaret bir unsur olarak almaktan öte, ruh sahibi bir ‘kimlik unsuru’ olarak düşünmüştür. Onun mekâna yaklaşımındaki temel hassasiyet noktası, mekânda var olan ve yüzyılların birikimiyle şekillenen ruhu keşfedebilmektir.

Tanpınar, estetik hassasiyetle baktığı şehirlerden bazılarını öne çıkarır. Onun sevgilisi İstanbul’dur, fakat Bursa’ya olan sevgisi de küçümsenemeyecek kadar çoktur. Tanpınar’ın yazdığı her tür eserde Bursa’nın yer alışı, onun dünyasında bu şehrin vazgeçilmezliğinin bir delilidir. ‘Yapma cennet’ olarak tanımladığı Bursa, onun için geçmiş zaman kokulu bir âlem, çinilerden, su seslerinden, kemer ve oymalardan, eski kumaşlardan ve geçmiş modalardan oluşan bir masal şehirdir. (Yaşadığım Gibi, s. 215) Sanatının unsurları arasında Bursa’ya vurgu yapan yazar, ‘Sanatımın ve iç hayatımın bütün bir tarafını bu şehre borçluyum’ demektedir. (Yaşadığım Gibi, s. 221) Ayrıca o, Bursa’yı Osmanlı tarihindeki rolü, ruhaniyatı, mimarî ve estetik özelliklerinin iç dünyasında bıraktığı duygu dolayısıyla da sevmektedir. Burada şunu da vurgulamak gerekir: Tanpınar, Bursa’ya yalnızca estetiğin penceresinden bakmaz. Onun eserlerinde Bursa, mazisi, halkı, yangınları, tarihî şahsiyetleri ile bir bütün olarak vardır.

Tanpınar’ın bütün eserlerinde, Bursa’nın unsurlarını ve Bursa hakkında yapılan değerlendirmeleri de ele alacak; Tanpınar’ın aynasından yansıyan Bursa’yı tahlil etmeye çalışacağız.

1- Tarih İçinde Bursa
a) Osmanlı Tarihinin Dibacesi6: Bursa
‘Bursa milliyetimizin en güzel kaynağıdır.’ (Yaşadığım Gibi, s. 219) diyen Tanpınar, Bursa’nın Devlet-i Âlî’nin kuruluş sürecindeki rolü üzerinde önemle durur. Onun eserlerinde Bursa’nın tarihi gelişimini görmek mümkündür. Bursa’ya nostaljik bir unsur olarak yaklaşmama gayretini hissettiğimiz Tanpınar, Bursa’nın Osmanlı tarihindeki rolünü tarihin devamlılığı sebebiyle önemser. Ayrıca, ona göre, “Malazgirt’i, İstanbul fethi tamamlar. Fakat Bursa, yolun yarısından daha kuvvetli bir şeydir. Onunla fethedilmiş bir toprak anavatan olur.” (Yaşadığım Gibi, s. 217) İstanbul’da Türk İslam medeniyeti oluşmadan önce, Bursa pek çok bakımdan bu kültürün merkezi ve İstanbul’dan önceki olgunluk devresi olmuştur. Bununla beraber, Tanpınar, İstanbul Türkçesi’nin dahi İstanbul’un fethinden önce Bursa’da başladığını ifade etmektedir. ( Yaşadığım Gibi, s. 217) Yazar, Bursa ile ilgili yazılarının hemen hepsinde Bursa’nın, kuruluş devrindeki rolünü vurgulayarak kuruluş devri Bursa’sının Türk-İslam düşüncesiyle mayalanma sürecine tesiri üzerinde dikkatle durur. Tanpınar’a göre fetihten sonra ikinci bir fetih başlar. Bu fetih, şehre Türk ve İslam mimarîsinin mührünü vurma sürecidir. Tanpınar, cedlerin Bursa’nın çehresini değiştirmesine hayran olur. Onların maddeye işlemek istedikleri ruhu mükemmel şekilde Bursa’ya nakşettiklerini düşünür. (Beş Şehir, s. 230) Dolayısıyla, Bursa Osmanlı’nın sadece toprak kazanmakla kalmayıp kazandığı toprağı Müslümanlaştırdığını ve bunu İslâm ahlâkını en güzel şekilde halka ve mekâna yansıtmak suretiyle yaptığını gösteren bir şehirdir.

b) Unutulan Şehir
Bursa, Osmanlının uzun bir süre gözbebeği olmuş, bu süre içinde, dinî, mimarî ve kültürel yönden tam bir olgunluğa erişmiştir. Bununla beraber, şehir, devletin Rumeli’ye doğru genişlemesi, başkentin önce Edirne, sonra İstanbul’a kayması neticesinde unutulmaya başlanır. Bursa, bundan sonra yalnızca ölen padişahların kabri olur.7

Tanpınar, Bursa’nın bu baht dönüşünü Beş Şehir’de mükemmel şekilde anlatır: “Bu kuruluş asrından sonra Bursa, sevdiği ve büyük işlerinde o kadar yardım ettiği erkeği tarafında unutulmuş, boş sarayının odalarında tek başına dolaşıp içlenen, gümüş kaplı küçük el aynalarında saçlarına düşmeye başlayan akları seyrede ede ihtiyarlayan eski masal sultanlarına benzer. İlk önce Edirne’nin kendisine ortak olmasına, sonra İstanbul’un tercih edilmesine kim bilir ne kadar üzülmüş ve nasıl için için ağlamıştır!’ (Beş Şehir, s. 115-116)

Tanpınar, bu cümlelerle Bursa’yı kişileştirmiş; böylelikle, adeta, şehrin ruhuna inmiştir. Yazarın mekâna bakışındaki zenginlik bu cümlelerle kendini daha ziyade göstermektedir. Tanpınar, kişiliği ve ilgi alanları itibariyle dış dünyanın ayrıntılarına ilgi duyan ve mekânın ruhuna inen bir yazardır. Bu yüzden yazarın eserlerinde dış mekân olduğu gibi kalmaz, insan psikolojisine ve mekâna bağlı olarak ruhî değişimler de sıklıkla yer alır. Bursa’yı ‘eski masal sultanları’na benzetme de Tanpınar’ın mekânla olan ruhî bağından, onu dış güzellikleri ile olduğu kadar tarihiyle de sevmesinden kaynaklanmaktadır. Bursa’nın kuruluş devrinden sonra yaşadığı değişimi, yazarın kendi ruh dünyasıyla bağlantılı bir şekilde anlatması, onun Bursa’ya yaklaşımındaki farklılıktan ve orijinallikten kaynaklanmaktadır.

c) 1271 Zelzelesi ve Bursa Yangını
Bursa yangınları, Tanpınar’ın eserlerinde, sadece tarihte olup bitmiş bir hadise olarak işlenmez. Yazar, yangınları, Bursa’nın tarihî sürecinde belli dönemlere mührünü vuran, geçmişimiz adına önemli pek çok şeyi alıp götüren hadiseler olarak görür. Tanpınar, yangınların bu etkisine işaret etmekle kalmaz, yangınlar sonrasında bu tarihî şehirde yapılan imar hataları üzerinde de bir sosyal bilimci titizliğiyle durur. Tanpınar’ın daha ziyade estetik gözle baktığı şehrin ondaki karşılığı yangınlar vesilesiyle daha iyi anlaşılır.

1958’de yazdığı ‘Bursa Yangını’ adlı yazısında, yakın bir tarihte meydana gelen Bursa’daki bir zelzeleyi ve arkasından çıkan yangını anlatan yazar, 1271 zelzelesinin Bursa’da yaptığı tahribatın büyüklüğüne vurgu yapar. Cevdet Paşa Tarihi’nden yola çıkarak anlattığı bu yangın, bir depremin hemen ardından başlamıştır.9 Deprem ve yangının ele eleverdiği felaketin şehir üzerindeki tesiri açıktır. Tanpınar, şehrin ‘müstahsil ve çalışkan halkının’ felaketin yıkıntısından çabuk kurtulduğunu ifade eder. Fakat Tanpınar’ın cümle arası bir sözü felaketin geri dönülemeyecek bir yanının da olduğunu göstermektedir. Yangından sonra Bursa, artık ‘Tanzimat’tan sonraki devrin eseri’ (Beş Şehir, s. 222) olmuştur. Yine yazarın verdiği bilgilere göre, yangınla beraber Sultan Osman, Sultan Orhan türbeleri tamamen; Yıldırım ve İkinci Murad camilerinin minareleri; Ulucami’nin yedi kubbesi ile minareleri yıkılır. Köprüler harap olur. Keçecizade Fuat Paşa, bu büyük felaketi, ‘Osmanlı tarihinin dibacesi zayi oldu.’ feryadıyla anlatır. (Beş Şehir, s. 222)

d) Cumhuriyet Devri Bursa’sı
Yangınlar, savaşlar, depremler, siyasî ve sosyal bunalımlar Bursa’da kısa sürede atlatılmıştır. Bununla birlikte, Tanpınar, şehrin tarihî dokusundaki eksilmelerin göz ardı edildiğini düşünür. Yazar, yangın ve deprem dolayısıyla ekonomik yaraların hemen sarıldığını ifade ederken buruktur. Çünkü her devirde refah içinde olan şehirde, ‘tarihî eserlerin perişanlığı Cumhuriyet devrine kadar sürer.’ (Beş Şehir, s. 223) Ancak, yazar, Cumhuriyet devrinde yapılan tamirleri de ‘şehircilikten ve tarih zevkinden mahrum bir anlayışın sakat mahsulleri’ olarak nitelendirir. Tanpınar’a göre Bursa’da ihmal edilen tek şey tarihî eserlerin aslına uygun bir şekilde tamir edilmeyişi değil, ‘övülmeye layık iktisadî teşebbüslerle birlikte’, Bursa ovasının güzelliğine, hak ettiği ehemmiyet verilmemiştir. ( Beş Şehir, s. 223) Tanpınar, o yıllarda başı boş bırakılan yerleşmelerin, acele iskânların, küçük teşebbüslerin ovaya doğru genişlemesinin yanlışlığını yıllar önce görmüş ve ilgilileri uyarmıştır.

e) ‘Hâlâ bu taşlarda gülen rüya’ yı Kesintiye Uğratan Son Bursa Yangını
‘Bursa Yangını’ adlı yazıda Tanpınar’ın bir entelektüel olarak feryadını görürüz. Yazar, ‘Millî bir felaket ’ (Beş Şehir, s. 220) olarak tanımladığı son Bursa yangınından önce tedbir alınmamasını daha büyük bir felaket olarak görür. Çünkü Bursa çarşısı, üst üste ve bir kav gibi tutuşmaya hazır binalardan oluşturulmuştur. Tanpınar, yangından önce Bursa’yı ziyaretlerinin akabinde şehirden bütün bir millî servet tek bir kıvılcım insafına bırakılmış olduğu (Beş Şehir, s. 220) korkusuyla ayrılmıştır. Yazar, gerek yetkililerin gerek halkın bu tehlikeyi görmezlikten gelmesine çok öfkelenir. Fakat yine de aynı kültürün çocuğu olmasına rağmen çözümler üretmeye, önerilerde bulunmaya çalışır. Bu hususta yazar Bursa’da tarihle bugünün kucak kucağa yaşaması gerektiğini, bu yüzden tarihi eserleri korumak lazım geldiğini, Bursa peyzajının gerektirdiği mimarî üslûbu gerçekleştirmek zorunda olunduğunu ifade eder. (Beş Şehir, s. 225) Bununla beraber, Tanpınar’a göre o döneme kadar, müverrih Hammer’in ‘Bakıyelerden kolaylıkla planı yapılabilecek’ hükmünü verdiği şehirde pek çok yer bakımsızlıktan harap bir hâldedir. ( Beş Şehir, s. 116)

2- Mimarînin Fethettiği Şehir: Bursa
Bursa’da maziyi devam ettiren en önemli olgu mimarîdir. Bergson felsefesinin de etkisiyle ‘devam’ fikrine ve estetiğe çok önem veren Tanpınar’ı Bursa ile ilgili olarak en çok alâkadar eden hususların başında mimarî gelir. O, Bursa’yı ‘bütün hayat orkestrasını bir sanatın tek başına idare ettiği bir şehir’ olarak nitelendirir. (Yaşadığım Gibi, s. 216) Tanpınar’ın eserlerinde Bursa’nın bazen yıl yıl, bazen yüzyıl yüzyıl mimarî çizgisini takip ederiz. Yazar, önemine paralel olarak Bursa’nın mimarî dokusunu, en ince ayrıntısına kadar gözler önüne sermekle kalmaz; bu mimarîyle birlikte maziyi adeta yeniden diriltir. Bursa ile Osmanlı tarihini birbirinden ayırmayan Tanpınar, Kuruluş devrinin bütün efsununun Bursa’da toplandığını ifade ettikten sonra, ‘bu füsunu, üstünde yükseldiği toprağı kavramasını bilen ve o kadar asırdan sonra ilk günlerin tazeliğiyle bizi saran mimarî yapar.’ der. (Yaşadığım Gibi, s. 216) Ayrıca Bursa’nın mimarî dokusu, Tanpınar’da mazi ile birlikte, din, ölüm ve tabiatla da ayrılmaz bir bütündür.

a) Bursa’da Mekânlar
Tanpınar, Bursa’nın güzelliğini tarih ve tabiatın ahenk içinde bütünleşmesine bağlar. Bu yüzden çok beğendiği ve değerli bulduğu bu şehrin hemen her mekânından bahseder. Bunların başında camiler ve türbeler gelir.

1. Camiler ve Türbeler
Osmanlı tarihi boyunca Bursa tasavvuf ve ilim merkezi olduğu için dinî mimarînin çok yoğunlaştığı bir şehir olmuştur. Bursa’yı farklı kılan, bir İslâm ve Türk kenti yapan da bu dinî mimarîdir. Bu mimarî, şehre ayrı bir manevî hava katmakta, bu mütevazı ve lahutî mimarî içerisindeki sultan ve evliya türbeleri de bu maneviyatı artırmaktadır.

Yeşil Türbe ve Yeşil Cami: Tanpınar’ın, ‘Bursa için yazdıklarından dolayı yine seviyorum’ ifadesini kullandığı Andre Gide’nin ‘Zekânın kemal hâlinde sıhhati’ dediği Yeşil Cami ve Türbe, Tanpınar’ın yazdığı hemen her türün konusu olmuştur. (Hikayeler, s.235,347; Şiirler, s.51; Beş Şehir, s.137-8; 117, 123, 124, 130, 109; Yaşadığım Gibi, s.146, 256) Bir sanatkâr gözüyle yapılan bu değerlendirme, Yeşil Cami ve Yeşil Türbe’nin sadece bir yönünü ortaya koymaktadır. Bu mimarî yapıyı üstün kılan, binaya şekil verenlerin iç dünyası ve maneviyatlarıdır. Tanpınar, Batılı yazarlardan bir adım daha bu fikre yakındır.

‘Bursa’da Zaman’ şiirinde içinde mazinin varlığını hisseden Tanpınar, Beş Şehir’de Yeşil Türbe’ye farklı bir açıdan yaklaşır. Türbe’de ölümü çok yakından hisseden yazar, bu eserlerle Şark’ta ölümle insanlar arasındaki uçurumun azaltıldığını düşünür. Tanpınar’a göre ferdî hayatı hatırlatan tek çizginin isim olduğu bu yapılardaki basit döşeme, ölüm gerçeğini yumuşatarak ‘yaşanan zamanla ebediyet arasında, aşılması çok kolay bir köprü gibi adeta üçüncü bir zaman teşkil eder.’ (Beş Şehir, s. 122-123) Ölümün türbenin her çinisine nakşolduğunu düşünen Tanpınar’ın, Hasan Âli Yücel’in ‘Bize koskoca bir devlet veren Osman Bey ve Oğulları, türbelerinde değil evlerinde yatarlar.’10 değerlendirmesini doğrular. (Beş Şehir, s. 124) Böylelikle, döneminde dünyanın en büyük ve en zengin devletine hükmeden padişah ve ailelerinin mütevazılığı ortaya konulur. Tanpınar’ı hayrete düşüren, benzeri görülmemiş bu hadise, doğrudan İslâm dini ve ahlâkı ile ilgilidir. İslâm’ın bütün Müslümanları eşit gören ve üstünlüğü sadece Allah’a yakınlıkla tanımlayan yönü, hanedan mensuplarını dünyadayken böyle yaşamaya, öldükten sonra da böyle kalmaya sevk etmiştir. Tanpınar’ın Bursa ve maziyi anlamaya çalışma sürecinde, çevresinde dönüp durduğu asıl mesele de aslında budur.

Tanpınar, Yeşil Cami’nin mimarî üslubu üzerinde de durur. ‘Beyazıd ve Süleymaniye’nin mükemmeliyetine ve ihtişamına doğru yol alan oluş hâlinde bir tekniğin bu camide en güzel ve en fazla telkin edici tereddütlerinden birini geçirdiği’ni kaydeder. (Beş Şehir, s. 125) Mimarînin bu olgunluğa erişmek için çok badireler atlattığını düşünür. Mimarînin bir özelliği olarak çini üzerinde de önemli değerlendirmeler yapar. (Edebiyat Üzerine Makaleler, 393)
Genel olarak, Tanpınar için Yeşil Türbe’nin manası sade mimarî üslubu, çinileriyle ölüm mefhumuna verdiği manadır. Yazar bunu şu cümleleriyle özetler: ‘Yeşil Türbe, Yeşil Cami der demez; ölüm, muhayyilemizdeki çehresini değiştirir, ‘Ben hayatın susan ve değişmeyen kardeşiyim. Vazifesini hakkıyla yapan fâninin alnına bir sükûn ve sükûnet çelengi gibi uzanırım…’ diye konuşur. (Beş Şehir, s. 110)

Gümüşlü: “Bir fecrin zafer aynası”… Osman Bey’in gömüldüğü bu eski Bizans manastırı kelimenin yapısı ve anlamı sebebiyle Tanpınar’ın hayalinde fecre tutulmuş sihirli bir ayna olarak parlamaktadır. (Beş Şehir, s. 110) Bu sebeple, Gümüşlü, Tanpınar’ın dünyasında şanlı maziden gelen bir yere sahiptir.

Muradiye: “Sabrın acı meyvası”… Muradiye, Bursa’daki diğer mekânlar gibi Tanpınar için mimarî özelliklerinin yanı sıra muayyen bir zaman içinde yaşamış birtakım insanların anıldıkları isimlerden biridir. Diğer tarihî eserler gibi Muradiye de Tanpınar için mazi dolayısıyla mana taşır. İkinci Murad’la Bursa mimarîsinin iç nizamının sağlandığını düşünen Tanpınar, bu yapıya ayrı bir önem vermektedir. Çünkü bu eserlerle Bursa, Türk ve İslâm şehri olmuştur. Cedlerin ‘Muradiye’de düşündüğünü’ (Beş Şehir, s. 130) söylediği bu mimarî yapı, ölümle bağlantılı olarak işlenir.

Emir Sultan Türbesi: Tanpınar, Emir Sultan’ın şahsından, türbenin mimarî özelliklerinden, geçmişte bu yapının ve şahsın içtimaî öneminden bahseder. (Beş Şehir, s. 126-128) Onda diğer mimarî eserlerden farklı bazı özellikler görür. Türbenin o dönemdeki bakımsızlığı karşısında Tanpınar geçmişteki hâlini tasavvur etmekten hoşlanır. Geçmişte, ‘Emir Sultan türbesi ve mescidi Bursa’nın hayatını zaman zaman etrafında toplayan merkezlerden biri’dir. (Beş Şehir, s. 126) Zamanında türbenin içi mücevherlerle süslüdür. Çevresi de bugün olduğu gibi çok güzeldir. Bu güzelliğin her bahar yenilenişinde burada Erguvan bayramı yapılır. Tanpınar’ın estetik zevkini tatmin eden bu bilgilere çokça yer vermesi tabiidir. Mimarî yapıyı ve bir veli olan Emir Sultan’ı daha ziyade bu estetik güzellik içinde tasavvur etmesi yazarın karakterindeki güzelliğe meftun kişiliği ile alâkalıdır. Bununla beraber, Tanpınar, Emir Sultan’ın şahsî hayatı, menkıbeleri ve toplumdaki yeri üzerinde de durur. Emir Sultan’ın Tanpınar için önemi, “On beşinci asır Türkiye’sinin halk muhayyilesine en fazla mâl olmuş çehresidir.” (Beş Şehir, s. 128) cümlesinde saklıdır.

2. Bursa Ovası
Tanpınar için Bursa Ovası ayrı bir önem taşımaktadır. “Bursa, biraz da bu ovanın güzelliğidir.” diyerek bu mekâna verdiği kıymeti ifade etmektedir. (Yaşadığım Gibi, s. 223) Yazar, Bursa Ovası’ndaki renk cümbüşüne ve ‘gözün lezzet alabilmesi için yetecek derecede büyük ve geniş’ olmasına hayrandır. (Beş Şehir, s.134-5; Yaşadığım Gibi, s.223) Beş Şehir’in son cümleleri onun bu mekân hakkındaki duyguları ile son bulur. Bursa’nın mimarîsini, tarihini, tarihî şahsiyetlerini düşündükten sonra gözünün önünde uzayan ova, ona huzur verici gelir.

Tanpınar için Bursa dağlarıyla, yeşilliğiyle, ölçülü genişliğiyle, ışık ve renk birlikteliğiyle bir sanat eserine benzemektedir. (Beş Şehir, 134-135) Bununla beraber, Tanpınar, Bursa Ovası’nın hak ettiği itibarı görmediğini düşünmektedir. Cumhuriyet’ten sonraki ekonomik bunalım, ovada çirkin bir mimarî yapılaşmaya sebep olmuştur. Eskiden kalma üslubun en çok devam ettirilebileceğine inandığı yer olan Bursa Ovası’nda tersi istikamette gelişmeler yaşanmaktadır. Tanpınar eşsiz üslubuyla bu olayın korkunçluğunu birkaç cümle ile özetlemektedir: “O Bursa ki, ovasını yavaş yavaş anlaşılmaz bir şehircilik gafleti dut yaprağını kemiren bir ipekböceği sürüsü gibi yiyip bitiriyor. Yakında Bursa ovasını ormanlarımız gibi hazin bir masal olarak hatırlayacağız.” (Yaşadığım Gibi, s. 206)

a) Sürgün Yeri Olarak Bursa
Tarihte pek çok ünlü devlet adamı, sanatçı ve edebiyatçıyı sürgün dolayısıyla ağırlamış olan Bursa, Tanpınar’ın eserlerine bu tarihî rolüyle de yansır. Tanpınar, Beş Şehir’de Viyana bozgunundan sonra Şeyh Vani Efendi’nin Bursa’da sürgün hayatı yaşadığını ifade eder. Edebiyat Üzerinde Makaleler’de de Akif Paşa ve Ahmet Vefik Paşa’nın Bursa’ya sürüldüğünden bahseder. (Edebiyat Üzerine Makaleler, s. 192, 208) Fakat şehrin sürgün yeri olarak tercih ediliş sebepleri ve bu tarihî şahsiyetlerin nasıl bir hayat geçirdikleri üzerinde durmaz. (Beş Şehir, s. 136)

b) Ruhaniyatlı Bir Şehir: Bursa
Tanpınar’ın Bursa ile ilgili olarak üzerinde durduğu en önemli hususlardan biri, şehrin tarih boyunca devam eden dinî merkez özelliğidir. Bursa’nın bu manevî ikliminden Batılı yazar ve şairler dahi etkilenmiştir. Öyle ki Henry de Regnier Bursa için ‘ilâhî şehir’, Andre Gide ise ‘kutsal yer’11 ifadesini kullanır. Evliya Çelebi’nin Bursa için ‘ruhaniyatlı bir şehirdir’ ifadesini, Tanpınar Bursa’nın bu yönünü en özlü şekilde anlatan bir değerlendirme olduğu için çok önemser. (Yaşadığım Gibi, s. 219)

Beş Şehir’de, Yaşadığım Gibi’de Bursa’nın mazisi anlatılırken dinî rolünün büyük bir yekûn tuttuğu görülür. Bunun sebeplerinden biri, Osmanlı’nın kuruluş ve gelişme dönemlerinde dış âlem fethedilirken tasavvufun iç âlemi zenginleştirmedeki önemli rolüdür. Tanpınar bu role çok değer verir ve yeri geldikçe İstanbul fethine kadar Konya ve Ankara ile birlikte Bursa’nın Türk iç dünyasının merkezi olduğunu; bu merkezlerin bir başka açıdan fethi tamamladıklarını düşünür. Yine yazarın ifadeleriyle, Bursa’nın fethinden sonra ‘o zamana kadar sadece zühd ve takva, sade kahramanlık mihverleri üzerinde dönen millî tarih birdenbire ilhâmî bir hava ile dolar, birdenbire iç âleme kapılarını açar.’ (Yaşadığım Gibi, s. 217) Geyikli Baba, Konuralp, Emir Sultan, Şeyh Edebali, İsmail Hakkı Efendi tasavvufî yönleriyle olduğu kadar şehrin toplumsal hayatındaki önemiyle de uzun uzun anlatılır. Tanpınar bir masal, bir rüya gibi anlattığı bu mazi olaylarına bugünden bakar. Tasavvufun ve erenlerin dönemin toplumsal hayatı içindeki rolünü çok ehemmiyetli görür ve Beş Şehir’de uzun uzun kahramanlık ve efsaneleriyle anlattığı kuruluş devri için ‘Hakikaten bu devir geleceği müjdeleyen rüyalarıyla, aşklarıyla, kahramanlıkları ve ermiş hikâyeleriyle tam bir destandır.’ demeden kendini alamaz. (Beş Şehir, s. 114)

Tanpınar’a göre, Bursa’ya ruhaniyat kazandıran asıl unsur mimarîdir. Bursa’nın fetihten sonra Türk kimliğinin yanında Müslüman kimliğini de kazanmasında mimarînin rolü çok önemlidir. Bursa’ya hâlâ devam eden bir manevî çehre kazandıran mimarînin arka planında Tanpınar’ın deyimiyle cedlerin ‘maddeye işlemesini ısrarla istedikleri bir ruh ve imanları’ vardır. (Beş Şehir, s. 130) Dolayısıyla Bursa’da hissedilen dinî iklim, mimarîde bilinçli bir şekilde sağlanmıştır. Tanpınar, bu sanat eserlerine ve sanatkârlara hayrandır. Bu eski sanatkârları, her dokundukları şeyi değiştiren, en eski bir unsurdan yepyeni bir âlem yapan kabiliyet sahibi müstesna şahsiyetler olarak görür. Dedelerimiz bu ruh ve onun etrafına taşırdığı imanla Bursa’nın ve İstanbul’un çehresini değiştirdiler. Tanpınar’ın iç dünyasında Bursa hep bu ruhaniyatı ile yer edinmiştir. Ona, Bursa’da her şey manevî çehresiyle görünür, Bursa’daki ‘taş dua eder, ağaç zikreder.’(Huzur, s. 245)

c) ‘Velhasıl Bursa Sudan İbarettir.’
Bursa’da Tanpınar’a ikinci zamanı yaşatan birinci unsur mimarî ise, ikincisi de su sesleridir. ‘Bursa’da Zaman’ şiirindeki ‘Su sesi ve kanat şakırtısından, Billur bir avize Bursa’da zaman’ mısraı bunun bir göstergesidir. Tanpınar’ın su seslerinin ördüğü bir âlem olarak gördüğü Bursa’da, su, maziyi hatırlatan bir öğe olarak kalmaz; estetik bir güzellik olarak da yer edinir. Yazar, Bursa’yı sudan ibaret bir şehir yapan Karaçelebizade’den bahsederken suyun şehrin güzelliğini arttıran ziynetler olduğunu söyler ve onu inci dizileri gibi dökülen ve akşamların gurbetinde büyük mücevherlerin parıltısıyla tutuşan gerdanlıklar olarak tasvir eder.

d) Bursa’da Rüyalar
Tanpınar, eserlerinde şehri, destanlaştırmak ve yüceltmekten çok şiirleştirmiştir. Şairâne bir dille anlattığı bu şehir, Tanpınar’ın rüyayı en çok yakıştırdığı mekânlardan biridir. Yazarın, zamanı ve maziyi çoğu zaman rüya ile birlikte kullanışı, bir mazi şehri olan Bursa’yı rüya şehri olarak ortaya çıkarmıştır.

Bursa üç özelliğiyle Tanpınar’da mazi rüyası kurar: Mimarî yapısı, burada yaşamış olanların ruhaniyatı ve tabii güzellikleri. Özellikle Tanpınar’ın zihninde Bursa ile Osmanlı özdeşleşmiş gibidir. Osmanlı devrinin bir döneminin en gözde şehri olan ve içinde yatan ölüleriyle bu iklimi hâlâ koruyan Bursa şehri, Tanpınar’da mazi rüyasına açılan bir penceredir. (Yaşadığım Gibi, s. 128) Yani Bursa etrafında mazi ve rüya kavramı birbiri içine girmiş gibidir. Beş Şehir’in Bursa’yla ilgili bölümünde yer alan cümleler, Bursa çerçevesinde rüya ve mazi birlikteliğini göstermektedir: “Şimdi iyice anlıyorum ki demin etrafımda dolaşan uçuşlarının fantezisine hayran olduğum güvercinler aslında bu şeffaf âleme ait, ondan bizim dünyamıza açılmış rüyalardan başka bir şey değildir. Bu âlemde her şey var. Geçmiş günlerimiz, hasretlerimiz, ızdıraplarımız, sevinçlerimiz, ümitlerimiz, hepsi orada kendi hususiyetleri yapan renklerle mevcut.” (Yaşadığım Gibi, s. 128)

Yazar burada rüyayı maziyle beraber kullanmakta ve mazi ile hâlin birlikte yaşandığı Bursa şehrinde, mazinin yaşandığı ikinci zamanı, gerçek zamandan farklı bir rüya hâli olarak ifade etmektedir.

***
Bursa, Türk hâkimiyetine girdiği andan itibaren Türk kültür tarihinin önemli merkezlerinden biri olarak kültürün üretildiği mekân olma vasfını kazanmıştır. Klasik Türk edebiyatından günümüz edebiyatına uzanan çizgide ele alınan mekânların başlıcalarından olan Bursa üzerine, kültür adamlığıyla sanatkâr bakışını birleştirmek suretiyle farklı bir anlayışa ulaşan Tanpınar’ın bu şehirle olan irtibatı ise kendine mahsus bir hâl taşımaktadır.

Her yazar, bir problem etrafında eserini inşa eder. Bu meyanda Tanpınar’ın ele aldığı konulardan biri olarak Bursa’yı da saymak mümkündür. Tanpınar, Bursa’nın hemen her unsuru üzerinde ayrı ayrı durarak, bu şehri adeta bir sanat atmosferinde yeniden inşa eder. Alaine’ın ‘Düşünmek için durmak lazımdır.’ düsturunu gerçekleştirircesine Tanpınar, Bursa karşısında, Bursa içinde durmuş düşünmüş ve onu inşa etmiştir.


Tanpınar’a göre Bursa, bir medeniyetin kristalize olmuş öz temsilcisidir. Bu sebeple onda olan her şey bir efsunla örtülüdür. Bu efsun, Bursa’yı Tanpınar’ın dünyasında bir lirik şiir olarak inşa eder. Aynı zamanda Bursa, bir roman edası da kazanır. Bütün cedlerin, bütün bir medeniyetin estetik çerçevede geçit resmi yaptığı bir roman.

Kaynaklar
Huzur, Dergah Yayınları, İstanbul, 2000
Mahur Beste, Dergah Yayınları, İstanbul, 1999
Hikayeler, Dergah Yayınları, İstanbul, 1999
Beş Şehir, Dergah Yayınları, İstanbul, 1999
Şiirler, Dergah Yayınları, İstanbul, 1998
Edebiyat Üzerine Makaleler, Dergah Yayınları, İstanbul, 1995
Mektuplar, Dergah Yayınları, İstanbul, 1992
Yaşadığım Gibi, Dergah Yayınları, İstanbul, 1996
Gaston Bachelard, Mekânın Poetikası, Kesit Yayıncılık, İstanbul, 1996
Engin Yenal, Bir Masaldı Bursa, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1996
Naci Kum, ‘Tanzimat Devrinde Bursa’, Uludağ, Bursa, nu.24, 1939
Mehmet Kaplan, Tanpınar’ın Şiir Dünyası, Dergah Yay., İstanbul, Tarihsiz., s.15
Mustafa Şekib, Bergson ve Manevi Kudrete Dair Birkaç Konferans, İstanbul, 1934, s.3
Sabahattin Eyuboğlu, ‘Tanpınar’da Zaman’,Yeni Ufuklar, nu.130, 1963

Dipnotlar
1. Ahmet Necdet,’Eski Şiirimiz ve Bursa’, (Engin Yenal, Bir Masaldı Bursa, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1996’nın içinde, s. 443 )
2. Murat Yurtsever,‘Edebiyatımızda Şehrengiz Geleneği, Lamii Çelebi ve Bursa Şehrengizi’ adlı yazısında Bursa şehrengizleri hakkında detaylı bir bilgi verir. (Engin Yenal, Bir Masaldı Bursa, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1996 s. 445 )
3. Tanzimat devrinde Bursa’nın rolü için bkz:, Naci Kum, ‘Tanzimat Devrinde Bursa’, Uludağ, Bursa, nu.24, 1939
4. Mehmet Kaplan, Tanpınar’ın Şiir Dünyası, Dergah Yay., İstanbul, Tarihsiz., s.15
5. a.g.e., s.124
6. Keçecizade Fuad Paşa’nın sözü
7. Mustafa Armağan, ‘Şehir Asla Unutmaz’ adlı yazısında, Tanpınar’ın ‘Unutulan şehir’ dediği Bursa’nın kolay kolay payitahtlık arzusundan vazgeçmediğini anlatır. Bursa’nın arkasında hep bir güç olarak Anadolu vardır. Dolayısıyla hemen her ayaklanmada Bursa’nın başkent olduğu bir Anadolu hayali gündeme gelmiştir. İmparatorluğun çöküş yıllarında ise, Bursa’ya bakış değişmiş,İstanbul düşerse Bursa’ya sığınılabilineceği düşünülmüştür.Ayrıntılar için bkz: Mustafa Armağan,’Şehir Asla Unutmaz’, (Engin Yenal, Bir Masaldı Bursa, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1996’nın içinde, s. 560)
8. Miladi :1855
9. Söz konusu yangın için bakınız: Naci Kum, ‘Tanzimat Devrinde Bursa’, Uludağ, Bursa, nu.24, 1939, Mustafa Armağan, Bursa Şehrengizi, İz Yay., İstanbul, 1998, s.19
10. Hasan Ali Yücel,’Bursa, Bir ‘dış’ Değil, Bir ‘İç’tir.’ (Engin Yenal, Bir Masaldı Bursa, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1996’nın içinde, s. 517)
11. Andre Gide, ‘Bursa Yeşil Cami’, ((Engin Yenal, Bir Masaldı Bursa, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1996’nın içinde, s. 495)