Bursa Arşivi






 

                         Kaygısız Bursa

                                                                    Oğuz Kanbir /oguzkanbir@gmail.com   

      Bursa sadece güzel bir şehir değildir. Kendine has kişiliği olan bir şehirdir. Tarih boyunca kendinden söz ettirmiştir. Şaşırtıcı tarihi olaylara mekân olmuştur. Ama hiçbir şey olmamış sanki onca şey yaşamamış gibi hep taze ve kaygısızdır.

          Belki de sürekli göç almasıyla ilgili bir şey bu. Öyle sadece iç göç değil. Balkanlardan, Kafkasya’dan, İran’dan son yıllarda ise Türki Cumhuriyetlerden gelen göçmenlerle beraber sanki şehir her seferinde yeni gelenlerin gözüyle görülmüştür. Hep yeni bir mekanmış gibi ilgi algılanmıştır.

           M.Ö 200’ de filleri Alplerden geçirip Romalılarla savaşan; yenilince, kaçıp taa Bursa’ya kadar gelen Kartacalı ünlü komutan Anibal’de bu şehrin göçmenidir. Hatta tarihe Yeşil Prusia (Bursa) şehrinin planlarının Anibal tarafından çizildiği kaydı düşmüştür. 

          Dönemin Bizans hükümdarlarından biri ikonaların put olduğunu öne sürerek İsa ve Meryem heykelleri önünde ibadeti yasaklayınca Bursa farklı bir göç dalgasına uğradı. Dünyanın her yanından Orta doğudan,  Avrupa’dan bu karara direnen dindar muhalifler Bursa’ya göçtüler; Olimpos’a sığındılar. Roma orduları dağdaki keşiş barınaklarına baskınlar verdiler. Bu nedenle bu barınakların biri giriş diğeri kaçış kapısı olmak üzere hep iki kapısı oldu. Neden sonra ikonlar serbest kaldığında göçmen dindarlar bu dağda yerleşik oldular. Bu nedenle Türkler geldiklerinde buraya “keşiş dağı” dediler.

           Üç büyük ilçesinin adı etrafında da hep farklı göçmen öyküleri olmuştur.

          Osmangazi, Bursa’yı fethetmek istedi; olmadı. Bilecik fethi sırasında esir ettiği Yarhisar tekfurunun kızı Holofira’yı oğlu Orhangazi ile evlendirdi. Daha sonra Nilüfer Hatun olarak tanınacak bu gelin eşinin 1326’da Bursa’yı fethetmesiyle şehrin tarihine ismiyle kazındı. Osmanlı için başşehir oldu.

          Osmangazi merkezde sıkışmış bir ilçe konumunda iken Nilüfer batıya doğru giderek büyüyen modern bir ilçe olarak dikkat çekiyor.

          Şehrin doğusunda kalan Yıldırım ise hala doğudan göç alan bir yerleşkedir.

          Oldukça sinirli ve fakat uzak görüşlü olduğu söylenen bir padişah olan Yıldırım Beyazıt çocuklarına İsa, Musa ve Muhammet  (Mehmet) adını koyarken rivayet edilir ki her üç dini birleştirmeyi düşünmüştü. Padişahın yaptırdığı Yıldırım cami de aynı yerdedir. Yine rivayet edilir ki veziri Ali Paşa “kendinden daha yukarda bir yerde” yani Tahtakale’nin üstündeki aynı isimli semtte yaptırdığı cami için kellesinden olmuştu. Belki de bahanesi buydu, bilinmez. 

         Yine Hacivat’la Karagöz’ün Ulucami inşaatında dalga geçip işi yavaşlattıkları için Yıldırım’ın hışmına uğradıkları söylenir.

          Bir tek Emirsultan semtine adını veren Buhara’dan göçmen gelen Emir Sultan Hazretleri kurtarabilmiştir canını; bu yalazı tepesinden çıkan padişahtan! Hikâye bu ya; padişah seferdeyken kızı Hundi Hatunu şehre göçmen gelen bu derin hocaya nikâhlarlar. Ancak Yıldırım geri döndüğünde küplere biner. Kelle ister. Araya girerler. O da hocayı gördüğünde anlar ki; düşünde kendisine görünen ve zafer kazanmasını sağlayan evliyan karşısında damadı olarak duran kişidir. Nikâhı onaylar. 1402 Ankara savaşında Timur’a esir düştüğünde bir kafes içinde teşhir edilmek ona çok ağır gelir. Damadı evliya da olsa kırılan onuru için intihar eder. Dinleri birleştirmeyi düşünerek isim verdiği çocukları arasında Fetret devri olarak anılan iktidar mücadelesi başlar. Bugün Emirsultan dan baktığınızda Yıldırım camii sanki biraz hüzünlü bir ışıltı saçar gibidir.   

           Yıldırım ilçesi içindeki Setbaşı köprüsünün hemen sağındaki bina bugün her katında bir filmin oynadığı sinemadır. Burası 1920’de işgalci Yunan kuvvetlerinin karargâhıydı. İşgalcilerin merkezine hiç de uzak olmayan Gökdere’ye bakan kimi evlerin bodrum katları ise Kuvay-ı Milliye direnişçilerinin hücre evleriydi. İşgale direnen Alevi Şehitler köyü büyük kayıp vermişti ama Bursa direnişin de simgesi olmuştu.

          Gerçi Umurbey’li Celal Bayar mecliste Bursalıları işgale karşı pasif kalmakla eleştiren milletvekillerine şu cevabı vermek zorunda kalmıştı: “Efendiler işgal kuvvetlerine Bursa şehrinin anahtarını teslim edenler Bursa emekçileri, Bursa halkı değil kendini bilmez bir avuç burjuvazidir” diye.

           Çok daha uzun yıllar sonra; aynı Setbaşında ki bir apartman dairesinde 1979 İran İslam devriminin lideri Ayetullah Humeyni sürgün mü göçmenlik mi olduğu pek belli olmayan haliyle ikamet etmişti.

            Bursa sadece güzel bir şehir değildir. Kendine has kişiliği olan bir şehirdir. Sanki tarih boyunca on binlerce göçmen öyküsünün iç içe geçtiği bir zaman girdabı şehrin ruhunda esip durmamış gibi hep taze ve kaygısızdır bu şehir! Hep taze ve kaygısız!