Bursa Arşivi






 

                                Bursa'nın Trajedisi                                

                                                                                                           Alper Can 

            Şehrimiz, insanların yaklaşık olarak MÖ 3000 lerden beri kentler kurduğu düşünülürse, çok genç bir şehirdir.Yaygın kabule göre Bursa, MÖ 180' ler civarında Kartacalı komutan Hannibal’in planlamaları sonucunda Bithynia kralı I. Prusias’ın gözetiminde kurulmuştur.

     Kentin kurulması ile ilgili ayrıntıları daha iyi anlayabilmek için o zamanki  siyasi duruma bir göz atmamız gerekecek. Roma İmparatorluğu Kuzey Afrika’da kurulmuş olan Kartaca Krallığı ile uzun yıllar süren 3 savaş yapmıştır. Bu savaşların ikincisinde Kartacalı komutan Hannibal’in yıldızının parladığını görüyoruz. Roma, Ana Tanrıça Kybele’yi Anadolu’dan ithal ederek Hannibal’i yendi. Roma’yı bir gün ele geçirmek düşlerinden  vazgeçmeyen Hannibal tekrar güç toplamak için Bursa ve İzmit civarında hüküm süren Bithynia Krallığı'na sığınır. Hannibal önce kral I. Prusias’a askeri ve strateji konusundaki dehasını kabul ettirmek, sonra da kafasında Roma’ya  karşı kurduğu planlar için destek sağlamayı umuyordu. Bursa’nın kurulması bu  döneme rastlar. Başkenti Nikomedia (İzmit) olan Bithynia  Krallığı Bergama Krallığı ile Balıkesir ve Çanakkale’yi içeren Mysia bölgesi için savaşıyordu. İzmit ile Mysia bölgesi arasındaki uzun mesafe Bithynia birliklerine ikmal yapma şartı vermiyordu. Arada bir noktada kurulacak bir  askeri birim, ordunun ikmalini kolaylaştıracaktı. Bu ihtiyaç Hannibal’i harekete geçirdi. Bir asker ve stratejist olan Hannibal bölgeyi bu gözle taradığı zaman Bursa’nın ilk kurulduğu yer olan Tophane sırtlarını buldu. Sırtını Uludağ’a dayamış olan bu bölge savunulmasının  kolay olması ve İzmit ile Mysia  arasında bir ikmal noktası olacak özellikleri taşımasından dolayı uygun gözüküyordu. Kentimiz bu şartlar içinde  kuruldu.

      Anlaşıldığı gibi Bursa bir askerin gözünden, askeri ihtiyaçlar düşünülerek kurulmuştur. Oysa şehir kurulması konusuna sivil bir gözle bakarsak bazı soru işaretleri doğabilir.

      Şehir kurulumu sürecinde ilk düşünülen öğe şehrin korunaklı ya da kolay savunulabilir olmasıdır. Kuşku yok ki seçilmiş yer bu açıdan uygundur. Ne var ki Uludağ’a yaslanmış kayalık bir düzlük üzerinde kurulacak kent ileride genişleme açısından yer sorunu çıkarabilir. Genişleme halinde yeni  yerleşimlerin ovaya doğru olabileceği akla geliyorsa da, bu durumda düz ovada savunma sorunu yeniden baş gösterir. Bu açıdan en uygun çözüm hafif bir eğimle dağa yaslanmış daha geniş bir düzlüktür. Hafif eğim, taraçalar açılmasıyla kentleşmeye elverişli düzlükler sağlanmasına müsaade eder. Şehircilikte tüm zamanlar için geçerli önemli bir kuralın Bursa’nın kurulumunda ihlal edildiğini görüyoruz. Bu kural güneye bakan kentlerin her açıdan daha sağlıklı olacağı kuralıdır. Bu durumda (kuzey yarım küre için) soğuk kuzey rüzgarlarından korunmak  ve güneşten daha çok faydalanmak mümkün olur. Tarihte bu kurala uygun kurulmuş şehirler çoktur.

       Bu birkaç kuralı önümüze koyduğumuzda insanın aklına şu soru geliyor: Acaba  Bursa’nın kurulması için daha uygun bir yer bulunamaz mıydı?

     Şehrin kolay korunması kuralına göre bir tepe ya da dağ bulmamız gerekiyor. Buna göre adaylar Uludağ, Katırlı Dağları ya da Gündoğdu Tepesi olabilir. Bu yerlerin hepsi de bir yükselti olduğu için şehrin kolay korunabilmesi kuralını sağlarlar. Kentin güneye bakması kuralını uygularken Uludağ zorluk çıkaracaktır çünkü bu durumda Bursa’yı şimdiki Tavşanlı gibi Uludağ’ın güneyine kurmak gerekecekti. Bu da planlanan yerin epey uzağı demektir. Katırlı Dağları’nın ve Gündoğdu Tepesi'nin güney yüzleri bahsedilen iki şartı sağlıyorlar. Fakat Gündoğdu’nun burada Katırlı’ya göre bir avantajı var. Çünkü hemen arka yüzü yani kuzeyi Gemlik Körfezi.Kara ulaşımının  ancak çok sonraki çağlarda popüler olduğunu hatırlamamız gerekiyor. O günün teknolojisiyle büyük  miktarda malı ya da çok sayıda insanı bir yerden bir yere nakletmenin en uygun yolu deniz yoluydu. Bu yüzdendir ki, insanlar ilk çağlardan beri en uzak noktalara kadar  ancak deniz yoluyla gidebilmişler ve deniz araçları kara  araçlarından çok daha önce gelişmiştir. Bu durum Gündoğdu’ya önemli bir avantaj kazandırıyor. Üstelik  İzmit, İstanbul, Gemlik üçgenine çok yakın bir bölgede. Ayrıca denizden gelen ve gidenlerden çok rahatlıkla haberdar olunabilecek bir konumda. Belki kentimizi bir  asker değil de bir şehir  plancısı kursaydı (ilk çağın en ünlü şehir plancısı Anadolulu bir hemşehrimizdir: Hippodamos) , Gündoğdu’nun güney sırtını tercih edebilirdi.

     Kentimizin bir yandan trajedisi, bir yandan da talihi şudur ki; bir asker tarafından savaşta stratejik fayda sağlaması için kurulan şehrimiz tarihinde   büyük bir savaş görmemiştir. Osmanlıların Bursa’yı alması sırasındaki çatışmaları ve Kurtuluş Savaşı’nda, iki ordunun karşı karşıya gelmediği Yunan işgalini  saymazsak, Bursa tarihi boyunca barışın egemen olduğu bir kent olmuştur.