Bursa Arşivi






 

                           İnegöl ve Kent Müzesi

                                                                              Ekrem Hayri Peker                        

              Çocukluk ve ilk gençlik yıllarınızın geçtiği kentlere dönmek nasıl bir duygudur biliyor musunuz? İlkokul, ortaokul ve liseyi okuduğunuz kenti arkanızda bırakıyorsunuz ve dönmemecesine ayrılıyorsunuz. Üniversite yaşamınız başlıyor. Her şeyi geride bırakıyorsunuz.: çocukluk, ilk gençlik anılarınızı, arkadaşlarınızı. Oralı da değilseniz sizi geri çağıran olmuyor. Sade anılar mı? Top oynadığın arsaları, düven sürdüğün çayırları, kana kana su içtiğin, yüzdüğün dereleri, bisikletle gezdiğin caddeleri, arkadaşlarınızla toplanıp bisikletlerle gittiğiniz piknik yerleri, Cerrah’ı, Kazancı Yokuşu’nu ve Oylat’ı, yürüyüş yaptığın bakir doğa, özenip meyvelerini topladığın erik, vişne, kiraz bahçeleri, balık tuttuğun dereler, dönüş yolunda köpeklerin kovaladığı köyler, hepsi geride kalır. Oturduğun, bahçesinde kim zaman tavuk, kimi zaman tavşan beslediğin, çiçek ektiğin bahçeli evler, artezyenlerin aktığı sokaklar, Osmanlı mimarisinde yapılmış ahşap evler, konaklar. İkinci, üçüncü sınıf şarkıcıların ya da sönmüş yıldızların gelip konser verdiği Hastane Parkı ve Kavaklar altı Parkı. Hafta sonları gittiğimiz üç film gösteren sinemalar. Bazen gelen filmlere sınıf sınıf giderdik, On Emir, Ben Hur gibi.

            TÖS’lü öğretmenler metruk bir binayı tiyatro yapmışlardı. Her gece tıklım tıklım dolan bu tiyatro 12 Mart döneminde kapandı. Oysa neler seyretmiştik orada. AST tiyatrosu, Cibali Karakolu, Genco Erkal’dan “Bir Delinin Hatıra Defteri”. Kapanan bina yine bir ilk yaşattı İnegöl halkına. İnegöl’ün ilk pavyonu bu binada açıldı.

              Ankara yönünden şehre girip sola uzanan ilk caddeye döndüğünüzde sizi sandalye yapan bir fabrika, yağhaneler, demirciler ve Roman vatandaşların oturduğu evler karşılardı. Daha ilerisinde İnegöl mobilyacılarının bulunduğu küçük bir sanayi sitesi yer alıyordu. O zaman Bursa’nın en büyük ilçesi olan İnegöl bir tarım kentiydi. Meyve-sebzenin yanı sıra ayçiçeği, buğday, tütün yetiştirilirdi. Simidi ünlüydü İnegöl’ün. Simitçiler “Eskişehir unundan, Uludağ’ın suyundan, yeni çıktı fırından, Beyaganın elinden”diye bağırırlardı. Ankara yolu o zamanlar şehir içinden geçerdi. Eski tahılı bırakıp şehir merkezine gelirken sizi ismi Cuma Cami diye anılan Yıldırım Bayezıt devrinde yapılmış Yıldırım Bayezıt Camisi karşılar. Arkasında da Fatih devri vezirlerinden İshak Paşa’nın yaptırdığı bir külliye vardı. Bakırcıların kullandığı, şimdi şehir kütüphanesi olan medrese, karşısında İshakpaşa cami..Caminin arkasında türbesi, türbenin yanında şimdi yıkılmış sıra dükkanlar vardı.Karşısında küçük bir kapalı çarşı.Daha ilerisinde İnegöl’ün çarşısı bulunurdu.Tarihi belediye binası buradaydı .Ramazanlarda iftar saatinin başlangıcını öten siren haber verirdi. Kurt ulumasına benzetirdik sesini. Hükümet binası, Ziraat Bankası, şimdi yerinde bir caminin olduğu sinemanın bulunduğu meydanda Atatürk Heykeli vardı. Tüm okullar toplanır, halkın alkışları arsında resmigeçit yapardık.19 Mayıs şehir stadyumunda kutlanırdı. Liseyi bitirmemize yakın bir bölümüne beton tribünler yapıldı. Bazı özel günlerde bir manga asker gelip Atatürk Heykelin önünde ihtiram atışı yapardı.

         Meydandan sola doğru büyük bir bulvar uzanırdı. Hastaneye kadar uzandığı için Hastane Caddesi dediğimiz Atatürk Bulvarı isimli caddede tütün depoları, hal binası, ortaokul (sonra lise eklendi) ve hastane bulunurdu. Hastanenin idari giriş kapısının bulunduğu küçük bahçesinde bir fıskiye vardı. Nasılsa oraya tutunmuş bir kavak tohumu büyüdü, büyük bir fidan ve hastane yıkılmadan önce ağaç haline geldi. Evet, Ateşten Gömlek filminin çekildiği sivil mimari örneği bu yapı yıkıldı. Tıpkı okuduğum Gazipaşa İlkokulu gibi. Caddenin sonundaki kavaklık sonra park oldu. Kavaklığın yanında son dönemlerinde panayırların da kurulduğu geniş çayırlığa sırasıyla sanat okulu, dispanser, hapishane ve son kalan parsele de devlet hastanesi kuruldu. Buradaki koru da diğerlerinin akıbetine uğrayıp yok oldu. Sanat Okulu’nun güzel bir gösteri salonu vardı. Burada Gazanfer Özcan ve Gönül Ülkü’nün, Münir Özkul’un temsil verdiğini hatırlıyorum. Aklımda kalan oyun “Hangisi Kocası” adındaki oyundu. Gazipaşa İlkokulu muhteşem bir binaydı Eski bir konak olan bina okula çevrilmişti. Girdiğimizde solda merdivenlerle çıkılan iki oda vardı. Sağdaki merdivenlerden üst katlara çıkılırdı. Üç katlı bir yapıydı. Çatı katındaki harita odasında bir iskelet bulunurdu. Okulumuzun geniş bahçesinde tiyatro ve benzeri gösteriler için kapalı bir salonumuz vardı. Tiyatro grupları oyunlar sergiler, körler derneğinden gelen kör müzisyenler konser verirlerdi. O günlerde bizlere zorla içirilen “süt tozu” vardı. Amerika’dan bizim gibi ülkelerin kalkınmasına yardım için gelen “yardım gönüllüleri” yanlarında ABD imalatı süt tozunu da getirmişlerdi. Amerikalıların bu yardımını reddedip içmezseniz ikna için öğretmenlerimizin tokatları devreye girerdi.

           Bisikletlerimize binip İnegöl’ü dolaşmaya devam edelim. Atatürk Bulvarı yani Hastane Caddesi üzerinde halkın deyimiyle elektrik İşletmesi vardı. Yani İnegöl’e elektrik veren jeneratörler buradaydı. Aynı cadde üzerinde hal vardı. Hal binasına varmadan önce Teksas Meyhanesini görürdünüz. İlk gittiğim meyhane balık pazarındaydı. Üniversiteliydim, arkadaşım Levent’le beraber gitmiştik. Müzisyen abilerimiz İsmet ve Nuri de arkadaşlarıyla oradaydı. Meyhaneye yabancılığımız anlaşılan o kadar belliydi ki İsmet abimiz yanımıza gelip “Çocuklar siz en iyisi bara gidin, buraya uymuyorsunuz” demişti.

         Hastane caddesine girerken sağa bir yol ayrılır, sizi doğruca Cerrah Köyü’ne götürürdü. Bisikletlere atlayıp sıkça gittiğimiz Cerrah’ta Mayıs başında öğretmenlerin “Helva Günü” kutlanırdı. Nerdeyse bütün İnegöl oraya taşınırdı. Cerrah deresine kurulmuş türbinler İnegöl’ün elektriğini sağlardı. İnegöl enterkonnekte sisteme bağlandıktan sonra 15 kadar köye elektrik vermeye devam etti. Suyunun çok olduğu dönemlerde dev kayaları sürükleyen derede sakinleştiği devrede serpmeyle balık avlayan insanları görürdünüz. Dere kenarında gezerken aniden derinleşen yerde boğulma tehlikesi geçirmiştim.

       Hükümet Konağının arkasında İnegöl’ün ilk yerleşim merkezi olan Sinan Bey Mahallesi vardı. Bir kazı yapılabilse ilk yerleşimin ne zaman yapıldığını öğrenebilirdik. Sinan Bey Mahallesinin bitiminde Kaşıkçıoğlu İlkokulu vardı. Bu okulun mehter takımı kurduğunu hatırlıyorum. Yenişehir yolu buradan geçiyordu. Askerlik şubesi de buradaydı. Bu semtte İnegöl’ün son hanı vardı. Bir arkadaşımın dedesine ait olan bu hana İnegöl pazarının kurulduğu Perşembe günleri köylüler,  atları, eşekleri, çok seyrek de öküz arabalarıyla gelirler, hayvanlarını buraya bırakıp pazara giderlerdi. Getirdiklerini satarlar, ihtiyaçlarını alıp akşama doğru hana gelirlerdi. Hancının parasını ödeyip köylerine dönerlerdi. Sinan Bey mahallesiyle Ankara Caddesi arasında iki tarihi hamam yer alırdı. Sinan Bey veYıldırım Hamamları. Hamam ayrı bir kültür, gitmek ayrı bir ritüeldi. İshak Paşa külliyesine ait hamam kafamda pek bir iz bırakmamış

            Mehter Takımı değinmeden geçemeyiz. Geçmişi uzun yıllar öncesine dayanan mehter takımı her resmi bayramda resmigeçit yapardı. Eski belediye başkanlarından Kemal Özkan’ın öncülüğünde kurulan bir dernek mehter takımını kurmuştur. Mehterana yurt içinden ve dışından sürekli davetler gelirdi.

           Hükümet alanından Bursa’ya uzanan cadde üzerinde sol tarafta üst katı Kız Sanat Enstitüsü olarak hizmet vermiş Ticaret ve Sanayi Odası binası vardı. Binanın bahçesinde uzun yıllar koza üreticileri kozalarını sattılar. Bir zamanlar Bursa ipekçilik merkeziydi. Sonra Çin’dan gelen ucuz ipeklilere tedbir alınmayınca üretim bitti. Aynı bahçe yazları düğün için kullanılırdı. Kız Sanat Enstitüsünü geçtikten sonra tarihi binadaki Jandarma Karakolunu görürsünüz. Hemen bitişiğinde ise İnegöl’e ilk geldiğimiz yıllarda sinema ve tiyatro binası olarak da kullanılan tarihi Halkevi binası vardı. Burada ünlü tiyatrocumuz Muammer Karaca’nın “Cibali Karakolu” adlı oyununu izlemiştim. Şimdi de düğün salonu olarak kullanılıyor. Cadde üzerinde sağda yazlık Marmara sineması vardı. Şimdi yerine apartmanlar dikilmiş. Nüfus 30.000 lerdeyken üç kışlık, üç yazlık sinema vardı. Nüfus 200.000 oldu, şimdi bir sinema salonu yok.

             Ortaokulda öğrenciydim. Okulların açılmasına yakın bir arkadaşımla okula gitmiştik. Okulumuzun emektar hademesi rahmetli Halil Ağa yardımcısıyla spor salonunun yanındaki malzeme deposunu boşaltıyordu. Serilen brandanın üzerinde neler yoktu ki: Flöre, epe müsabakaları için kılıçlar, yüz maskeleri, kayak takımları, daha akla hayale gelmeyen birçok spor aletleri. Anlaşılan yeterince çürüdüğüne karar verilmiş, bir hurdacıya verilmek üzere depodan çıkarılmış. Bu malzemelerin ve okuldaki piyanonun halk evlerinin kapatılması üzerine İnegöl Halkevi’nden alınıp ortaokula verilen demirbaşlar olduğunu öğrendim. Düşünün 1940 ‘lar da on-onbeş bin nüfuslu İnegöl’deki halkevinde piyano buluyordu. Tiyatro vardı. Yetmezmiş gibi kılıç, kayak, voleybol, basketbol takımları vardı. Gerilemeye bakın. Sanırım 1965 yılında kutladığımız 19 Mayıs bayramında model uçaklar uçurulmuştu. Bir daha uçmadılar. Yine o yıllarda ortaokuldaki izci ağabeylerimiz izci kamplarına giderdi. Biz ortaokula başladığımızda bu adet de ortadan kalktı. Hüzünlü anıları bırakıp yolumuza devam edelim.

          İnegöl çıkışında birbirinden güzel, çoğu üç katlı sivil mimari örneği evlerden oluşan Boşnak mahallesi yer alırdı. Sola uzanan cadde ise Kavaklar Altı’na giderdi. Yüksek duvarlı bir çay bahçesinde konser vermeye gelen birçok eski ve ünlü şarkıcıyı hatırlıyorum. O zamanlar belediye otobüsü yoktu. Sanırım 1970’lerde iki otobüs alındı. Her yere ya yürüyerek ya da bisikletle giderdik. İnegöl’den Bursa’ya giden yolun başında Köseleciler’in benzin istasyonu vardı. İnegöl’ün en büyük kitap ve kırtasiye dükkanı onlarındı. Sonra soğuk hava deposu, sunta fabrikası ve boya üreten Kentaş fabrikası vardı. Onların biraz ilerisinde Fenerbahçe’nin eski başkanlarından Faruk Ilgaz’ın tuğla fabrikası bulunurdu. Hemen yakınında Demirören Ailesinin yaptırdığı Marmara Yağ ve Margarin Fabrikası nedense açılmadan kapandı. Yolun sağında şimdi Organize sanayi bölgesinin yer aldığı hava alanı bulunurdu. İkinci dünya savaşı sırasında cephe gerisinde bir üs olsun amacıyla yapılmış Kalburt deresine kadar uzanan hava alanı pisti bisiklet ve motosikletlerimiz için yarış alanıydı. Yer yer parçalanmış beton bloklar arasında çiftçiler ürünlerini kuruturlardı. Ayrıca hayvan otlatılırdı. Türkkuşuna ait pervaneli uçaklar gelmişti bir ara. Pervaneli uçaklar İnegöl üzerinde uçup tanıtım bildirilerini atmışlardı. On liraya İnegöl üzerinde bir tur attırıyorlardı. Çok pahalı geldiği için binememiştim. Havaalanından sonra tarihi Akhisar köyü yer alırdı. Burası İnegöl gibi bir tekfurlukmuş. Köydeki höyük hala kazı için bekliyor. Havaalanını geride bırakıp Kazancı Bayırı’na doğru devam ederken yolun üzerinde eski bir değirmen vardı. Arkadaşım Kemal Süphan Eş’in ailesine ait bu değirmen 1960 lı yıllara kadar faaliyetteydi.1940’larda yanı başında bir jandarma karakolu yer alırmış. Yol ve çevre köylerin güvenliği için yapılmış bu karakol 1950’lerin sonunda yıkılmış. Bisikletlerle yola devam ettiğimizde eski Bursa yolu üzerinde yer alan Kazancı Bayırı’na gelirdiniz. Burası batıdaki son noktamızdı. Kazancı Bayırı piknik yeriydi. Bazen sınıfça gelirdik. En büyük eğlencemiz yangın gözetleme kulesine çıkmaktı. Piknik yerinin karşısındaki köylerde çilek yetiştirilirdi. Şimdi yol boyu mobilyacılarla, villalarla doldu. Eski havaalanı ve civarı organize sanayi bölgesi oldu. Şu an derelerde balık yok.Mobilyacıların olduğu küçük sanayi ile Bedre deresi arasında tarlalar vardı.Şimdi mobilya atölyeleri Bedre deresini de geçti,derenin ötesindeki tarlalarda fabrikalar,atölyeler kuruldu.Romanların oturduğu,yağhanelerin,demircilerin bulunduğu cadde değişti.Mobilyacıların “showroom” larının yer aldığı bir cadde oldu.

          Anlatmadığım tek yer kaldı, Oylat. Daha 1960 lı yıllarda Türkiye’nin her yerinden ziyarete gelinirdi. Oteller o yıllarda yapılmıştı. Tek katlı barakalar, üstlerine ısı geçirmesin diye otlar konmuş çadır odalar vardı. Mevcut iki havuzun biri erkekler, diğeri kadınlar içindi. Bisikletlerle Oylat’a kadar giderdik. Bir iki arkadaşımız piknik tüpü ve nevaleyi alır, minibüsle bizden önce giderdi. Piknik yerinde buluşurduk. Otellerin ötesindeki ormanda yürüyüş yapar dönerdik. O zamanki minibüs ve otobüslerin üzerlerinde bagaj koymak için yapılmış yerler vardı. Minibüsçüler yarı fiyatına üstte yolcu taşırlardı.

       İnegöl’de iki maden suyu kaynağı ve şişeleme tesisi vardı. Çitli ve Kınık. Çitli zaman içinde söndü ama Kınık maden suyu gelişerek bu güne geldi. Nüfus 30.000 den 150.000'e çıkıp tarım kentinden sanayi kentine dönüşünce başta doğa her şey değişti. Önce çayırlar mobilya sitelerine arsa oldu. Çoğu kavaklık bir çok fidanlık, koruluk vardı, hepsi ortadan kalktı.Tarlalar ev ya da iş yeri oldu.Derelerin suyu içilmez,balık yaşamaz oldu. Eski evler,sivil mimari örnekleri yok oldu.Gelelim İnegöl’ün tarihine.

 

                                     İNEGÖL’ÜN TARİHİ YERLERİ

          İnegöl Bursa’nın 45 km. doğusundadır. Bilecik, Kütahya, Keles ile çevrilidir.1006 kilometrekare yüzölçümüne sahiptir. Çok zengin fosil yatakları bulunmuştur.Çitli köyünde 14 milyon yaşında olduğu tahmin edilen bir fil fosili bulunmuştur.Cuma Tepe Höyüğü İnegöl’ün en eski yerleşim yeridir.Höyüğün en alt tabakasındaki buluntular kalkotik çağa kadar uzanmaktadır.Ayrıca Hititler,Lidyalılar,Persler,Helenistik dönem,Roma ve Bizans dönemine ait tarihi eserler bulunmuştur. İnegöl 1299 yılında Osman Bey’in komutanlarından Turgut Alp tarfındaan fethedilmiştir. Fetihden sonra hızla gelişmiştir. Şehir içindeki Yıldırım Bayezit Camisi, İshak Paşa Külliyesi, Kurşunlu Kervansarayı kalıntıları dışında en önemli eser Ortaköy’deki kervansaraydır. Karaca Bey tarafından 15.yüzyılda yaptırılmıştır. Yine Ortaköy’de bugün harap vaziyette bulunan ve 1600’lü yıllarda yapılmış bir hamam vardır. Ayrıca Kurşunlu beldesinde Yıldırım Bayezit dönemine tarihlenen bir cami vardır.

           İnegöl üç kez Yunan işgaline uğramış ve 6 Eylül 1922 de Şükrü Naili Paşa tarafından kurtarılmıştır.

         Oylat Mağarası İnegöl’e 17 km. uzaklıkta. Hilmiye köyünün 1 km. güneyinde Oylat kanyonunun bittiği noktada yer alır. Bu mağara ben İnegöl’den ayrıldıktan sonra keşfedildi. O yüzden gezemedim.

        İnegöl köftesinin piri, Bulgaristan’ın Pazarcık kasabasından İnegöl’e göçen Mehmet Besler'dir. İshak Paşa külliyesi civarındaki dükkanında yetişen çocukları, torunları, ustaları İnegöl köftesini Türkiye markası haline getirmişlerdir.

                 İNEGÖL BELEDİYESİ KENT MÜZESİ

          892 ilçe içinde tek kent müzesi İnegöl’de açılmıştır. 2005 yılında 150 yıllık eski belediye binasında başlayan çalışmalar bu işe gönül veren beş kişinin çabalarıyla 2008 yılı sonunda bitirilmiş ve 10 Ocak 2009 tarihinde Kültür Bakanı Ertuğrul Günay tarafından açılmıştır.   Müzede İnegöl’ün tarihi, sosyal hayatı ve kültürü 25 ayrı odada sergilenmektedir.  Müze üç katlıdır. Birinci ve ikinci katta İnegöl’ün fethinden başlayarak Osmanlı’nın kuruluşu, göçlerle Kafkasya ve Rumeli’nden gelenler sosyal yaşam, afetler, işgal yılları, ünlüler ve iz bırakanlar, tarım ve sanayileşme,  kültürel yaşam, Cumhuriyet dönemindeki İnegöl anlatılmaktadır. Üçüncü katta ise sağlık, turizm, spor, ipek böcekçiliği, tütüncülük, mutfak kültürü, köy odası, çeyiz odası, berber, demirci bölümleri bulunmaktadır Ayrıca kent belleği ve idari bölümler üçüncü kattadır. 1054 metrekarelik müzede bulunan eserlerin büyük çoğunluğu bağışlarla oluşmuştur. Kafkas göçmenlerine ait kamalar ve silahlar müzede sergilenmektedir. Yaşamla ilgili eşyalar İnegöl’ün 91 köyü ve 5 beldesinden toplanmıştır. Müzede bulunan 17 balmumu heykel ayrı bir canlılık getirmiştir.

           Cumhuriyetin ilanından sonraki iç isyanlar, dış tehditlere karşı güçlü bir hava kuvveti oluşturmak için yapılan bağış kampanyasına İnegöl ilçemiz de katkı koymuş, Toplanan bağışlarla Tayyare Cemiyeti aracılığıyla bir uçak alınmış ve uçağa İnegöl-1 adı verilmiş. Bu uçağın bir maketi müzede sergilenmektedir.

         Bunlar müzenin tanıtım kitabından. Ama benim gibi bu şehirde yaşamışsanız farklı duygular yaşarsınız. Müzenin bahçesinde sergilenen fotoğraflar da bana ahşap kasalı eski otobüsleri, pikapları ve köylere ulaşımda kullanılan Willys cipleri hatırlatıyor. İnegöl İdmanyurdu ve Öğretmenler Derneği’nin bulunduğu binanın karşısında durakları vardı. Yol boyunca sıralanırlardı. Müzenin giriş katında İnegöl’ün topoğrafik haritasını ve bulunmuş fosilleri görebilirsiniz. Odaları dolaşırken arkadaşım Hasan Şendil’in abisine ait demirci dükkanı beni ortaokul yıllarıma götürdü. Hasan’ın rahmetli babası ve abisi demiri döver, çelik yaparlardı. Baltalar, kazmalar, kürekler, çapalar, oraklar sıralanmış, müşteri beklerlerdi. Zaman zaman körüğün sapına yapışır, ocağı canlandırırdım.Eski bir berber dükkanı alınıp aynen yerleştirilmiş. Kozalar beni yine çocukluğuma, gençliğime götürdü. Bursa bildiğiniz gibi ipekçilik merkeziydi. Köyümde –Mustafakemalpaşa’nın Göllüce Köyü – ninem ve halam ipek böceği yetiştirip kozaları M. Kemalpaşa’da sonra Bursa Koza Han’da satarlardı. Beyaz böcekler dut yaprağıyla beslenirdi ama erkek dutların yapraklarıyla. Bu ağaçlar dut meyvesi varmazlardı. Testere ağızlı bıçaklarla dut dallarını keserdik. İpek böceklerinin bu yaprakları yerken çıkardığı çıtırtı güzel bir melodiydi sanki.

           İnegöl, ülkemizin tütüncülük merkezlerinin başında geliyordu. Bir zamanlar ülkemiz dünyanın önde gelen “şark tütünü” üreticisiydi. İnegöl’de 3-4 tütün deposu vardı. Şimdi Amerikan sigarası içip Amerikan tütünü alıyoruz. Üretmeyen ülke olarak daha ne kadar yaşayacağız. Tütünler olunca kırıp toplardık. Sonra ince uzun şişlere geçirip onları dizerdik. Bunları ayna dediğimiz dikdörtgen tahta çerçevelere takar, güneşte kuruturduk. Kuruyan balyalanır, alım merkezlerine getirilirdi.

         Elimize yapışan zehirli nikotini zor temizlerdik. Müzede İnegöl’e Balkanlardan, Kafkaslardan gelen göçmenlere ait etnografik eşyalar da sergileniyordu. Müzede İnegöl’ün yetiştirdiği edebiyatçılar, sanatçılar ve siyasetçilere bir köşe ayrılıp hatırlanması da hoş bir jestti. 

        Müzeye girişte bir avlu karşılar. Kapının karşısında müzenin 100 kişi kapasiteli çok amaçlı salonu yer alır. Burada kişisel sergiler için bir sergi salonu yer alır. Küçük çay ocağı da hizmetinizdedir. Bahçe kafeterya olarak düzenlenmiştir. Zemin katta bugün kaybolmakta olan mobilyacılık, sepetçilik, semercilik, demircilik, saatçilik, fıçıcılık, yemenicilik ve bakırcılık mesleklerinin dükkanları canlandırılmıştır. Eski İnegöl resimlerine baktıktan sonra soldaki ilk salondan gezmeğe başlarsınız. Cuma tepe Höyüğü ile 14 milyon milyon yıllık Gomphotherium cinsi fil fosilinin bulunduğu doğa bölümünden gezmeye başlayalım. Günümüzden onbeşmilyon yıl önce Güney Marmara bölgesinde yaşayan karasal memeli hayvanlara ait kalıntılara İnegöl çevresindeki Çitli, Kestanealan, Hacıkara köylerinde, Tahtaköprü Kasabasında rastlanılmış. Oylat ve Hilmiye köylerinde yaprak fosilleri bulunmuştur. Buluntular içinde  en ilginci Gomphot herium paşalorensis adıyla bilim dünyasına tanıtılan soyu tükenmiş bir fil türüne ait sol çene kemiği üzerinde yer alan azı dişleri ve birkaç kemiktir. İsminden de belki anlaşılabileceği gibi bu türe ait kalıntılar Mustafa Kemal Paşa ilçesi Paşalar köyünde bulunmuştur.

     Eski çağda İnegöl bölümü prehistorik çağa ait buluntular en erken dört bin yıl önce tarihlenmektedir. Askeri yollar üzerinde bir köy olan İnegöl’de bulunan bu çeşitli çağlara ait (Pers, Büyük İskender, Bitinya ) eserler sergilenmektedir. Müzede İnegöl’ü feth eden Turgut Alp’e ve Osmanlı’nın kuruluş yıllarında destek veren ve Osman Bey’e kızı Mal Hatun’u veren Şeyh Edebali’ye ait birer  bölüm mevcuttur.

     Müzenin beşinci bölümünde dünden bugüne sosyal yaşama ait eserler sergilenmektedir. Bu bölümde Evliya Çelebi’nin İnegöl üzerine yazdıkları yer almaktadır. Başta Anadolu, Rumeli, Kırım, Mısır, Avusturya gibi bölgeleri dolaşan Evliya Çelebi dolaştığı kent ve kasabalar hakkında önemli bilgiler verir. Hatta efsaneleriyle birlikte, Evliya Çelebi yaşadığı dönemdeki İstanbul hakkında da geniş bilgi verir. Bugün ayakta olmayan birçok eserin izine onun yazdıklarında rastlarız. Ünlü gezgin İnegöl için şunları yazar;

     “Şehir bir ulu ova içinde mamur ve müzeyyen bir Türk halkı kasabasıdır. Halkı gariplerin dostudur. Üç mahallesi bin kiremitle örtülü hanesi, beş camii vardır. Çarşı içinde İshak Paşa Camii, ulemaca meşhur İshak Paşa medresesi ve medreseye mükellef  bir han ve güzel bir hamamı vardır. Birde kiremitle örtülü Yıldırım Han Camii vardır. Ayrıca iki medrese, iki tekke ve üç mektebi sıbyan, yedi ab-ı hayat çeşme ve bir Yıldırım Han hamamı vardır. Yüz elli dükkan olup haftada bir büyük bir pazar kurulur. Şehrin has ve beyaz ekmeği ile camış – manda - kaymağı meşhurdur.”

     İnegöl batıdaki birçok yerleşim gibi dışarıdan göç almıştır. Osmanlı’nın son dönemlerinde “Evlad-ı Fatihan “ geri dönmeye başlar. Önce Kafkasyalılar – bilhassa Gürcüler gelmeye başlar. Sonra 93 harbinde (1876-77 Osmanlı-Rus savaşı) kaybedilen Rumeli topraklarında yaşanan katliamlardan ve kırımdan kurtulanlar yerleştirilir.

     Sonraki salonun anıtlar – Anadolu’nun sonraki yüzyıllardaki durumunu anlatan bir yazar çıkmaz. Bu görevi yabancılar üstlenir. Amaçları  farklı da olsa Rumeli ve Anadolu’yu onlardan öğreniyoruz. Bu gezginlerin en ünlüsü Texier’dir  19.yüzyılda bütün Anadolu’yu dolaşan ve izlenimlerini “Küçük Asya; Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi” adıyla yayınlanan Fransız bilim adamı ve gezgin Texier kitabında İnegöl’ü “Başlıca sanatı keresteciliktir. Bursa ipeği adıyla satılan ipek ürünü de vardır. İstanbul Kütahya yolu üzerinde olması sebebiyle önemli bir yerdir” diye tanımlıyor. Gerçekten İnegöl camileri, kervansarayları, hanları, hamamları, medreseleri ile hep mamur bir kent olarak anılagelmiştir.

     İnegöl Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde Ege antik limanlarından gelip Yenişehir-İznik-Hersek dil iskelesi üzerinden İstanbul’a ulaşan yol üzerinde bulunuyordu. Kuzeybatı Anadolu’da ayakta kalmış önemli konak yerlerinden biri olan Ortaköy kervansarayı İnegöl sınırlarında yer almaktadır. Benzeri olan kurşunlu kervansarayı günümüze ulaşamamış, Cafer Paşa/Beylik Han kervansarayının ise bir kısmı ayakta kalmıştır. 

     İnegöl çevresindeki görkemli ormanlar kayın, çam, köknar ağaçlarla doluydu. 18. ve 19. yüzyıllarda Osmanlı donanmasının kereste ihtiyacı İnegöl den karşılanıyordu. Gemlik tersanesinde çalışanlar genellikle İnegöl den seçilmekteydi.

     Bitişik salonda İnegöl’ün kentleşmesi anlatılır. Dört mahalleden oluşan İnegöl 93 muhacirlerinin gelmesiyle yedi mahalleye çıkar. İnegöl merkezinin nüfusu hızla artar. Bursa’nın en kalabalık ilçe merkezi olan İnegöl’ün nüfusu günümüzde yüz elli bini bulmuştur.

     Sonraki salonda kültürel yaşama ait resim ve kıyafetler sergileniyor. Yerli nüfusa eklenen Kafkas ve 93 muhacirleri yeni adetler, alışkanlıklar getirir. Toplumsal yapı iç göçlerle daha da zenginleşir.

     İnegöl deki sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde başlar Türk Hava Kurumu, Kızılay ve yardım severler cemiyetlerinin şubeleri açılır. 1935 yılında kurulan İnegöl Halk Evi 1942 yılına değin kentte kırk dokuz temsil, yüz kırk sekiz konferans, elli sekiz konser, yirmi halka ücretsiz sinema gösterisi, dört resim ve fotoğraf sergisi, on yedi balo, yüz sekiz köy gezisi faaliyetlerinde bulunmuştur. Ayrıca gazete ve dergiler yayınlandı, Cumhuriyet idaresi Halk evleriyle kırsal kesimde kültürel hayatı canlı tutarak iç göçü önlemişti. Bugün kentte yüz kırk binin üstünde sivil toplum kuruluşu bulunmaktadır.

     Gezmeye devam ediyoruz. Savaş sonrası cumhuriyet dönemine ait resim ve eşyaların sergilendiği salona geçiyoruz.

     Sonraki salonda İnegöl’deki sağlık hizmetlerinin gelişmesi anlatılıyor. İlk hastanenin temeli 1903 yılında o zamanki belediye başkanı Osman Bey tarafından atılır. Yirmi beş yataklı memleket hastanesi 1904 yılında kurulur. 1989 yılında hizmete giren yüz yataklı Devlet Hastanesi’ne kadar olan geçen süreye ait döneme ait resimler sergileniyor. 

     Üst katları dolaşmaya devam ediyoruz. Kara günler gelmiş, İzmir işgal edilmiştir. İnegöl’de protesto mitingi yapılır, işgal kınanır. Protesto telgrafları çekilir. Yunan ordusu önce Gemlik ilçesini işgal eder. 8 Temmuz 1920 de Bursa işgal edilir ve Ankara’daki meclisin kürsüsüne siyah örtü-püşude-i siyah- örtülür. Bursa bölgesinin ilk “kuvay-i milliye” teşkilatı İnegöl’de kurulur. İstanbul’un işgalini onaylayan, Yunanlılara karşı mücadele edenleri mahkum eden fetvasına karşı yayınlanan ve milli mücadelenin, direnmemin şart olduğunu yazan fetvaya İnegöl müftüsü de imza koyar. Yunan işgaline giren İnegöl 6 eylül 1922 tarihinde bu işgalden kurtulur.

          Sonraki salon ünlüler ve iz bırakanların sergilendiği salona geçiyoruz. Bu salonda Osman   Bey ve Turgut Alp den başlayarak günümüze kadar iz bırakanlar siyasetçiler, yazarlar bu salon da tanıtılıyor.

         Yanındaki salon İnegöl’ün bağlı olduğu sancaklar/vilayetler ve konumu anlatılıyor. İnegöl Hüdavendigar vilayetine (Bursa) bağlı  dokuz kara merkezinden biriydi. 1926 yılında idari açıdan Bursa iline bağlanmıştır.

          İnegöl halkı tarih boyunca toprağa balı olmuştur. Uludağ’dan inen derelerle beslenen nemli İnegöl ovası yaşamı  kolaylaştırmıştır. Ovada buğday, arpa ve pirinç ekilirken sonraki yıllarda sebze ve meyve tarımı öne çıkmıştır. Bağcılık da sirke ve pekmez üretimi açısından önemliydi. Dağlık kesimdeyse hayvancılık önemliydi.

          Bitişik salonda tarım aletleri sergileniyor. Bitişik salondaysa İnegöl’ün sanayileşmesi anlatılır. Burada öne çıkan mobilyacılıktır. Ünlü gezgin Texier 19. yüzyılda geldiği İnegöl için “başlıca sanatı keresteciliktir” diye yazar.  

     İnegöl’ün turistik değerlerinin sergilendiği salonda İnegöl köftesinin tarihi de anlatılmaktadır. İnegöl de Cumhuriyet döneminden önce spor olarak avcılık, atçılık, atıcılık, güreş ön plandaydı. Cumhuriyet döneminden sonra önce idman yurdu kulübü kurulur. Sonra diğer amatör klüpler ardı ardına kurulur. Futbol, atletizm, güreş, bisiklet gibi spor branşlarında faaliyet gösterilir. Profesyonelleşme yaygınlaşınca spor klüpleri birleşerek profesyonel İnegölspor’u kurarlar. Bu döneme ait resimler, kupalar sergilenmektedir.

     İpeğin öyküsünün ve tütüncülüğün anlatıldığı salonlardan sonra İnegöl’deki mutfak kültürünün sergilendiği salona geçiyoruz. Mevcut yemek kültürüne Balkan ve Kafkas göçmenleri katkıda bulunur.

     Sonrasındaki salonlarda İnegöl evindeki oturma odası çeyiz serilen bir oda ve berber  dükkanı sergileniyor.