EDEBİYATÇILARA GÖRE BURSA

 

 

 

    Her edebiyatçının Bursa’ya bakışı ya da “Bursa tanımı” da farklı olmuştur. Nuri Demirci’ye göre, ”Bursa bir fısıltı şehridir”, “kendinizi kaptırmayı başarırsanız eğer, gövdenizden ayrıldığınızı ve seslerin peşine takılarak, Bursa’nın bir ucundan öteki ucuna; Çekirge’den Muradiye’ye, Muradiye’den Tophane’ye ve Yeşil’e, Yeşil’den Yıldırım’a doğru savrulduğunuzu hissedersiniz. Hele fısıltıların neler söylediğini anlamak için çaba göstermişseniz ve hele bu mekânlarda, sırlarını ve acılarını size duyurmaya çalışanlarla yüz yüze gelmişseniz, gövdenize geri döndüğünüzde, omuzlarınızın üstünde pencereleri sonuna kadar açık, ufka her yönden bakan bir gözlemevi; gözlerinizin önünde her şeyi daha net ve doğru görmenizi sağlayan iri bir gözlük ve göğsünüzde, kafesinden çıkmaya uğraşan isyan bulaşmış bir yürek bulursunuz...

    Bursa’dan, bu seslere kulak vermeden geçip gitmişseniz eğer, örneğin, şehzadelerin ip atlamayı sevmediklerini bir daha hiçbir yerde, hiçbir zaman öğrenme şansınız olmayacaktır. Onların topaçlarını kaytansız döndürdüklerini de öğrenemeden giderseniz, gideceğiniz yere...”. Edebiyatçı Hüseyin Yurttaş için “Bursa zaman zaman 'burada yaşamak herhalde pek güzeldir,’ diye imrendiren, insanı kışkırtıp tası tarağı toplayıp, geliveresini getiren ender bir şehir".

   Üstelik gerçekten ‘şehir’ olan şehirlerden biri. Nice ömre bir nakış gibi düşmüş güzellik simgesi...” . “Bursa Düşleri”ni yazan şair Yurttaş’a göre; “Bursa, kaldıkça, gezdikçe; her köşesi yeniden keşfedilecek, doğal, tarihsel ve mimari bir birikime sahip, ender bir kent. Onca şaire onca şiiri yazdırışından belli bu. Bursa, insanı düşlere salıyor. Onunla yaşarken, imgelerle düşünmeye başlıyorsunuz”. “Bursa, yeni yüzyılda da şairleri, yazarları kışkırtmayı sürdürüyor; edebiyat coğrafyasındaki çizgilerin derinleşmesine olanak sağlıyor” diyen Nursel Duruel’in aktarımına göre, kendisiyle konuştuğu Yücel Balku “yaşamak ve ölmek için Bursa’yı seçtim” demiş ve ardından da şu cümleyi eklemişti: “Bunda Bursa’yı bir kent değil bir şehir olarak görmemin payı büyük. Bursa gibi kentler yalnız bugünleriyle yaşamaz”.

    Bursa’da yaşamak, herhangi bir kentte yaşamak değildir çünkü. (...) Bakmasını bilen gözlerin yalnız yeşilin bin bir tonunu değil, eflatunu, moru, pembesi, yeşiliyle her rengin,her tonunu görebileceğini biliyorum Bursa’da” diyen edebiyatçı Feyza Hepçilingirler, “onunkiler gibi gözlere hiç sahip olamadığı için hâlâ Tanpınar’ın Bursa’sını aradığını” söylüyor. Ayşe Kilimci’nin ise Bursa deyince aklına,“ipeğin, yeşilin, imparatorluğun, güzel Türkçenin,varsıllık ve bayındırlığın başkenti Bursa” geliyor, Cemal Sılay geliyor, Lamiî Çelebi geliyor. “Bursa benim bütünüm” diyen Serdar Ünver dostlarına seslenerek, “Ben bilmiyorum, bilen söylesin lütfen: Hangi kent, hem çok özel ve önemli bir dağı ve ovayı; arabayla bir cigara içimi mesafede Uluabat ve İznik olarak iki gölü, yine, bağırsan duyulur bir uzaklıktaki denizi kendinde yaşayanlara, ama aynı zamanda kendini ve kentini yaşayanlara cömertçe sunabilir?” diye soruyor. Şairlik yolunda ilk adımın Bursa’da atan ve ilk şiirini bu kentte yazan Erdal Alova, “artık beton yapılar arasında kalsa da bütün çocuksulukları, içine kapanmışlıklarıyla o küçük camilerin, türbelerin hala köklerimizin olduklarını hissettiren sığınaklar gibi kaldıklarını” ancak “her şeye rağmen Eski Bursa, Tahtakale’si, Muradiye’si, taşlı sokakları, Yeşil Türbesi’yle yine ayakta ve eski zamanlardan hâlâ bir şeyler fısıldadıklarını” söylüyor. Şemsettin Ünlü Bursa’yı tanımlarken “kenti ilk kez gördüğümde; havasına, renklerine, imgelerine tutuluverdiğini, çok güzel bir şiir okuyormuş gibi sarsıldığını” söylüyor. Nadir Gezer, “Bursa’m!... Çocukluk yıllarımla birlikte kent düşümün bir çığ gibi içimde büyüdüğü ilk kentim oldu Bursa’m... Yılda bir kez koza satışlarında yolum düşerdi. Koza Han’ındaki yanık yüzlü yorgun köylüler arasında dolanır, onların bin bir emekle ürettikleri kozalarının başında satışı beklerken yaşadıkları sıkıntıyı bugün de yaşar gibiyim” diye anılara dalarken, bir başka şairimiz Hilmi Haşal, “Bursa’yı sevmenin, bu kente bilinçsizce tutkuyla bağlanmanın nedenlerinden ilkinin gizemli tarihi, sanat-edebiyat solutan atmosferi olduğunu” itiraf etmekte. Yıllardır düşlerinde kare kare yaşadığı Bursa’yı,“kimsenin sızamayacağı düşlerimin cennetisin Bursa” diye tanımlayan Neşe Karael, “hep eskisi gibi güzel, sevgili ve özel kalacaksın” derken, Kerim Evren de aynı duygular paylaşarak, “yaşamımın büyük bir bölümü İstanbul’da geçmesine karşın Bursa kenti benim için vazgeçilmezliğini hep korudu. Öyle ki İstanbul’dayken bile kendimi çoğu kez Bursa’daymış gibi duyumsadım” diyor. Melike Koçak ise, “sokaklarında Emma Shoplin dinleyip, tütsüden yükselen ölümün kokusunu duyduğum kent... Acıyı, hüznü, sevinci,karmaşayı, gülmeyi ve ağlamayı yaşatan kent... Dinginliği ve devinimi ile karşıtların mekânı... Gizemine vurulduğum, hem beni benden çalan hem de beni bana geri veren kent... Kimi zaman kucakladığım, kimi zaman da başımdan atıp kurtulmak istediğim... Bursa” derken, Bursa’nın kokusunun hiç bitmeyeceğini söylüyor. 4. Bursa Edebiyat Günleri’nde söz alan Manisalı edebiyatçı Aydoğan Yavaşlı, “Bursa’nın Osmanlı’nın baba ocağı olduğunu, teklifsiz girip çıktığı evi olduğunu, diğer şehirlerin ise metres olduklarını” söyleyerek, “Osmanlı, Bursa’ya pek öyle ahım şahım yatırımlar yapmamıştır ama ona yüklediği anlam, Kutupyıldızı gibi sabit kalmıştır. Uludur, gizemlidir, uğruna çok söylenmiş ve yazılmıştır... Dokunulmazdır!” demekte. Hasan Efe, kentin doğal zenginliğine dikkati çekerek, yalnız Uludağ’ın eteklerinde yaşayan Çuhaçiçeğini koparmayın diye haykırırken Necati Mert, emanet usulüyle aktarılagelen tatlıcı, çilingirci gibi sanat ustalarının, hünerlerini zamaneye karşı kıskançlıkla, aşkla koruduklarını hatırlatarak, “edebiyatın muhtevasında o tatlıcılar, o ihtiyar çilingirler, Cem’i bağrına basmış o Bursalılar olmalı bence ve edebiyat onlara seslenmeli” diyor.

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 27/03/11