Evliya Çelebi'nin Kaleminden Uludağ

Cennet Uludağ

 

 

 

                                                 

    “Ruhban Dağı” yani keşiş dağı mesiresi. Bu dağa Keşiş dağı denmesinin sebebi, Aya sofya’ daki patrik ve rahiplerin perhiz ile uçarak gelip bu dağda dinlenmeleridir?... Bursa şehrinin kıble tarafında şehre örtü, göklere baş kaldırmış bir yüksek dağdır.

    Bursa’ dan çıkıp güney tarafında Pınarbaşı’ na, oradan yukarı beş saat gidip Gazi yaylası menziline vardık. Gazi Yaylası, Orhan Gazi Bursa’  yı bir yıl kuşattığı vakit, bu yaylada müslüman gazileri, muhafaza kastıyla kaldıkları için gazi yaylası derler. Çimenlik ve kestane ağaçlarıyla şenlik bir ferah yerdir. Buradan Bursa şehri baştan ayağa görünür. Bir küçük halici vardır. İçinde çeşitli alabalıklar bulunur. Oradan yine beş saatte baş yukarı Sobran menziline vardık. Sobran menzili kestane ormanlı bir büyük yayladır. Bunun göllerinde alabalık vardır. O gün ağlarla bir çok balık avlayıp tereyağı ile pişirerek yedik. Balığı güya musa sofrasıdır. Osman Gazinin kırk bin koyununun dölünden türeyen nice yüz bin koyun burada yaylanır. Türk taifesinden çobanları vardır. Birkaç erkeç koyun hediye getirdiklerinden o gece orada kebap fasıl edip misafir olduk. Sabahleyin yine binek hayvanlarına  binip kıble tarafına baş yukarı laleli, sümbül ve fesleğenli, gül ve gülistanlı, çiçekli dağlar içinden geçtikçe fesleğenin kokusundan dimağımız kokulandı. Nihayet üç saatte Bakacak’ a geldik.

    Ramazan gecesinde hilal görülüyor mu? Buradan baktıklarından buraya Bakacak demişlerdir. Eğer hilali görürlerse Bakacak mahallinde ateşler yakıp şehre işaret ederlermiş. Bu işaretle kaleden toplar atılıp halk oruç tutarmış. Bakacak, fil hortumu gibi şehri kapayan bir yalçın kayadır ki, adam aşağısına bakmaya cesaret edemez. Buradan Bursa’nın Filadar sahrasına kadar olan köy ve kasabalar, tarlalar, bağ ve bostanları, Nilüfer nehri ile sulanan arazisi bukalemun nakışlı yaprak gibidir. O kadar yüksek bir dağdır ki, Bursa altına gizlenir. Ulu camii, iç kale, bedesten tarafları asla görünmez. Ama uzak illeri bir, bir seyredilir bir yüksek yerdir. Burada gökyüzüne başkaldırmış öyle yalçın kayalar vardır ki, kimi ejderha, kimi fil, kimi gemi. Kimi karakuş gibi acayip ve garip şekiller almışlardır.

    Buradan yine atlara binip güneye doğru yokuş yukarı fesleğen tarlalarından geçerek, beşinci saatte Süleyman Han pınarında konakladık.

     Burası geniş ve ferahlık veren bir yerdir ki, cana can katar. Bir kayadan gayet soğuk bir Ab-ı hayat fışkırır ki, insan içinden bir taş çıkaramaz, buz gibidir. Burada hamam kubbesi gibi bir taş vardır. O taşa insan dokunursa irgalanır. Bunu “lenduha” attı derler. Burada küçük, büyük göller vardık ki, birer ikişer okka gelir alabalıklar yetiştirir. Buradaki su birikintilerinde, haliçler de kışın su donar. İstanbul tarafından iki üç yüz neferiyle karcı başı gelip buradan buz keserler. Her parçası güya billur ve neceftir. Elmas parçası gibi pırıltısı insan gözü kamaştırır. Temmuz da karcı başının izniyle Bursa ahalisi nice bin miri katırları kar ve buz taşıyarak Mudanya iskelesinden kar gemilerine yükleyip mes-ut İstanbul’a padişahın mutbağına, helvahanesine, sadrazama, yedi vezire (kubbe vezirlerine), şeyhülislam ve kazaskerlere, hasılı padişah kanunu olan yerlere ulaştırırlar. Hasılı Keşiş dağı bir kar hazinesi bir rahmet buzudur.

   Zülal suyunun vasfı; Cenab-ı hak kudret eliyle bu dağı yarattığından beri kar vardır. Allah’ın emriyle Zülal dedikleri mahluk, nice bin yıllık kar içinde burada bulunur. Hükümdarlar arzu etse, kazarak eski karlardan bu hayvanı buldurabilirler. Ama gayet güçtür. Allah’ın emriyle elbise güvesi gibi bir kurttur ki kar içinde kar yiye yiye gezdiği yollardan bulunur.

   Tatlı su kurdunun sıfatı; Dut yaprağı tırtılı ki, kırk ayaklı, sırtında kırk siyah küçük haşhaş gibi benli, iki lal rengi mina gözlü bir hayvandır. Ama bütün vücudu buzdandır. Ağzı vardır, hemen ağzı sökük gibi dalga dalgadır. İçi palüze gibi   bir mayi ile doludur. Büyüklüğü langa bostanı tohumluk hıyarı kadar olur. Bundan büyüğü ve küçükleri de olur. Eski kar içinde yerleşip ürer bir çeşit mahluktur. Ama hakirin Sultan İbrahim’ e gönderdiğim Zülal Kurdu, gördüğümüz küçük hıyarlar kadardı. Elmas gibi parlaktı. Buz olduğundan çok durmadı, eridi.

   Uludağ’ da Süleyman Han pınarından aşağısı çimenliktir. Fakat çiçekler yoktur. Çıplak dağlardır. Oradan tam beş saatte Kule-i cihan’ a vardık.

    Burası Keşiş Dağının ta en tepesidir ki, göklere baş kaldırmıştır. Aşağıda bulutların şehir üzerinden geçtiği görülür. Ta bu derece yüksektir. Bursa’ dan tam iki günde bu tepeye çıkılır ama çok zordur. Yüksek dağ olduğundan kar ve ağacın durması ihtimali yoktur. Çıplak kayalık bir yüksek uçtur ki kıble tarafından Kütahya dağları görünür. Doğu tarafından Söğüt dağları görünür. Batı tarafından deniz aşırı Rumeli tarafından (Gelibolu) dağları görünür. Bulutsuz havada ateş saçan güneşin ışığı, İstanbul kalesi üzerine vurunca Yedi kule’ yi Sultan Ahmet Camiinin altı adet minareleri, Ayasofya camii açıkca görülür. Ta bu derece yüksek bir dağdır ki, insan bir kaya arkasından dolanmasa rüzgar adamı yorgancı pefteresi gibi havaya atar. Çok kuvvetli rüzgarı vardır. Bu dağın en üst tepesinde bir mezar vardır.

   Dört tarafı iri taşlarla çevrilmiş. Bundan anlaşılır ki, büyük bir adam mezarıdır. “Lenduha oğlu Sa’ dan’ ın mezarıdır. Hazreti Hamza’ nın korkusundan bu dağda yerleşmiş.!” Diye halk dilinde söylenir. Bu mezar yanında yer altında bir mağara vardır. Yokuş aşağı hayli giden bir karanlık mağaradır. İçinde yetmiş seksen küçük mağaralar vardır. Kefere zamanında, İstanbul’ da Ayasofya kubbesi üstünden papazlar uçup bu mağaralarda otururlarmış. Bazı kayalarda iki bin yıllık yazılar vardır. Gezintiye çıkan bilgi erbabının da güzel yazıları vardır. Seyredilecek bir yüksek dağdır. Bu seyir ve sefaları ettikten sonra yokuş aşağı inerek 12 saatte Kadı Yaylasına varıp çadırları kurarak bir gün zevk ve sefalar ettik. Oradan aşağıya Karcılar yoluyla tam  10 saatte Bursa şehrine girdik.

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 18/02/17