Selami Üney
   
(1940-1987)

Bursa'nın Kültür İnsanları

                                                          Uğur Ozan Özen    

    Tiyatrocu, şair, yazar ve en önemlisi de ‘İnsan’ Selâmi Üney… Hayatını önce tiyatroya sonra şiire adamıştı. Çocukluğunda başlayan tiyatro tutkusu ölene dek devam etti. 47 yıllık ömründe tiyatroyu bir başka sevmişti. Vefatının otuzuncu yılında kendisini saygıyla anıyoruz…

 

    Mahfel’de Selâmi Üney’i bekliyorum. Başımı hafiften sağa çevirince yolu, sola çevirince dereyi görüyorum. Sanki zamanının dışındayım. Bu masaya her gün akşamüstü gelip otururmuş. Ya şiir yazar ya da bir şeyler okurmuş. Buluşma saatini üç dakika geçmişti ki kapıda göründü. Hemen ayağa kalktım. Yavaş adımlarla masaya geldi. Kolay değil 77 yaşında. El sıkıştık. Sandalyeye usulca ilişti.  Selâmi Üney “Güzel yer seçmişin. Eskiden ben de bu masaya otururdum. Benim ev Setbaşı’nda ama yaşlanınca eskisi kadar sokağa çıkamıyorum. Hayat işte. Geçen sezon devlet tiyatrosuna gideyim de Bora’nın rol aldığı İstanbul Efendisi oyununu seyredeyim dedim. Olmadı. Yaşlanınca her istediğin şeyi istediğin zaman yapamıyorsun. Yoruldum artık. Ta 1960’lardan 2000’lere kadar Bursa’ya hem oyuncu hem de yönetmen olarak hizmet ettim. Yetmedi oyun ve tiyatroyla makaleler yazdım. Şiir de yazdım. Nevzat ile birlikte dergi çıkardım. Sonuç ne oldu? Hiçbir şey. Yıllardır yaptıklarımla ilgili ne bir yazı kaleme alındı ne de birisi gelip mülâkat yaptı. Sanki bu şehirde hiç yaşamamışım. Ölünce yazarlar artık. Neyse. Evlâdım benimle ilgili yazını hangi dergide yayımlayacaksın?” diye sordu. Yanımda getirdiğim dergiyi verdim. Bir süre inceledi, “Soruları hazırladın değil mi?” diye sordu. “Evet” cevabını verdikten sonra defterimi açıp, ses kayıt cihazını çalıştırdım. 

    Keşke bu anlattıklarım yaşanabilseydi... Ancak yukarıdaki buluşma hiçbir zaman gerçekleşemeyecek. Çünkü Selâmi Üney 24 Ağustos 1987’de 47 yaşında iken vefat etti.  Arkadaşlarına ve ailesine Selâmi Üney’in nasıl biri olduğunu sorduğumuzda ilk duyduklarımız: “İyi bir adamdı” “Sakin biriydi”, “Kendisinden çok başkalarını düşünürdü” “İnsan canlısıydı” “Tiyatroyu çok severdi” “Şiirle yaşardı” “Her gün Mahfel’e giderdi” “Genç yaşta öldü” “Çocuklarını çok severdi” “Eşine âşıktı” oldu. Birçok kişi “Tiyatrodan para kazanılamaz, ya dizi ya da sinema filmi çekeceksin” der. Son on yılda yaşadıklarımızdan sonra bu söze katılmamak elde değil. Hele hele İstanbul ve Ankara’nın dışındaysanız tiyatroya hayatını feda edip üstü kalsın demek zorunda kalır insan, sefalet yoldaşın olur. Selâmi Üney hayatını önce tiyatroya sonra şiire adamıştı. 47 yıllık ömründe tiyatroyu bir başka sevmişti. Vefatının otuzuncu yılında kendisini anmak, unutulmasını engellemek istedik. Yazdığı şiirlere değinmeden tiyatro merkezli olarak hayatını anlatacağız. Şairliği hakkında bir başka kişi yazı kaleme alırsa sevineceğiz.

                                               

    AİLESİ
 
    Arnavut kökenli bir ailenin oğlu olan babası Musa, 1912 yılında Üsküp’te doğar. Aile 1928 yılında Üsküp’ten Bursa’ya gelir. Annesi Halime ise İnegöllü’dür. Aslen Manav’dır. Aile kısa bir süre Bursa’da kaldıktan sonra İnegöl’e gider. Musa Üney 1984 yılında Bursa’da vefat eder. Selâmi Üney 1 Ocak 1940’ta İnegöl’ün Edebey İlçesinde doğar. Ortanca kardeşi Ayşe 1945 yılında, küçük kardeşi Muhtar (Sezai) ise 11 Nisan 1949’da doğar. Babası İnegöl’de İl Özel İdaresinde çalışır. Selâmi Üney köyde doğduktan bir süre sonra aile ilçeye gelir. Hükümet Konağının önünde eski Jandarma Karakolunun yan tarafındaki eve yerleşir.
    1951 yılında Selâmi Üney 11 yaşındayken aile Bursa’ya, Emirsultan Camii’nin karşısındaki Gelir Sokakta, 19 numaralı evi satın alıp yerleşir. Babası Bursa’da İl Özel İdaresi’nde çalışmaya başlar, 1958-1959 yıllarında Mudanya İl Özel İdaresi’ne tayin olur. Aile de Mudanya’ya gider. 1960 yılında ise tekrar Bursa’ya dönerler.

 EĞİTİM HAYATI

  Selâmi Üney İnegöl’de Sinanbey İlkokulu’nda, ardından Bursa’da Çelebi Mehmet Ortaokulu’nda eğitim görür. Ortaokuldayken şiir yarışmasında birinciliği vardır. Sonrasında Sanat Okulu’nda elektrik bölümünde eğitime başlar (Tophane Meslek Lisesi).  Ancak son sınıfta “şiir ve tiyatro tutkusu nedeniyle” okulu yarım bırakır. 1960’larda askere gider, sıhhıye olarak askerlik yapar, askerliğin bitiminden sonra Ankara Meydan Sahnesi’nde çalışmaya başlar. 1964 yılında askere gittiğini düşünüyoruz. Sezai Üney’den öğrendiğimize göre Selâmi Üney’in çocukluğundan itibaren tiyatroya ilgisi vardır. Bu ilginin İnegöl Halkevi Temsil Kolu’nun veya İnegöl’e turne yapan tiyatroların sahnelediği bir oyunu seyrederek ortaya çıktığını düşünüyoruz.

 

                        

 Nevzat Çalıkuşu (solda) ile Yeşil'de (1975). Yeni Nilüfer dergisini yayımladıkları günlerden birinde

İKİ AŞK: TİYATRO VE ŞİİR

    Sezai Üney babasının abisine beş kuruş verdiği zaman ya kitap ya da Varlık Dergisi satın aldığını, ortaokula giderken 1950’li yıllarda kütüphane olan Karaşeyh Camii’nden hiç çıkmadığını, kütüphanede sürekli kitap okuduğunu ve ortaokul zamanı şiir yazmaya başladığını, ayrıca Bursa Devlet Tiyatrosu’nun oyunlarını hiç kaçırmadığını söyledi.

    Sezai Üney 1965 yılında Sevgi hanım ile evlenir. Bu evlilikten 1969 yılında Özlem ve 1977 yılında Özge adında iki kızı olur. Evlendiği zaman Emirsultan Mahallesi Gelir Sokak 19. numaradaki evden ayrılır. Önce eski Burç Sineması’nın arka tarafında yer alan bir evde yaşar. Bir süre sonra buradan çıkar. Sezai Üney’in tam olarak yerini hatırlayamadığı bir evde daha kalır. Daha sonra Çobanbey Caddesi'nde bir evde yaşar. Sonrasında uzun yıllar boyunca Sakaldöken Caddesi’nden çıkarken sol taraftaki evde kalır (eski noterin evi). 1968 yılında Yol-Su-Elektrik 2. Bölge Müdürlüğü’nün idare bölümünde çalışmaya başlar ve 1983 yılında buradan emekli olur.
    Selâmi Üney beş şiir kitabı yazmıştır: Seni Özlüyorum (1961), Angela’ya Son Mektup (1969), Kent Ölgünü (1973), Aydınlık Şarkılar Söyleyelim (1977), Yaşamak Öylesine Güzel ki (1985).

SAHNEYE İLK ADIM

Pollyanna

    Bursa Devlet Tiyatrosu Müdürü Ragıp Haykır’ın öncülüğünde Çocuk Tiyatrosu kurma çalışmalarına 1960 yılının ilk aylarında başlanır. Bursa Milli Eğitim Müdürlüğü de destek verir. 1960-1961 sezonunda Eleanor Porter’in yazdığı ve Haldun Marlalı’nın yönettiği Pollyanna 26 Mayıs 1960’da Çelebi Mehmet Ortaokulu’nda sahnelenir. Oyuna büyük ilgi olunca Bursa Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmeye devam eder. Selâmi Üney Tom rolündedir.

Tavtati Kütüpati

    1960 yılının Mayıs ayında Bursa Liselerinden Yetişenler Cemiyeti ya da diğer adıyla Gençlik Tiyatrosu kurulur. Tiyatro Tavtati Kütüpati adlı oyunu Bursa Erkek Lisesi öğrencilerinin düzenlediği sanat gecesi dolayısıyla Çelebi Mehmet Ortaokulu salonunda sahneler. İstanbul’da faaliyetini sürdüren ve Genco Erkal’ın da aralarında bulunduğu Genç Oyuncular’ın yazdığı oyunu okulun Türkçe öğretmeni Necmettin Özdamar yönetir. Halûk Şahin’in Bursa’da Modern Bir Oyun Tavtati Kütüpati başlıklı yazısından öğrendiğimize göre oyuncu kadrosu: Taner Arnaz, Celâl Bayraktar, Aykut Sözeri, Çetin Gövez ve Fuat Alyanak’tan oluşmaktadır. Bursa Ansiklopedisi’nin 4. Cildinin 1615. sayfasında yer alan oyuncu kadrosu ise Halûk Şahin, Selâmi Üney, Aykut Sözeri, Celal Bayraktar ve Ozan Çetin Gövez’dir. Oyunla ilgili yazı kaleme alan Haluk Şahin kendisinin rol aldığından bahsetmemiştir. Selâmi Üney’in de adı yoktur. Selâmi Üney’in ‘Yaşamak Öylesine Güzel ki’ adlı şiir kitabının sonunda yer alan özgeçmişinde oyunda rol aldığı yazılıdır. Acaba Haluk Şahin ve Selâmi Üney daha sonra mı oyuncu kadrosuna dahil oldu?

GÖRKEM OYUNCULARI

   Bursa’daki eski tiyatroculara Selâmi Üney’i sorduğunuz zaman Bursa Devlet Tiyatrosu’nda rol aldığı oyunları anlatırlar. Selâmi Üney’in kurduğu ‘Görkem Oyuncuları’nı hatırlayan kişi azdır. Bu nedenle Görkem Oyuncuları diğer adıyla Görkem Tiyatro Topluluğu’nu kurması, sahnelenen oyunları ve kapanışını elimizdeki yeni bilgilerle ve ayrıntılı anlatmak istiyoruz:

    Selâmi Üney Görkem Oyuncuları’nı kurduğu zaman daha 22 yaşındadır. Askerden yeni dönmüştür. 1 Mart 1962 tarihli Yeni Ant gazetesinde “Bursa’da Amatör Tiyatro Topluluğu” başlıklı yazısında “Geçenlerde “Görkem” adı altında böyle bir teşebbüse geçtim. Tabii hemen düş kırıklığına uğradım” der. Yani tiyatroyu 1962 yılının Şubat ayında kurmuştur. Amatör tiyatrodur. Aynı gazetede yayımlanan 2 Temmuz 1962 tarihli yazısının başlığı “Köye Doğru Tiyatro” dur. (8) Birkaç ay içinde amatör tiyatrodan köyde tiyatro oyunu sahneleme konusuna gelir. Peki bu değişim nasıl oldu? Bu soruya Bursa Oda Tiyatrosu bölümünde cevap vereceğiz. Aynı gazetede 5 Temmuz 1962’de yayımladığı “Aydın ve Tiyatro” başlıklı yazısında şehrimizin aydınlarını göreve çağırır: “Tiyatro ülkemizde artık köylere inmelidir. Onun amaçlarını köye oyunlar götürerek göstermelidir.”

    Bu düşünceyi ilk olarak 1930’lu ve 1940’lı yıllarda Bursa Halkevi Temsil Kolu ve 2000’li yıllarda ise Bursa Şehir Tiyatrosu gerçekleştirir. Merkez köylere gidilmesi kolaydır da merkezin dışındaki ilçelere gidip oyun sahnelemek bugün bile ciddi anlamda organizasyonu ve parayı gerektirmektedir. Selâmi Üney’in arkasında hiçbir kurum ve cebinde parası yoktur.

    Mart ayından Temmuz ayına kadar düşünür makale yazar, kendi kendine tartışır ve yine makale yazar. Düşüncelerini çevresindekilerle ve gazetede tiyatro severlerle paylaşır. Artık icraat vakti gelir.

KOVULANLAR

    Görkem Oyuncular, Armağan Yıldız’ın fotoğraf stüdyosundaki çocuk atölyesini prova yeri olarak kullanır. Selâmi Üney, on beş gün içerisinde İki Sıkılgan oyununu uyarlar ancak kadın oyuncu bulamadığı için oyun sahnelenemez. Kadın oyuncuların “son günlerde evlerinden gönderilmedikleri öğrenilince” umutsuzluğa düşer. “Fakat birdenbire güç alarak” bir ay sonra tek başına Kovulanlar oyununu teyple İnegöl Sanat Şöleni’nde sahneler.

    İnegöl İdmanyurdu Spor Klübü’nün davetlisi olarak İnegöl’e giden Görkem Oyuncuları ikinci oyun olarak Cahit Atay’ın yazdığı, Selâmi Üney’in yönettiği tek perdelik Pusuda oyunu “büyük bir davetli kitlesi önünde” 14 Temmuz 1962’de açık havada “başarı ile” sahnelenir. Oyuncular: Vahit Tulis (Ağa) Selâmi Üney (Dursun), Yalçın Gülbiz (Yaşar) ve Ali Bilgiç.

    Görkem Oyuncuları İnegöl’den sonra Yenişehir’de oyun sahnelemek için Bursa’dan yola çıkar. Oyunun Yenişehir’de sahnelendiği kesin tarihi tespit edemedik. 21 Temmuz 1962 Cumartesi günü sahnelenmiş olabilir. Emin değiliz. Koyunhisar köyüne geldiklerinde akıllarına hiç gelmeyen bir olay olur.

    Birim Özgür’ün kaleme aldığı “Görkem Oyuncuları Koyunhisar Köyünde” başlıklı yazının yayımlanma tarihi 24 Temmuz 1962’dir. Unutulmaması gereken bir yazıdır. Tamamını yayımlıyoruz:

    “Burası bir köy. Bursa’nın şirin köylerinden biri. Her günkü doğal, çilekeş yaşamını sürdürüyor. Güneş morumsu dağların ardında yitmek üzere. Şosenin iki yanında birkaç çayevi ve birkaç kırık sandalye ve peyke… Yorgun kişiler. Günün yorgunluğunu, bitkinliğini; demli, yürekleri gibi sıcak çayı yudumlayarak gidermeye çalışıyor. Gözler donuk eller nasırlı. Büyük bir gürültüyle ardında bir toz kümesi bırakarak şoseden gelip geçen otobüslere, bilinçsizce bakıyorlar.

    Hava kararmak üzere. Sığırlar yorgunluklarını sırtına vurup ağır ağır köye doğru yollanıyorlar. Bir otobüs Musa’nın kahvesi önünde yavaşladı, durdu. Kahvedeki bütün gözler tek noktada birleşti. Arabadan dört kişi indi. Ağır ağır kahveye doğru yürüdüler. Tatlı ve yumuşak bir dille “Selamun aleykum ağalar” deyip, kahvenin sağ yanında küçük bir masanın çevresinde kümelendiler.

    Bunlar Bursa’nın ülkücü gençleri, Görkem oyuncuları. Köylülerle çarçabuk kaynaştılar. Köylülere “bir tiyatro topluluğu olduklarını, bundan böyle köy köy gezerek, yurt gerçeklerini yansıtmaya çalıştıklarını ve gerçek tiyatronun bu olduğunu” uzun uzadıya anlattılar. Kahvedeki bütün kişiler oyuncuların yöresinde toplanmış, çeşitli konular üzerinde konuşuyor, şakalaşıyor; çay üzerine çay demleniyordu.

Gece…

    Köyün alanı tıklım tıklım. Kadını, kızı, çoluğu çocuğu. Hepsi orada. Az sonra oyun başlayacak. Oyunun adı “Pusuda” Cahit Atay’ın yazdığı, daha önce İstanbul, Bursa ve Eskişehir de oynanan ve tümüyle bizden doğan bu oyunu “Görkem Oyuncuları” şimdi oynayacaklardı.

   Oyun başlıyor. Köy meydanında yalnızca ezici bir köy ağasının (Vahit Tulis); saf bir köy çocuğu Dursun’un (Selâmi Üney); ülkücü bir Türk aydını Yaşar’ın (Yalçın Girbiz) sesi çıkmıyordu. Ağaçlara asılı iki Lüx ile aydınlanan meydan. Çoluğu çocuğu, genci ile yaşlısı ile Koyunhisar köyü soluğunu kesmiş “Pusuda” yı seyrediyordu. Çünkü bu oyun beni, seni, Ahmet Ağa’yı, Mehmet Ağa’yı yansıtıyordu bütün çıplaklığıyla.

    Oyun bitiyor. Oyuncular ürkek, yalnızca yüreklerinde mutlulukla giyinmeye giderken bütün Koyunhisar kendilerini çılgınca alkışlıyor. “İşte bizim durumumuz bu” diyorlardı.  Kahvedeyiz. Her akşam ki hali. Yalnız biraz daha neşeli. Konuşmalar hep aynı yerde birleşiyor. “Tiyatro iyi şey. Sağ olsun Görkem oyuncuları?”     Yavaşça bir masaya yaklaşıyorum. Şişmancana, 40 yaşlarında birine, az şekerli kahvesini içerken şöyle sordum: Düne değin tiyatroyu nasıl tanıyordum? İlgin ne dereceydi? Şu andaki düşüncen?

-Adım Mustafa Savaş. Tiyatroyu, zurnayla göbek atılan, çingen kızların çıplaklığını satıp halkı kandırdıkları ve ahlâk dışı bir yuva olarak bilirdim. Bu yüzden ilgim yoktu. Fakat bu akşam ki oyun fikirlerimde çok büyük değişiklik yaptı. Demek Tiyatro bu! Bundan sonra Tiyatroya gideceğim, çünkü tiyatro bizim dertlerimizi dile getiriyor. Bunu Görkem oyuncularına borçluyum.

Bu sırada esmer, kuru yağız bir genç söze karıştı:

-Adım Abdullah Kır. Bugüne kadar gördüğümüz tiyatro gençlerin ahlâkını bozmaktan başka bir işe yaramıyordu. Halbuki bu akşam gördüğümüz oyun bizi çok etkiledi. Bu köylerimizde her zaman olagelen, köy ağalarının fakir tabakları nasıl ezdiklerini, nasıl tutsak gibi kullandıklarını canlandırıyordu.

Bizim konuşmamızı ilgiyle dinleyen 45-50 yaşlarında zayıfça, yanık yüzlü bir köylü de şunları söyledi:

-Adım mı? Mehmet Durmuş. Tiyatro deyince içimde küfürler geçerdi. İlgim tiksintiden öteye geçmiyordu. Fakat bu akşamki oyundan çok ders aldık. Gelmeniz çok işe yaradı.

Yavaşça kulağıma eğildi: “Oyunumuz çok ilgi gördü. Kadınlar bile vardı!”

   Ali Bilgiç gazeteciliğe gönlünü kaptırıp elli yılını bu işe harcamadan önce tiyatroya ve şiire gönlünü kaptırmıştı. O akşam Ali Bilgiç de Koyunhisar köyündedir. Tiyatronun sufle, çevre düzenlemesi, aksesuar ve efektinden sorumludur. Ali Bilgiç kaleme aldığı “Anılarla Selâmi Üney” başlıklı yazıda o gece yaşanan olayı anlatır:

    “Bir akşamüstü Bursa’dan yola çıkıp Yenişehir’e 15 km. uzaklıktaki Koyunhisar Köyü’nde konaklıyoruz. Tiyatro yapmak istediğimizi söylediğimizde, yüzümüze biraz garipsi bakıyorlar ama yine de “parasız” olduğu için engel olmuyorlar. Yatsı namazı sonrası köy kahvesinin önündeki meydanda “Pusuda” oynanıyor. Köylüler memnun. Köy kahvesinde gelsin çaylar, gitsin kahveler derken, sohbet koyulaşıyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde, biz konaklayacak yer düşünürken, sıska bir jandarma uzatmalısı, iki jandarma eri ile kahveden içeri girip bize yöneliyor. Suçumuzun ne olduğunu bile söylemeden; bizi alıp, Koyunhisar’ın yaklaşık 10 km. ilerideki Kabaçınar (şimdiki adı Selimiye) köyü karakoluna götürüyorlar. Kaymakama telefonla ulaşmak istememiz sürekli engelleniyor. Koyunhisar muhtarı telefonun arızalı olduğunu, karakol komutanı ise bu saatte kaymakamı rahatsız edemeyeceğini ileri sürüyor. Geceyi karakolda, jandarma eri nezaretinde geçiriyoruz. Yayan olarak yola koyuluyoruz. 10 km. yürüdükten sonra bir araç sahibi halimize acıyıp bizi Yenişehir’e kadar getiriyor. Hükümet konağına kadar Yenişehir’in tek ana caddesinden geçirerek götürüyorlar. Neyse ki jandarma erlerinin “kelepçe takmaya zorunlu” ısrarını Selâmi tatlı dili ile çözümlüyor. Ben de Yenişehir’li olduğum için onların bizi daha gerisinden yürümeme izin veriyor.

    Hükümet Konağında ilçe Jandarma Komutanından bir ton zılgıt yedikten sonra, komutanı güçlükle ikna edip, durumu kaymakama bildirmesini sağlıyoruz. Haliyle daha önceden tiyatro yapacağımızdan haberi olan kaymakamın odasından gülerek çıkan biz oluyoruz. Kaymakamın muhtarla yaptığı telefon konuşmasından suçumuzu öğreniyoruz: “Ağalığa karşı olmak…”

    Tiyatrocuların gözaltına alınmaların nedeni yazılı iznin olmayışıdır. 18 Haziran 2016’da Yenişehir’e gidip Ali Bilgiç ile 54 yıl önce yaşanan bu olayı sorduğumuzda bize şunları anlattı:

   “Temmuz 1962’ydi. Görkem Oyuncuları’yla köylere gitmiştik. Köyler de oyun sahnelemek istediğimizi Yenişehir Kaymakamı Metin Sayar’a söylemiştik. O da sözlü olarak izin vermişti. Biz de bu söze güvenerek Bursa’dan Yenişehir’e giderken Yenişehir’e 11 kilometre kalmıştı. Koyunhisar köyünde indik. Kahveye gittik. Haber verdik köylülere yatsı namazından sonra Pusuda oyununu sahneleyeceğimizi söyledik. Oyuncular Vahit Tulis, Yalçın Gürbüz, Selâmi Üney’di. Ben efektleri yaptım. Pusuda oyununu Koyunhisar köyünde doğal ortamında sahneledik. Oyunu bütün köy meydanda seyretti. Köyün muhtarı biz kahvehanedeyken gidip bizi jandarmaya şikâyet etmiş. Muhtar “burada böyle adamlar var” demiş. Oyun zaten kısa bir oyundu. Oyun bitince yeniden kahvehaneye gittik. Biz kahvehanedeyken jandarma geldi. Uzman Çavuş izin kâğıdı sordu. İzin kâğıdımız yoktu. İzni sözlü olarak almıştık. Bir gece jandarma karakolunda kaldık. Görkem Oyuncularıyla “Pusuda” oyununu köyde sahneleyince bir gece Selimiye Köyü Jandarma Karakolu’nda yattık.”



                Ali Bilgiç (sağda) ile Yenişehir'de (1974)

   Gazetede gözaltıyla ilgili birçok haber yer alır. Sonrasında olay bir şekilde çözülür. Yeni Ant gazetesinde yer alan haberden öğrendiğimize Kaymakam Metin Sayar’ın hüsnü kabûl göstermesi üzerine” Pusuda oyunu Yenişehir’de 28 Temmuz 1962 Cumartesi günü yeniden sahnelenir.

  Selâmi Üney Acı Gerçek başlıklı yazısında yaşadıklarını dile getirir:

  “Görkem Oyuncuları olarak Koyunhisar köyünde ülkücü arkadaşlarımla birlikte PUSUDA adlı oyunu oynadıktan sonra gece yarısı Kabaçınar jandarma karakolunda suçlular örneği sabahlamamız!. O da yetmemiş gibi 19 kilometre yol yürüyerek; Yenişehir’e iki jandarmamızın arasında bize bakan gözler arasında yer almak. Ne yazık ki jandarmayla aramızı bozan kişiler bu ülkenin ilerlemesini güçleştirmekle devam edecekler.”

   Kötü olayın sonucunda gazetede iyi bir haber yer alır: “Bakanlıkça ülkücü gençlere gerekli yardımın yapılması istendi” ve “(…) Halk eğitiminin de dikkatini çeken gençlerin bu olayı Ankara’ya duyurulmuş ve vekâletten gelen bir yazıda ülkücü gençlerle gerektiği şekilde ilgilenilmesi istenmiştir. Öğrenildiğine göre Halk Eğitim (Merkezi) tarafından bir tiyatro kolunun kurulması ve gençlere ödenekten yardım edilmesi üzerinde çalışılmaktadır” denilmiştir. Görkem Oyuncuları’na herhangi bir yardım yapılıp yapılmadığını kesin olarak öğrenemedik. Görkem Oyuncuları “yılmadıklarını ispat ediyor” ve 2 Ağustos 1962’da Demirtaş’a bağlı İsmetiye köyünde Pusuda oyununu sahnelenir. Gazetede yer alan haberde “gençler, köylüler tarafından çılgınca alkışlanmışlardır” denilir.

   Pusuda oyunu Ağustos ayının başında Erdek şenliklerinde sahnelenir.

YENİDEN KOVULANLAR

    Ergin Özgü’nün “Görkem Oyuncularıyla Konuşma” başlıklı yazısından öğrendiğimize göre Görkem Oyuncuları Bursa Belediyesi’nin düzenlediği 1. Bursa Festivali kapsamında 7 Eylül 1962’de Selâmi Üney’in yazıp yönettiği Kovulanlar oyununu Kültürpark’taki Emirgan Çay Bahçesinde sahneler. Oyun sahnelenirken Sezai Üney de sahne arkasında abisini seyreder. Oyun 30 dakika sürer. Ancak o gün öyle bir şey yaşıyorlar ki, genç tiyatrocuların hayalleri yıkılmıştır.

    “(...) Oyun birdenbire durdu sahnedeki oyunculardan Yalçın Gürbüz ağlamaklı gözlerle mikrofona geldi “alkışlarınıza ve bize güveninize teşekkür ederiz, oyunumuz bitmedi fakat anlayışsızlığın neticesinde oyunu kesmemizi söylediler. Biz buraya sanat aşkı içinde geldik diğer ekipler gibi parada almıyoruz amacımız gerçek tiyatroyu tanıtmak” gencin gözeri doldu, halk alkışlıyordu duygulandım işte vurguncu tutum yine iyi niyeti yeniyordu ama gençler (yılmayacağız) diyorlardı. Halk anlıyor, halk sevecek bu tiyatroyu halkın sağ duygusu güçlüdür akla karayı ayırd etmesini bilir diyorlardı. Selâmi Üney, arkadaşlarının yanaklarından öpüyor onları teselli etmeye çalışıyordu, başardık başardık çocuklar mutsuzlanmayın halk bizi sevdi.. yavaş yavaş olacak bu işler dediğini işitiyordum.
  
   Selâmi Üney’in yanına yaklaştım hayrola kardeşim bu iş nasıl oldu diye sordum.

    “Efendim biliyorsunuz ki biz yalnız insanı insan yapan nedenleri gerçek tiyatroya göstereceğimize inanıyoruz. İşte Almanlar okullarından önce tiyatrolarını kurdular. Oyunumuzu kesenler İstanbul’dan gelen organizatörmüymüş neymiş bilet başına para alıyormuş galiba halk davul sesini duymayınca içeriye girmiyor diyor, anlatamadım o anda para için canını verecek olan adama o anda festivalde nelerin yapıldığını çünkü para hırsı öyle gözünü bürümüş ki sağa sola davulu hızlı vurun diye seslenip duruyor. (...)” Görkem Oyuncuları bir daha oyun sahneleyemez.

   BURSA ODA TİYATROSU

   1960’lı yılların en önemli tiyatro olayı Bursa Oda Tiyatrosu’nun kuruluşudur. 1962 yılında kurulan Türk Kültür Derneği’nin adı 1963 yılında Halkevi olarak değiştirilir. Bursa Oda Tiyatrosu da önce Türk Kültür Derneği’ne bağlı olarak faaliyete başlar, sonrasında Bursa Halkevi Oda Tiyatrosu adını alır.

    Tiyatronun kuruluş çalışmaları 1962 yılının Mayıs ayında bir grup tiyatrocu tarafından başlar. Selâmi Üney de bu grubun içindedir. 13 Mayıs 1962’de Yeni Ant gazetesinde yayımladığı “Bursa’da Oda Tiyatrosu” başlıklı yazısında üç soru yöneltir: 1) Bursa’da bir Oda Tiyatrosu gerekli midir, niçin? 2) Bu tiyatronun amacı ne olmalıdır? 3) Tiyatro için en uygun bulduğunuz yer sizce neresidir ve bu yer şimdiki durumu ile yeterli midir? Sorulara Emin Canpolat, Yalçın Kaya, Ataol Behramoğlu, Hasan Ceyhan, Metin Taştan cevap verir. Selâmi Üney soruları ve cevapları gazetede yayımlar. Oda Tiyatrosu kurulması fikrinin peşini bırakmaz. 1 Haziran 1962 tarihli Oda Tiyatrosu başlıklı yazısında Eskişehir Oda Tiyatrosu’nu örnek gösterir. ‘Yaşamak Öylesine Güzel ki’ adlı şiir kitabının sonunda yer alan özgeçmişinde Fareler ve İnsanlar oyunda rol aldığını yazılıdır. Ancak bizim elimizdeki belgelerde oyunda rol aldığıyla ilgili bilgi yoktur. Bursa Oda Tiyatrosu’ndan ayrıldıktan bir süre sonra Selâmi Üney daha önce bahsettiğimiz Görkem Oyuncuları’nı kurarak Bursa Oda Tiyatrosu’ndan ayrılıp kendi yolunu çizmeye çalışır. Görkem Oyuncuları’ndan sonra Selâmi Üney Bursa Oda Tiyatrosu’na geri döner. Ch. Vildraç’ın yazdığı Sonsuz Yolculuk oyununun provalarına 1962 yılının Ekim ayında başlanır. Oyunun yönetmenliğini Selâmi Üney üstlenir.  Bu oyun sahnelenmez.

   ANKARA YILLARI

    Bursa Ansiklopedisi’nin 4. Cildinin 1674. sayfasında Selâmi Üney’in Eylül ayında Ankara’ya gittiği yazılıdır. Ancak o sırada Selâmi Üney Bursa Oda Tiyatrosu’nda Sonsuz Yolculuk oyununu yönetmektedir. Ankara’ya Kasım ayında gitmiş olabilir. Ankara’da Robenson Ölmemelidir ve Çalıkuşu oyunlarında rol alır. Devlet Tiyatroları ile ilgili bölümde adı geçen iki oyundan bahsettiğimiz için burada ayrıca değinme gereği durmuyoruz. Ansiklopedi de bir süre Ankara Meydan Sahnesi’nde çalıştığı yazılıdır. Selâmi Üney’in Yaşamak Öylesine Güzel ki adlı şiir kitabının sonunda yer alan özgeçmişinde Ankara Meydan Sahnesi’nde Romanoff’a Juliette oyununda rol aldığı yazılıdır. Hangi rolde yer aldığıyla ilgili elimizde bilgi yoktur.

    Bursa Ansiklopedisi’nde, Suat Taşer’in Yeditepe dergisinde Selâmi Üney için “Tiyatro için hayatını mahvettin, ne oldu?” başlıklı bir açık mektup yayımladığı bilgisi yer alır. Ancak derginin hangi sayısında yer aldığı belirtilmediği için dergiyi bulup okuyamadık. Bu nedenle de mektupta başka neler yazıldığını bilmiyoruz. Ancak ansiklopedi de yer alan şu cümle Selâmi Üney’in hayatının özeti gibidir: “Parasız, sıkıntılı, ancak mutlu bir yaşam sürüyordu artık.”

  İSTANBUL YILLARI

Sezai Üney’den öğrendiğimize göre Ankara Meydan Sahnesi’nde çalıştıktan sonra İstanbul’a gider. Üney’in şiir kitabının sonunda yer alan özgeçmişinde Münir Özkul Tiyatrosu’nda General Çöpçatan oyununda çalıştığı yazılıdır. Hangi rolde oynadığıyla ilgili elimizde bilgi yoktur. Adı geçen oyun 15-16 Mayıs 1964’te Tayyare Sineması’nda sahnelenir. Sezai Üney abisinin Münir Özkul’u İnegöl’e getirdiğini söyledi. Ancak tarihini hatırlayamadı, tiyatronun Bursa’ya turne yaptığı yıl olabilir.
    Selâmi Üney, Münir Özkul Tiyatrosu’ndan sonra İzmit Bölge Tiyatrosu’nda çalışır. 1964-1965 sezonunda çalıştığını tahmin ediyoruz. Şiir kitabının sonunda yer alan özgeçmişinde Sultan Gelin oyununda rol aldığı yazılıdır. Beş yıl sonra 1967 yılında Bursa’ya döner.

   YENİDEN BURSA ODA TİYATROSU’NDA

   Bursa Ansiklopedisi’nin 4. Cildinin 1618. sayfasında yazarını tespit edemediğimiz Ormanda adlı oyunun provalarının yapılmasına rağmen sahnelenemediği bilgisi yer alır. Selâmi Üney’in şiir kitabının sonunda yer alan özgeçmişinde oyunu yönettiği yazılıdır. Ancak bu bilgiyi doğrulayamadık.

   HALK EĞİTİM MERKEZİ

   Bursa Oda Tiyatrosu 1968 yılında Halkevi’nin elinden alınarak Halk Eğitim Merkezi’ne verilir. Selâmi Üney önce Sabahattin Kudret Aksal’ın yazdığı Kahvede Şenlik Var adlı komedisini yönetir. Oyun 20-21-22 Ocak tarihlerinde protokole, 1 Şubat’tan itibaren halka sahnelenir. Oyuncular: Salih Coşkun, Filiz Başar, Ertuğrul Artan, Erdoğan Egemen ve Muhittin Korkmaz’dır.

İki ay sonra Oda Tiyatrosu’nda İbrahim Zeki Burdurlu’nun yazdığı “Kim, Kimdir, Kimbilir?” oyunu 20 Mart 1971’de prömiyer yapar. Bu oyun Oda Tiyatrosu’nda sahnelenen son oyun olmuştur. Tiyatronun adını değişir. Halk Eğitim Tiyatrosu kısaca HET adını alır. Bu tarihten itibaren Oda Tiyatrosu’nda değil Eğitim Araçları Merkezi Gösteri Salonu’nda oyun sahnelemeye başlanır. Turgut Özakman’ın yazdığı Ocak oyunu 20 Kasım 1971’den itibaren sahnelenmeye başlar. Selâmi Üney bu oyunda Tarık Baba rolünde sahneye çıkar hem de oyunu yönetir.

   BURSA EĞİTİM ARAÇLARI MERKEZİ BAŞKANLIĞI TİYATROSU

    1979 yılında Bursa Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı olarak Bursa Eğitim Araçları Merkezi Başkanlığı Çocuk Tiyatrosu kurulur. Tiyatronun yöneticisi Selâmi Üney’dir. İlk oyun olarak Selâmi Üney’in yazdığı ve yönettiği “Şakacı Palyaçolar” oyunu 3-12 yaş çocuklar için 14 Ocak 1979’dan itibaren her Cumartesi ve Pazar günleri Eğitim Araçları Salonu’nda sahneleneceği açıklanır. Selâmi Üney çocuk oyuncularıyla ilgili olarak şu açıklamayı yapar: “Küçüklerin eğitimlerini amaçladık. Bugüne kadar Bursa’da küçük çocukların sıkılmadan takip edecekleri ve bir şeyler öğrenebilecekleri bu tür bir kuruluş yoktu. Eserimin ilgi görmesinden memnunum. Selâmi Üney artık “Bursa Eğitim Araçları Merkezi Başkanlığı Çocuk Tiyatrosu Yönetmeni” unvanını kullanmaya başlar. Ancak Eğitim Araçları Merkezi Başkanlığı Çocuk Tiyatrosu uzun ömürlü olmaz. Bir yıl sonra kapanır.

   BURSA YENİ TİYATRO

   Bursa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde Merhaba İnsanlar adlı deneysel gösteri yapılır. Sonrasında Bursa Yeni Tiyatro 11 Mart 1984’te kurulur. Amaç çocuk oyunu sahnelemektir. Tiyatro ekibi Selâmi Üney, Adnan Tunalı, Cevat Kurtuluş, Adem Gerçek, Cengiz Tongur’dan oluşur. Tiyatronun sahibi Adnan Tunalı, sanat danışmanı ise Selâmi Üney’dir. İlk oyun olarak kendisinin yazıp yönettiği Şakacı Palyaçolar oyunu sahnelenir. Oyunun müziğini Adem Gerçek, çevre düzenini Adnan Tunalı yapar. Tiyatro iki yıl sonra kapanınca kısa bir süre Bursa Oda Tiyatrosu ve Görkem Oyuncuları’nda yer alır.

   BURSA DEVLET TİYATROSU

    Bursa Devlet Tiyatrosu’nun 1971 yılında yerleşik kadroya geçmesi Selâmi Üney’in hayatındaki dönüm noktasıdır. Çünkü artık profesyonel oyuncuların arasındadır. Sanatçı kadrosunda yer almasa da, yevmiyeli oyuncu olarak oyunlarda rol alır.

   1971-1972 sezonunda Baillet ve Gredy’nin yazdığı, Raik Alnıaçık’ın yönettiği Kaktüs Çiçeği oyunu 31 Aralık 1971’de prömiyer yapar. Selâmi Üney’in rolü Cochet’tir. Niyazi Menteş “Kaktüs Çiçeği” başlıklı yazısında Selâmi Üney’i över: “Bursa’nın yetiştirdiği Selâmi Üney, acaip makyaj görüntüsü dışında, dev san’atçılara ayak uydurmakta kusurlu olmadı, olamazdı da zaten. Her halde, içi tiyatro aşkıyle yanan bizim Selâmi’mize güvenleri olmasa idi yöneticilerin, böyle bir rolü O’na vermekte tereddüt ederlerdi.”
 
  SON OYUN

   1960 yılında Bursa Devlet Tiyatrosu’nun çocuk oyunlarıyla başlayan yirmi yedi yıllık macera 1987 yılında yine Devlet Tiyatrosu’nun bir oyunuyla sona erer.

    KIZI ÖZLEM ÜNEY

   Selâmi Üney’in vefatını anlatmadan önce kızı Özlem Hanım’ın anlattıklarını size aktarmak istiyoruz. Özlem Üney’e babasını sorduğumuzda sanki yarayı deşer gibi olduk. Ancak yarayı kanatmaya mecburduk. Çünkü bu bilgilerin yayımlanıp gelecek kuşaklar için kayda geçirilmesi gerekmektedir:
    “Babam melek gibi bir adamdı. Sakin ve sessizdi. Dört-beş sürekli görüştüğü arkadaşı vardı. Babam için ailesi ve çocukları önemliydi. Hayatının özeti üç kelimeydi: Sevgi, Barış ve Dostluk.”
   Özlem hanım babasının her gün Mahfel’e gittiğini, orada hem kendisiyle hem de herkesle birlikte olduğunu, şiirlerinin yüzde 90’ını Mahfel’de yazdığını söyledi.
    Üney ailesinin Setbaşında yaşadığı ev küçüktür. Bir yatak odası bir de salon ve büyük bir balkonu vardır. Selâmi Üney’in kendisine ait ayrı bir çalışma odası yoktur. 1970’lerin son yılları ve 1980’lerin ilk yıllarında Selâmi Üney’in en büyük yardımcısı kızıdır. Oyunu çalışırken teksti kızına verir. Kızı karşısındaki kişi olur. Eğer evde uygun yer veya vakit bulamazlarsa parka gidip birlikte çalışırlar. Selâmi Üney kızını Bursa Devlet Tiyatrosu’nun kulisine götürür. Halk Eğitim Merkezi’nde sahnelenen Şakacı Palyaçolar oyununda kızına da rol verir. Daha küçük yaşta kızının tiyatroyla tanışmasını ister. Özlem Üney babasının Cüneyt Gökçer’i beğendiğini ve Bursa Devlet Tiyatrosu eski müdürü Âli Cengiz Çelenk’ten sohbetlerde bahsettiğini özellikle belirtti.
    Özlem Üney’in 1980’li yılların başında Sakaldöken caddesindeki evde yaşadığı ve hâlâ unutamadığı bir olay vardır. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden sonraki günlerden biridir. Bir akşamüstü Selâmi Üney eve gelir. Acelesi vardır. Hemen salondaki halıyı kaldırır. Ahşap döşemeyi söker. Kütüphanesindeki kitapları ahşap döşemenin altına yerleştirir ve döşemeyi kapatır. Halıyı tekrar yerine koyar. Koltuğa oturup “Çok şükür” der. Özlem Üney kendisi evdeyken polis baskını olmadığını ancak babasının onu sık sık Emirsultan mahallesinde yaşayan babaannesinin yanına bıraktığını, belki o günlerin birinde eve baskın yapıldığını bu nedenle de babasının tedirgin olabileceğini söyledi.
   Özlem Üney babasıyla Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’ndeki sergilere ve sinemaya gittiğini söyledi. Sinemayla ilgili ilginç bir anısı vardır. Hayatında ilk defa sinemaya gidecektir. 1983 yılının son ayları olabilir. Selâmi Üney kızını Tayyare Sineması’nda gösterilen Metres filmine götürür. Başrollerde Türkân Şoray ve Can Gürzap vardır. Özlem Üney filmi seyredince şaşırır babasına “Biz böyle bir filme neden geldik?” diye sorar. Selâmi Üney’in cevabı ise “Kızım bunlar hayatın gerçekleri. Bunları senden saklamanın anlamı yok. Ne kadar erken yaşta öğrenirsen ve bunları benimle veya annenle görürsen daha az zarara uğrarsın.”
    Özlem Üney babasının Köy Hizmetleri 17. Bölge Müdürlüğü’nde daire amiri olduğunu, bazen babasıyla birlikte daireye gittiğini, öğle yemeğinde mandalina verildiğini, mandalina pahalı olduğu için sadece orada yiyebildiğini söyledi. Babası kendi mandalinasını da kızına verir, babasının arkadaşları da kendisine mandalina verince elinde beş-altı tane olunca çok mutlu olur.
    Selâmi Üney emekli olduktan sonra Yapı Kredi bankasının reklâmında rol alır. Reklâmda babasının uçaktan indiğini bu durumun onlara çok farklı ve güzel geldiğini söyledi. Bir ramazanda Ankara TRT’ye program çekimine gittiğini, ramazan çekimlerini evde televizyon olmadığı için aile komşuya gidip izler.
    Selâmi Üney vefat ettiğinde Özlem Üney 18 yaşındadır. Kardeşi Özge ise 11. Selâmi ve Sevgi Üney’in arasında son yıllarda bazı sıkıntılar olur. Selâmi Üney ve kızı Özlem 1980’li yıllarda Emirsultan mahallesindeki evde yaşar. Özge Üney annesiyle kalır. Özlem Üney babasının annesine âşık olduğunu -adeta Mecnun gibi- ancak son yıllarda eşiyle yaşadığı sıkıntıların sağlığını olumsuz etkilediğini söyledi. Aynı yıl üniversiteyi kazandığını ancak babasının ölümü aileyi maddi olarak sıkıntıya soktuğu için üniversiteye gidemediğini, iş yaşamında tek başına ayakta durabilmişse bunun nedenini babasının ona küçük yaşta verdiği özgüven olduğunu da söyledi.

   PERDE KAPANIR

    Sezai Üney abisi Selâmi Üney’in hayatı boyunca doktor yüzü görmediğini, vefatından altı ay önce kalp rahatsızlığının çıktığını ve Sosyal Sigortalar Hastanesi’nde tedavi gördüğünü söyledi. Vefatından bir gün önce kalp krizi geçirir. Gazetede Selâmi Üney kalp krizi geçirdi diye haber olur. Sezai Üney abisinin yanında kalır. Annesi hastanede durmak ister. Sezai Üney eve gider. Ertesi gün Selâmi Üney kahvaltı yaparken peynir parçası yere düşer. Alayım derken, kalp krizi geçirir annesinin kollarında vefat eder. Tarih 24 Ağustos 1987’dir. Emirsultan Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Pınarbaşı Mezarlığı’nda toprağa verilir. Ölümünden sonra Niyazi Menteş “Bir Selâmi Üney Vardı Bu Kentte” başlıklı yazı kaleme alır:
“Selâmi Üney öldü. Setbaşı köprüsünden geçemeyecek! Bursa’yı dizelerinde dile getiremeyecek! Ama içimizde ebediyete kadar yaşayacak! Şair Selâmi... Tiyatro ustası Selâmi... İnsan Selâmi olarak...”

   DOSTLARININ GÖZÜYLE…

  Arkadaşı Ersin Beyhan’a Selâmi Üney ile nasıl tanıştığını ve son günlerini sorduğumuzda bize şunları anlattı:
“Selâmi abi ile 1977 yılında tanıştık. 1978 yılında evlendim. Eşim Nuray’ın halasının oğluydu. Selâmi abi sakin ve sabırlıydı, “Pollyanna” gibiydi. Mahfel’e gider arkadaşlarıyla sohbet ederdi. 1980’li yıllarda Yol-Su-Elektrik’ten emekli oldu. Selâmi abi ayağına yorganına göre uzat atasözünü söyler, sonrada “Benim hiç yorganım olmadı ki” derdi. Kalp krizi geçirince hastaneye ziyaretine gittim. Selâmi abi “Ersin artık bedava yaşıyorum. Kaç sene yaşarsam yaşayacağım” demişti.

    Daha önce dergide hayatıyla ilgili yazı kaleme aldığımız Adem Gerçek’e Selâmi Üney’in nasıl biri olduğunu sorduğumuzda bize şunları anlattı: “Selâmi abi hiç kimseyle kavga etmezdi. İçe kapanık, sessiz sakin biriydi. Kimseye kötülüğü olmazdı. İyi bir insandı. Bursa Yeni Tiyatro’nun kadrosunda bende vardım. Tiyatronun yeri Çancılar çarşısından aşağıya inerken fırının oradaki handa peynirciler vardı. Tiyatro hanın ikinci katındaydı. Selâmi abi vefat ettikten annesi Selâmi abinin Yaşamak Öylesine Güzel ki adlı şiir kitabını hediye etti.”

    Selâmi Üney’in vefatından iki yıl sonra Erdal Özdür, Zafer Algöz ile “Zafer’den Zafer’e” başlıklı mülâkat yapar. Zafer Algöz, Selâmi Üney ile ilgili anısını anlatır: “Biga 1920” isimli oyunu oynuyorduk. Rahmetli Selâmi Üney, Hâkim’i oynuyor. Ben savcıyım. Bir toplantı sahnesinde Emin Gümüşkaya’da sahnede. Rolü de Anzavur Ahmet Paşa. Emin abi, oyunun bir yerinde (Siz, ne dersiniz, Hâkim Bey?) diye rahmetli Selâmi Abi’ye soru yöneltiyor. Ancak Selâmi Abi’den ses seda yok. Rahmetli o anda uyuyup kalmış oturduğu yerde. Emin abi baktı uyandıramıyor birden sesini tonunu yükseltip (Evet Selâmi) diye bağırdı oyun da. Selâmi abi, birden irkildi, uyandı ve repliğini söyledi, perdeyi kapattık. Birinci sahne sonuydu bu olay. Kuliste gülmekten hepimiz kırıldık geçtik, unutamıyorum rahmetli Selâmi abinin bu halini.


Selâmi Üney 4 Ekim 1964 tarihli Yeni Ant gazetesinde yayımlanan "Adamın Tiyatroya Dönüşü" başlıklı yazısı (Bu adam Selâmi Üney’’dir)


    Aradan sekiz ay geçti. Onu soğuk, ayazlı bir Ankara gecesinde tanımıştım. Seviyordu Tiyatroyu. Yalnızdı, yalnızlığında kekremsi bir hüzün vardı. “İçelim” dedim bu akşam. Kareliye gittik. Şiir okudu. Tiyatrodan söz ettim.
    Onu salt tiyatrocu olarak tanımıştım oysa şiiri, öyküyü, resimi, ayrı ayrı değerlendiriyor, anlıyor ve seviyordu. Çok yönlü olması onu bana daha çok sevdiriyordu. Evet aradan sekiz ay geçti. Onu o geceden sonra görememiştim. Tiyatroların biriyle turneye çıkmıştı. Birbirimizden uzaklaşmıştık. Onu arıyordum. Bundan on beş gün önce askerlik görevini bitirdiğini, Ankara’da olduğunu söyledi bir arkadaş.. Konuştuk; doluydu. Gözlerinde mutlu bir yarın görüyordum. Biraz daha şişmanlamış, saçları dökülmüş, çok şeyler söylemek istediği belliydi. Doluydu, boşalması gerektiğine inanıyordu. Tam 8 ay sahneden uzaklaşmak. Ölümdü. Yeniden çaba istiyordu. Güç istiyordu. Onunla nasıl dostça konuşabilirdim. Boşalabilirdik. Kareli’ye gittik. Değişen bir şey yok sanki.. Aynı masa, loş ışıklar, Radyoda hafif batı müziği.
    “Doluyum” dedi. Onuncu dubleyi masaya bırakırken, sonra, kısık ve romantik bir sesle anlatmaya başladı. Arada da “Dinliyorsun değil mi?” diye soruyordu.
    Tiyatroyu seviyorum ağbi! 5 yıldır onun ekmeğini yiyordum. Sonra askere. Geldik. Düşünüyorum ağbi. Anam “memur ol” Babam “Evlendirelim, mürüvvetini görelim” der.
    Çok dertliyim ağbi. Yüreğimi operatöre açtırsalar kocaman mangal gibi Tiyatro sergisi çıkar. Bir şeyler yaptık. Kendimi boşlukta hissediyorum. Eski Tiyatroma döndüm ağbi. Kadro dolmuş turneye çıkıyorlarmış. Kötü mevsimde terhis oldum ağbi! Kocaman seviyorum Tiyatroyu. Sarhoş değilim ağbi, Tiyatroya da adam kayırmacılığı sokmuşlar. Gidersin seni anlamazlar ya da anlamak istemezler, dedim ya ağbi. Adamsız olmuyor bu işler. Kahroluyorum sanata da bunu sokmuşlar. Kötü, çok kötü. N’aparsın, sülâlede benden başka tiyatrocu çıkmamış ki! Kestirme yol varken, bizim gibi kişilere dolanmak düşüyor. Biraz yıpranıyorsun ama teselliyi bizim gibi yetişen tiyatrocuların hayatını okumakta buluyorum. Sorma ağbi! Ha bak sarhoş değilim. Dinliyorsun değil mi? Sahneye çıkmak, oynamak tiyatroculuk değil, onu tozuyla, kahrıyla sevmek demek v.s.
Sükselik, züppelik yapılsın diye kurulmamış. Okumuyorlar ağbi, daha doğrusu okumuyoruz. Herkes bir şey biliyorum sanıyor, oysa Tiyatro ağbi, Tiyatro, dinliyorsun değil mi? Sarhoş falan değilim! İçimi sana boşaltıyorum.
    Sakın gazetende yazma ha! Bozulurum başlarsın “genç bir oyuncunun yıkılmışlığı” diye sakın ha işte böyle ağbi Tiyatro) diyemedi masanın üzerine başı düştü kül tabağı ve önündeki bir duble votka döküldü, kaldırdım. Dışarıya çıktık, kolu omzumdaydı. Bakanlıklara doğru yürüdük. Yazma dediği halde yazdım ne yapayım kendimi alamadım.

                   

     

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 07/01/18