TURGUT YALKI 'NIN ANILARI

Hasretlik Bursa

                                                        Çamlıca Mahallesi, 18 Kasım 2025 - Söyleşen: Alper Can

Turgut Ağabey, nerede doğmuşsunuz?

Doğum yerim İncirli. Hacı Seyfettin Mahallesi, Hacı Seyfettin Sokak, 17 Aralık 1945. Baba dedem Dağıstan’dan, diğerleri Balkan’lardan göç etmişler.

Musa Ataş ile hemşerisiniz o zaman. Gazeteciler Cemiyeti kurucusu.

Hemşehri olduğumu bilmiyordum. Öğrendiğime sevindim. Aile hikayemiz şöyle. Babamlar altı kardeş. Babamın adı Vahit Yalkı. Babamın 5 amcası varmış. Amcasının ve eşinin çocukları olmamış. Eşinin de akrabaları yokmuş. Sonuçta onlarda vefat edince Yeşil’deki evleri aileye miras kalmış. Onun veraset ilamı elime geçti. Yazmaya başladığım aileme ait hatıralara çok güzel bir veriye sahip oldum. Böylece benden büyük 3 kuşak, ben ve altımdaki 5 kuşak olmak üzere 8 kuşaklık bir aile ağacını oluşturabildim. Daha geriye de gidemedim zira hem anne, hem de baba tarafım 93 Harbi diye bilinen Osmanlı Rus Savaşı öncesinde Bursa’ya göç etmişler. Dedem Dağıstanlı ve  9 yaşında gelmiş Türkiye’ye. Babaannem Boşnak. Anneannem Arnavut, Prizren’li. Anne dedem Vidin’li. Anlayacağınız dört ayrı ırkın genlerini taşıyorum.

Babam Bolu Orman Okulu’nu mühendis-i sani, olarak bitirmiş, bugünkü tabiri ile yardımcı mühendis veya teknisyen diyebiliriz. Muğla Milas’a tayin olmuş. Marmaris’e giriş yolundaki okaliptüs ağaçları babamın şeflik döneminde, ekibin bizzat başında durarak diktiği bizim için ayrı bir anlamı olan ağaçlardır.

1944’te annemle evlenmiş, 1945’te de ben doğmuşum. Babam sonra Tunceli’ye, oradan da Bergama-Kozak’a tayin olmuş. Ormancılıktan ayrılıp kereste ticaretine başlamış. Hatta, Bergama belediye meclisine seçilmiş Ama ticareti yürütememiş, Bursa’ya dönmüş. Ankara’da kurs görerek Arazi Tevzi Komisyonuna girmiş ve  Sonra Ağrı’ya tayini çıkmıştı. 3 günlük tren yolculuğu ile Erzurum’a oradan ağrıya geçtik. Ağrı’da bir kış kaldık zira yaşam koşullarının zorluğu nedeniyle de 1953 ilkbaharında Bursa’ya döndük. Ağrının yaşam koşullarına dayanarak

İlkokulu nerede okudunuz?

Bursa’da Atatürk İlkokulu’nda. Birinci sınıfa başladım, ikinci sınıfı Ankara Kalaba ve Ağrı Alparslan ve Cumhuriyet İlkokullarında devam ettim.  Üçüncü sınıfta tekrar Atatürk İlkokulu’na döndüm ve saygıyla andığım rahmetli Nazende Çimen hocada bitirdim, 1957’de. Çelebi Mehmet Ortaokuluna gittim. 1960’ta İhtilal olduğu gün matematik sınavımız vardı, ihtilal yüzünden iptal oldu, sevindik. Daha sonra Bursa Erkek Lisesi ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama bölümünde eğitimimi tamamladım.

Siyaset konuşulur muydu evde?

Konuşulmazdı. 1950 dalgasının etkisiyle olsa gerek, babam Demokrat Parti’yi tutuyordu. Maksem ’de bucak teşkilatı varmış, babam zaman zaman oraya giderdi. İhtilal olduğunda babam üzgündü. Lise 1’de Erkek Lisesi’nde sınıfta kaldım. Bizi aldılar, o sene yeni açılmış Atatürk Lisesi’ne götürdüler. Her yer yepyeni, bize cazip gelmişti. Ortaokuldayken İncirli’den Maksem’e taşındık. Gökdere boğazından yukarı su depolarına giden yol üzerinde hemen Maksem köprüsünün 100 metre kadar üst tarafında değirmen vardı. O değirmenin batı tarafında bulunan terzi Muzaffer Abla’nın evine taşındık.

Gökdere Köprüsü- 20. asır başları

1950-60’a kadar elit kesim hep Heykel’ in üst tarafında otururmuş, öyle mi?

Pek öyle değil bence. Çocukluğum Hacı Seyfettin Sokağında geçti. Sokağımızın alt taraflarında dönemin zenginlerinden Resulzadeler, iki sokak doğumuzda Gaffarzadeler, yine dönemin fabrikatörlerinden Mustafa Ünekçetin bizim sokakta, İncirli Caddesi’nde ise Mustafa Yeşilipek aileleri oturuyordu. Keza Maksem’de oturan anneannemlerin çevresinde halleri, vakitleri yerinde olan insanlar yaşıyordu. Diğer bir deyişle keskin sınıf farklılıkları yoktu. Ne onlar böbürlenir ne de diğerleri yerinirdi. Bu biraz da toplumumuzun tüketici toplum olmasından kaynaklanıyordu. Ne zaman ki tüketici toplum özelliklerini kazanmaya başladık, Çekirge Caddesi’ne doğru, zannedersem 1965’lerden itibaren sıçrama başladı ve Çelikpalas - Çekirge arası üst kesimin yerleştiği bölge oldu. Orta üst kesim ise kısmen Heykel civarında oturmaya başladı ve kısmen de Altıparmak Caddesi’ne geçtiler. Çekirge Caddesi’nin gelişmeye başlamasıyla birlikte 1975’lerden itibaren Kükürtlü bu kesimin ilgisini çekmeye başladı. Elit kesimin son dönem sıçraması ise Bademli ve daha sonrada Balat oldu. Bakalım bundan sonra nereyi seçecekler?

Babam 1953’te Reşat Oyal’ın belediye başkanı olduğu dönemde Bursa Belediyesi’nde çalışmaya başladı. Ormancı ve teknisyen olması nedeniyle imar müdürlüğüne verdiler. Eskiden teknik dairelerde bugün olduğu gibi ihtisaslaşma olmadığı için imar, harita, kamulaştırma, su ve elektrik dışı tüm alt yapı birimlerinin hepsi Fen İşleri Müdürlüğü bünyesinde yer alıyordu O bölüm de, eski binada üst kattaki meclis salonunun sol tarafında bir odadaydı. Yazı işleri ise meclis odasının sağındaydı. Nikahlar üst kattaki salonda kıyılır, nikah sonrası belediyenin Orhan Camii’ne bakan merdivenlerinde genellikle aileler fotoğraf çektirirlerdi. Ben ne zaman babamın çalıştığı yere gitsem odacılar nikâhlarda dağıtılan şekerlerden bana verirlerdi ve çok hoşuma giderdi. Babam 1972’de emekli oldu. Belediyeye sık sık giderdim. Kültürpark’ın açılacağı sene şehrimizin tarihi yapılarının maketini yapıyorlardı ve park açılınca Belediye Pavyonunda sergilenmişti. Babam, benim ODTÜ’yü bitirdiğimin ertesi sene, 1972 yılında emekli oldu ve serbest danışmanlık yapmaya başladı.

Kültürpark’ın yapımına başlandığı dönemde Reşat Oyal babamı parkın ağaçlandırılması için görevlendirmiş. Uludağ’dan çam fidanlarını söküp getirmişler. Babamın anlattığına göre çam fidanlarının kuzey yönünü tebeşir ile işaretlemişler ve fidanları ekerken de işaretli bölümleri kuzeye getirerek ekmişler. Bugün baktığımızda her bir çam kocaman oldu. Bir keresinde ben de Kültürpark’a çalışmalarında babamı görmeye gittiğimde Yusuf Restoran’ın doğu tarafında yol çalışması yapılıyordu ve silindirler daha önceden ıslatılmış zemini eziyorlardı. Babam ve ekibi de yolla stadyum arasındaki yeşil adaları ağaçlandırıyorlardı. Böylece babamın ağaçlandırma yönünde, bugün farkındalık yaratan Marmaris yolunun okaliptüsleri ile Kültürpark’ın bir kısım bölgesinde dikili ağacı bulunuyor ve bu nedenle amel defterinin açık olduğuna inanıyor, rahmetle anıyorum.

Yağcılar Çınarını kim dikmiş?

O çok eski bir çınar. Altında da Yağcılar kaynağı varmış, yakınında su da olunca doğal olarak çıktığını düşünüyorum.

Lise yıllarıma dönersek… Lise 2’de cebirden kalmıştım.

Tek dersten kalınca bir sene uzuyor muydu?

Tek ders değil çok dersten kalmıştım. On üç dersin on birinden kalmıştım. Anlaşılan çok çalışıyormuşum. Tek dersten kalınca borçlu olarak üst sınıfa geçiliyordu. Yazın gittiğim kursta İlbey Aydın isimli öğretmenimiz bana matematiği öğretti ve lise 2’de dört sene okuyan Turgut gitti, yerine başarılı bir üçüncü sınıf öğrencisi geldi. Nitekim üniversite sınavlarında Siyasal Bilgiler ile ODTÜ İdari Bilimler ve Şehircilik bölümünü kazandım. Bunlar, Yüce Tanrımın rahmeti üzerlerine olsun, başta İlbey Aydın ve diğer öğretmenlerimin emeği ile olmuştur. Nur içinde yatsınlar. Lise 2’de lakabı aspirin olan bir matematik öğretmenimiz vardı.

Kurs neredeydi?

Kız Lisesi’ne çıkarken Ali Çakır Dershanesi vardı, cebir kursunu orada aldım. Bahsettiğim gibi İlbey Aydın hocamızdı. Lisede Şevket Ertunga öğretmenimiz, lakabı Çamur Şevket idi,  geometri, cebir ve astronomi derslerine girerdi. Ben sadece cebir ve geometri derslerini aldım.  Sözlüye kaldırırdı beni, hep sıfır, bir alırdım. Lise 3’e gelince, yazın kursta matematiği iyi öğrenmiştim, Şevket Hoca yine kaldırdı sözlüye, sordu, yaptım, sordu, yaptım. Sekiz verdi bana. Lise 3’te iyiydim yani. Seneler sonra anlıyorum ki bu değerli hocalarım baktılar ki bana, bu çocuk artık bu işi öğrendi, üstüme düşmediler, diğer arkadaşlarımla ilgilendiler. Coğrafya hocamız Burhan Arda derse gelir, konuya başlar, tam o sırada bir arkadaşımız, hocam Fener maçı ne oldu diye sorar, haydaa, ders kaynar gider.

Üniversiteye girişiniz?

Güzel Sanatlar Akademisi, ODTÜ ve diğer üniversiteler bir bütün olarak sınav yaparlardı. İstanbul Teknik Üniversitesi’nin ayrı mıydı hatırlamıyorum. Ben ilk üçüne de girdim. Akademi sınavında resim yaptırdılar, orada başarılı olamadım. İstanbul Üniversitesi’nde hukuk fakültesini, Ankara Üniversitesi’nde siyasalı, ODTÜ’de de idari bilimleri kazandım. Tabi ODTÜ cazip geldi, İngilizce eğitimi vardı. Tam ben kaydolmaya hazırlanırken bir yazı daha geldi, ODTÜ’de yedek listesinden şehir bölge planlamayı kazanmışım. Ama birinci tercihim mimarlıktı. Kısmette şehir plancısı olmak varmış.

İncirli’de oturdunuz, sonra Maksem dediniz, İpekçilik de var mı?

İpekçilik Caddesi’ne 1958’te geçtik, yokuşun en sonunda sağda bir fırın vardı. Oturduğumuz ev fırının bir üstündeki üç katlı apartmanın zemin katıydı. Taşındığımız gün de Kapalıçarşı yangını olmuştu. Temenyeri’nden yangının dumanını gördük.

Siz taşındığınızda DSİ Gökdere ıslahını yapmış mıydı?

Yanılmıyorsam Temenyeri’nin kayması 1958-1960 yıllarında başladı.  Eşrefiler Caddesi’nin devamında Temenyeri’ne gelmeden yolun sağ tarafında Necati Kurtcan’ın perde dokuma fabrikası vardı. Şimdi kahvehane var yerinde. Temenyeri kaymaya başlayınca fabrika binası da zarar gördü, Küçükbalıklı’ya taşındılar. Temenyeri o zamanlar Bursa’nın en güzel mesire yeriydi. Yaz aylarında her pazar günü yaygısını alan bulabildiği ağaç altına yaygısını serer, getirdiği yiyecek ve içekleri tüketerek eğlenirlerdi. Temenyeri leba leb dolar, neredeyse oturacak yer bulunmazdı. Ben bilmiyorum ama Kurtcan Fabrikası yapılırken fabrika binalarının yapılacağı yerde pek çok çınar ağacı kesilmiş. Diğer taraftan da, Hünkâr Köşkü’ne giden çeşmenin bulunduğu yerden gelen su akıntısı yer altı suları ile birleşerek Temenyeri’nin ortasında, üzerinde tahta köprü bulunan kuru bir dere yatağından veya yer altı suyu olarak zemin altından akmaktaydı. Kesilen ağaçların toprağı tutma fonksiyonlarının yok olması, fabrikanın oluşturduğu titreşimle birleşerek toprak katmanının kaymasına neden olmuştu. Temenyerinin çehresi tamamen değişti. Ağaçlar kaydı ve piknikler de bitti. 1963 veya 64’te DSİ konuya el attı. 5-6 senede yaptığı seddeler ile kaymayı durdurdu. 1980’li yıllarda belediyemizin el atması ile de bugünkü güzelliğini kazandı.

         Gökdere'de DSİ'nin ıslah çalışması sonrası. İşaretli yer eski değirmen (Serdar Kuşku arşivi)

Fabrika kaç yılında yapılmış?

Biz 1958’de taşındığımızda vardı. Daha öncesini bilmiyorum.

Hiç yüzdünüz mü Gökdere’de?

Ben hiç yüzmedim çünkü ailem çok kızardı. Ama yüzen çok vardı. İlginç bir şey şimdi aklıma geldi. Gökdere’de semenderler vardı. Bunların karınlarının karın kısmı kavuniçi ve sırtları benekliydi. Kertenkele formunda, suda yaşıyorlardı. Muhtemelen biz insanların gadrine uğrayıp yok oldular. Bir de bu setlerden ilk yapılanı oldukça büyüktü ve gölet bayağı bir su topluyor ve çocuklar orada yüzüyordu. Maalesef bir çocuk burada boğulmuştu.

Derenin daha aşağısında neler vardı?

DSİ’nin misafirhane binası vardı. Oralar bize yasak bölgeydi.

Başka ev değiştirdiniz mi?

Askerlik bittiğinde İpekçilik’te otururken Afitap ve ben evlendik. Babamların oturduğu evden 100 metre kadar aşağıda Çelebi Mehmet Okulu’nun alt köşesi çaprazında bir apartmanın 4. katındaki daireye taşındık. Kızımız Zeynep ve oğlumuz Haluk bu evde doğdu Bu evin bizdeki önemli anılarından birisi de Çelebi Mehmet Ortaokulu’nda çıkan yangındı. O gün ortalık ana baba günü oldu. Giriş kapısının üstünde bulunan harita odasından çıktığı söyleniyordu. Bizim de gördüğümüz alevler çatının ilk bu bölümünden başladı. Ailelerin çocukları için feryatları, itfaiye ve polis sirenleri… felaket bir manzara. 8mm lik kameram vardı ve şans eseri makinada boş bir film takılıydı. Ben hemen kamerayı kaptım ve çekmeye başladım. Film banyodan gelince hemen izledik ve neredeyse yarıya yakın bir kısmını heyecandan yarım çekmişim ama yine de güzel bir belgesel oldu. Oradan Maksem Caddesi’ne, Bahar Süthanesin üst tarafına taşındık Belediyede çalışmam nedeniyle Çekirge’de, yıkılan doğumevinin doğusunda belediye lojmanı vardı, oraya taşındık. Oradan yine Doğumevi’nin bu kez batısında eski bir değirmen ve un fabrikası vardı. Hat Caddesi ile SSK Hastanesine giden yolun köşesine Göktaş İnşaat bir site yapmıştı, oradan daire aldık ve taşındık. Son olarak da, Nilüfer Çamlıca Mahallesi’ne geldik.

Lojman neredeydi?

Doğumevinin karşı aralığında. Bugün orada Migros var, yakınında basket sahası var. Yapılmasına ben vesile oldum. Orası belediyenin yeriydi, baktım satacaklar. Ben hemen oraya basket sahası yaptırdım ki satılmasın, nitekim satmaya cesaret edemediler ve küçük de olsa bir basket sahasını şehrimize kazandırdım. Mahalle halkı çok yoğun bir şekilde kullandı ve halen de kullanılıyor. Oğlum da, lise yıllarında orayı çokça kullandı.

Üniversiteyi bitirince ilk olarak belediyeye girdim, işçi kadrosundan aldılar beni. Her üç ayda bir sözleşmem yenileniyordu. Şehir plancısı olduğum için Fen İşleri’nin planlama bürosuna atandım. Benimle birlikte o büroda rahmetli Ali Rıza Atlıman vardı, Hüseyin Geydirir vardı, iki de kadın teknisyen vardı. Sonradan kadro açıldı, desinatör kadrosuna, ondan sonra da mimar kadrosuna girdim.  

Bursa’da yeni yapılmış binalardan hatırınızda kalanlar var mı?

Askerden geldiğim 1974 dönemde Bursa’da apartmanlaşma furyası başlamıştı. Sıvacıların çoğu müteahhit olmuştu. Ama kaliteli iş yapanlar da vardı tabi. Mesela ilk anda aklıma gelen Petek İnşaat, Recep Mercan, Üç Mühendisler, Martı İnşaat, Kerim Duran, Eser ve Türk Ceyhan, Ali Akman.  Özellikle Petek İnşaat en çok tercih edilendi ve kaliteli inşaat yaparlardı. Müteahitler genelde mal sahibine %50 veriyorsa onlar %30 verirdi. Herkes de arsasını onlara vermek için can atardı. Saydığım mimar ve mühendislerin her biri güvenilir kişilerdi. İpekçilik Caddesi’nde hep eski, iki katlı evler vardı.  Birkaç tane apartman vardı. Kaba bir hesapla tüm cadde boyunca 150 hane vardı. Sonra kısa sürede cadde beş katlı, bitişik nizam apartmanlarla doldu ve yaşayan insan sayısı en az beş misli arttı, ama alt yapı  eskisinin aynısı kaldığından sıkıntıları da peşinden geldi. ODTÜ de okurken staja belediyeye gelmiştim. Teknisyenler Maksem Caddesi, İpekçilik Caddesi’nin imar planını çiziyordu. Eski yol 8 metreydi, öyle bıraktılar. Dedim ki, ya bunu 8 metre bırakmayın, neye yetecek. En az 12 metre olmalı. İte kaka 10 metreye çıktılar. Niye? Çünkü parsellerden yer yola gidecekmiş, inşaat alanı küçülecekmiş. Ama bugün gelin görün, İpekçilik ve Maksem caddelerini.

Bitişik nizam makbul bir düzen midir yoksa zorda kalınca mı yapılır?

Hayır, rant yüzünden yapılır. Bir de alışkanlık tabi. Alışkanlık ama neyin alışkanlığı. Alışkanlık olan yerlerdeki eski binalar da bitişik nizamdı. Ama hepsi bahçeliydi, bölge bu hali ile insanların rahat yaşadığı bir yerdi. Setbaşı İlkokulu, onun üstünde Nilüfer İlkokulu, bir de Çelebi Mehmet Okulu bahçeliydi, öbürlerinin hepsi bitişik nizamlıydı. Mal sahipleri yerim küçülmesin derdinde, müteahhitler de daha çok daire sıkıştırma ve satma derdinde. Belediye meclisinde karar alanlar da bu kültürle büyümüş insanlardı ve onlara asla garip gelmiyordu. Sonuçta bitişik nizam çok katlı yapıların ihtiyacı olan otopark, yeşil alan, sosyal ve kültürel tesislere yer ayrılmadığından, sadece rantın düşünüldüğü cadde ve sokaklar oluştu.

Taş bina var mıydı hiç? Ermeniler, Rumlar kagir evlerde mi oturuyordu?

Bursa’da öyle çok taş bina yoktu. Genellikle ahşap ağırlıklıydı. Varlıklı ailelerin evleri ahşap olmasına rağmen duvarlarda tuğla kullanılıyordu. Bizim Hacıseyfettin’de oturduğumuz evin duvarları ahşap çatkılı ama duvarları kerpiçti. Anneannemlerinki de öyleydi. Belediyemizin tarihi binası orijinali ahşap çatkılı, araları kamış ve kerpiç dolguluydu. Setbaşı fırını belki taş binaydı, bilemiyorum. Tarihi yapılar hariç, taş veya yığma tuğla binalar genellikle resmi kurum binalarıydı diye düşünüyorum. Aklımda kalan ve bilinen ilk betonarme binalardan biri Altıparmak’ta, Patron Osman’ın apartmanıdır. Heykel ’deki Ticaret Bankası binası ilk büyük binalardan. Bizim İpekçilik’te oturduğumuz bina 1957-58 yapısı olması lazım, betonarme bina olup duvarları tuğla dolgulu idi. Sonrakilerin hepsi 1965-70 furyası ve daha sonraki yıllarda yapıldı. Setbaşı Heykel arasındaki binalar biraz daha eski olabilir, onların betonarme karkas olduğunu düşünüyorum. Ticaret Bankası’ndan postaneye kadar olan binalar tümü eski ahşap binalardı. Daha sonra serpilip betonarmeye dönüştüler.

Orhangazi Meydanı için belediye başkanı Ekrem Beyin farklı fikirleri varmış ama uygulayamamış.

Bence başkan orada yanlış yaptı. Çarşı yangınından sonra oraya geçici dükkanlar yapılmıştı. Orhangazi Meydanı’ndaki alt geçidi müteahhit İsfendiyar Serttunalı yapmıştı. Ekrem Bey’in kanına girdiler, Osmanlı Bankası binasını da yıkalım dediler. O zamanlar Basri Sönmez Fen İşleri müdürüydü. O binanın yanında benzinci vardı, otobüs işletmesinin küçük yapıları vardı. Başkana bunu yıkmayalım, tarihi bina bu dedim, dinletemedim. Anıtlar Kurulu da yıkım kararına onay verdi. Uğraştım ama olmadı, çok üzülmüştüm. Koruma çalışmaları çok yaygın değildi o zamanlar. Koruma amaçlı ilk planı biz yaptık. Maksem-Gökdere Koruma Planı. İlk deneyimdi, eksikleri olduğunu sonradan öğrendiğimiz bir plandı ama başlangıç oldu. Akabinde Setbaşı-Yeşil Koruma Planı yaptık. Bu planlar mevcut dokuyu koruyan, yüksek yapılaşmayı engelleyen planlardı. Anıtlar Kurulu’nda İstanbul’a bağlı olduğumuz senelerde Orhan Alsaç hocanın başkanlığında Ataman Hoca, Metin Sözen hoca ve diğerleri vardı. Bursa Anıtlar Kurulu kurulunca Ataman ve Metin hocalar da kurulda görev almışlardı. O tarihteki kurul üyelerinin, Bursa’mızın değerlerinin korunmasında ve bizlere örnek olmalarında ve eğitmelerinde çok faydaları dokunmuştur. Bizim ekipte Şaziye Sezginer vardı, atom karınca derdik ona.

Kazım Baykal ile tanıştınız mı?

Lisede felsefe öğretmenimdi. Kıymetini lisedeyken anlayamamıştık. Onu sadece değerli bir öğretmen olarak gördük. Belediyede koruma çalışmalarına girişince ben hocanın kıymetini anladım. O dönemde her işin ustasını bulup yaptırırdı. Bursa’mıza çok büyük katkıları olmuştur. Kurduğu Bursa Eski Eserleri Sevenler Kurumu sayesinde pek çok tarihi eseri aslına uygun olarak restore edilmesinde, kullanıma açılmasında, bu günlere gelmesinde, Osmanlı dönemi mahkeme kararlarının kayıt altına alındığı sicil defterlerinin taranmasında ve şehrimiz tarihi binaları hakkında yayımladığı kitapları ile unutulmaz bir kişidir. Ruhu şad olsun.

Cemşit Suvar ile tanıştınız mı?

Evet, o da ilginç biriydi. Sık sık belediyeye gelirdi, falan yerde inşaat yapıyorlar diye feveran ederdi. Bir kısmı asılsız ve bilgi eksikliğinden kaynaklanan şikâyetlerdi ama haklı olduğu konular da vardı. Bağırırdı, çağırırdı. Ve birçok konuda toplumun dikkatinin odaklanmasına sebep olmuştur. Resmi olmayan bir halk müfettişi gibi hareket ederdi. Tayyare Sineması’nda bir toplantıdaydık. Cemşit Bey ayağa kalkıp bir şeylerden yakındı. İlgi görmeyince, ne biçim insanlarsınız siz, kalkın ayağa, İstiklal Marşı’nı söyleyeceğiz, dedi ve söylemeye başladı. Tabi insanlar da kalktı ve söyledi. Sonradan Ali Turan onun misyonunu devam ettirdi.

Safiyüddin Erhan?

Tanıyorum ama yüz yüze gelmedik hiç. Hüsnü Züber ile tanıştım, Muradiye’deki müzesini gezdirmişti.

Altıparmak’ı nasıl hatırlıyorsunuz?

1961-62 döneminde Iise birinci sınıfta iken Atatürk Lisesi’ne gidiyordum ama otobüsle geçiyorduk oradan. İlginç bir apartman hatırlıyorum. Balıkçı Reşat’ın karşısındaydı. Yerin sahibi ve mimarı adı Yusuf olan Yahudi bir vatandaşımızındı Arsa ufaktı ve yamuk şeklinde idi. En dar kenarı 1-2 metre civarındaydı. Babam o sırada imar müdürlüğünde imar durumlarını veriyordu. Bu arkadaş gelip arsasına imar durumu istemiş. Babam bakmış, alt tarafında bina yapılmış, burada da yer kalmış, evet yapılabilir demiş. Ancak alt taraftaki bina sahibi de nüfuzlu bir kişi idi ve bu parçayı kendi arsasına katmak istiyordu. İnşaat olmaması için bayağı mücadele etti. Ancak yer sahibi vatandaş da haklıydı zira bitişik arsada imar planına uygun bina yapılmış, bu bina arsasının onunla birleşme şansı kalmamıştı. İmar durumu ve akabinde ruhsat verildi ve orada küçük bir bina yapılınca, öbür binanın önü kapanıyor diye çok tepki çekmişti.

Tabanı üçgen olan bina değil mi?

Evet. Üçgene yakın yamuk şekilli bir arsaydı. Çıkmalarla üst katlar biraz daha büyük oldu. Altıparmak Caddesi’nin diğer bir özelliği de Bursa’nın ilk çok katlı konut binasının Patron Osman isimli tekstil ile uğraşan kişi tarafından yapılmasıdır.

Bir ara da çatı katları meselesi varmış.

Onu da anlatayım. Eskiden binanın ruhsat ile verilmiş katın bir üstüne çatı yapılacağına, yollardan üçer metre çekilerek, kalan alana bağımsız bölüm yapılabiliyordu. Sonradan teras olması gereken kısımlar kaçak olarak doldurularak tam kata dönüştürülüyordu. Tabi arkasından da sorunları geliyordu. O zamanlar planları onaylama yetkisi bakanlıktaydı. O tarihteki Müteahitler Derneği başkanı olan Mükerrem Muti çok uğraştı. Önce belediyeyi ikna etti, Arkasından Ankara’ya gitti, geldi. Siyasileri araya soktu ve sonuçta 1/5000’lik Nazım Plana konulan bir not ile tüm çatı katları tam kata çevrildi. Bu böyle mi kaldı? Tabii ki hayır. Bir müddet sonra binaya çatı yapıyoruz bunun altı kullanılmalı, milli servet harcanıyor (aslında buradan elde dilecek kazanç yok oluyor), teraneleri söylenmeye başladı. Sonuçta çatı eğimi içinde kalmak ve alt kattaki bağımsız bölümün eki olmak kaydıyla bu izin de çıktı. Bakalım bu katların tam kata çevrilmesini görebilecek miyiz?

Aklınıza gelen inşaat mühendisleri, müteahitler?

Fuat Yıldırım vardı. Belediyeden ayrıldı, serbest çalışmaya başladı. Gene belediyeden ayrılan Ceyhan Öztürk var. Martı İnşaatı kuran Erol ve Mümtaz Doğan var.  Mimar ve mühendis müteahhitleri az önce saymıştık. Saymadığımız ise meslekten gelen veya gelmeyen mühendis, mimar olmayan müteahhitler kaldı. Bunlardan aklıma gelenler, Akarsular, Kemal Eroğlu, Mükerrem Muti, Asım Muti ve ağabeyi, adlarını hatırlayamadığım pek çok inşaat ustası bu işe soyundu. Bir de işin cazip olduğunu düşünen avukatlar, doktorlar ve tekstilcileri de saymamak olmaz. Ancak bu meslek erbapları yaptıkları ilk işten sonra inşaat işinden çekildiler. Başarılı olanı pek hatırlamıyorum.

Ömer Esmer ile tanıştınız mı?

Babası Reşat Esmer lisede öğretmendi ve Ömer ilkokuldan sınıf arkadaşımdı. Serbest çalışıyordu Ömer, ANAP zamanında belediye meclis üyesi oldu.

Akarsu’ları tanıyor musunuz?

Evet, onları tanıyorum. En büyükleri Süleyman Akarsu patronluğunda çalışırlardı. Bahattin inşaat işleri ile uğraşır, Süleyman ise Tophane’de bulunan bürolarında dururdu. Muhtemelen binaların mali işleri ile ilgilenirdi. Akarsu’ların unutulmaz simgeleri yaptıkları tüm apartmanlarda  kullandıkları açık mavi, yeşil ve tonlarında BTB’lerdi (dış cephe kaplaması).

Bursa’nın yeni semtlerinin oluşumunu izleyebildiniz mi?

İhsaniye ve Ataevler’de ilk planlar yapılırken biz işin başındaydık. Bisaş’ın genel müdürü Orhan Yıldırımçakar geldi. Biz bir kooperatif kurduk, buralardan yer almak istiyoruz, nereyi önerirsiniz, diye sordu. Ben de, Orhan Bey, plan bu. Size bir yeri öneririm, sonradan yeşil saha okul sahası gibi kullanımlara ayrılır, sonra bana gelip bizim başımızı yaktın diye yakınırsınız, bu nedenle ne size ne de bir başkasına bu şekilde bir tavsiyede bulunamıyorum, kusura bakmayın, bu nedenle tavsiye etmiyorum, almayın dedim. Bunlar beni dinlemediler ve arsa aldılar. Tabi imar planı yapılınca arsaların m2 fiyatı 30 liradan 200-300 liraya çıktı bir anda. Ve kooperatifi kurup binaları yaptılar. Memur olunca risk alma şansınız hem maddi açıdan, hem de yaptığım işin etiği açısından mümkün olamıyor. Başka bir hikâye FSM Bulvarı. Belediye buranın adını önceden belirlemişti. 1989’da Teoman Bey başkan seçilince bulvarın adını Celal Bayar Bulvarı olarak değiştirilmek istedi. Ben, buranın ismi Fatih Sultan Mehmet Bulvarı olarak kararlaştırıldı ve meclis kararı deyince isim değişikliğinden vazgeçtiler.

Ben belediyede çalışırken Şükraniye Mahallesi yeni oluşuyordu. Fakat hep hisseli parseller yapılıyordu. Kişi arsasının %10’unu oradan geçecek yollara terk ediyor, kalan kısmını da farklı kişilere satıyordu. Biz orası için bir plan yaptık. İki, üç katlı, bahçeli evler planladık. Tabi yolu okulu, sağlık ocağını da düşününce arsalarda kayıp %30-40’lara kadar çıkıyor. O planı belediye meclisinden geçiremedik. Zira böyle bir karar oradan rant sağlayan kişilerin işine gelmiyordu ve bu şekilde alınacak karar partinin oy hesaplarını etkiliyordu.

Bugüne kadar olan yaşamımda öğrendiğim en önemli konu, bir ülkede, toplumsal konular hakkında karar alınırken siyaset bilimin önüne geçerse başarı şansı sıfır oluyor. Zararını büyük kitleler çekiyor ve elde edilen rant çok sınırlı bir kesimde paylaşılıyor.

Söyleşi için çok teşekkür ederim Turgut Ağabey.

Ben de teşekkür ederim Alper Hocam. Biliyorum, sizin mesleğiniz dışında Bursa konuları ile uğraşıyor, araştırıyor ve yayınlar yapıyorsunuz. Hiçbir yerde öğretmenlik yapmıyorsunuz ama biz ODTÜ'lülerin bir geleneği vardır. Karşınızdaki kişi kim olursa olsun, hangi meslekten kim olursa olsun, kendisine Hocam diye hitap ederiz. Zira herkesin herkesten öğreneceği bir şeyler vardır. Başarılı çalışmalar yapacağınız sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum.

   

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 05/01/26