Gelemiç


Bursa'nın Köyleri

Bursa'nın İlçeleri

                                                                                                      Ayhan Çuçu 

Görüşme yeri: Gelemiç Köyü Köy Odası - Görüşme tarihi: 14/03/2009

Söyleşi yapılan Kişiler: Ahmet Erden (D.1919), Nazif Alpay (D.1931), İbrahim Demirel (D.1947)

Gelemiç köyü nasıl kurulmuştur?

Keles belediye başkanlarından Saydam (burada öğretmenlik yaparken) bundan 40 sene önce, "bu köy kurulalı 630 sene olmuş" dedi. (Ahmet Erden) Bu memlekete göç yapıldığında Orta Asya'dan 3 aile gelmiş. Biri Alpağut'a, biri Gelemiç'e, biri de Sorgun'a yerleşmiş. (1) Buralara bakmışlar, gelen geçmiş, gelen geçmiş, burada durulmaz, burası sarp, arazi yok; Alpağut'u beğenmiş bir grup, bir grup Sorgun'a gitmiş, burada kimse kalmamış, bir rivayete göre "gelen geçtiği için Gelemiç olarak adı kalmış." Burada bir rivayet daha var, Sorgun'a yaylaya çıkarmış Yörükler, kış mevsimi olarak Gelemiç'e gelirlermiş. Burada kış olmaz fazla kar tutmaz, Cebeli arazi olduğundan. Kışın malını burada otlatırlarmış, yazın Sorgun'a giderlermiş. Duyduklarımız böyle. Yörük olanlar, hayvanı olanlar buraya gelmiş. (Nazif Alpay)

Köyle ilgili daha başka duyduklarınız var mı?

Bir de, burada çok eskiden bir maden çalışmış; bakır madeni. Gelen o zamanki mühendisler köyün 600 sene evvelden olduğunu bulmuşlar, kemikler bulmuşlar, tünellere girmişler, orada insan kafatası bulmuşlar ve bu maden de 1955'te çalışılmaya başlandı. Molibden madeni bu... Yabancı şirketler geldi. Burada 3 sene çalıştı. Neticede maden az olduğundan bırakıp gittiler. Bu yüzden de Köyümüzde orada çalışıp emekli olan çok sayıda kişi var. Bu maden Uludağ tarafında Maymuncuk deriz, maden kuyuları deriz, Çal Guzu deriz, Sarıkaya önü bu mıntıkalarda çıkmış. Hatta Kendir'de bir tarihlerde demir cürufu, pası çok bulunmuş da hatta yollara bile döşemişler çamur olmasın diyerek. Çünkü eskiden çok çalışmış maden. (Nazif Alpay) Falk Bey vardı mühendis. Ben o zaman çalıştım; O dedi ki bu kölelik zamanında yapılmış, yukarıdan kuyulara ekmek salarlarmış, mal çıkarırlarsa ekmek verirlermiş, çünkü çoğu da orada ölmüş, ölenler oralara gömülmüş. (İbrahim Demirel)

Gelemiç arazisinde Türk döneminden önce kurulmuş yerleşim yeri var mı?

Çok eserler bulunuyor, Gineri mevkii denilen yerlerde tuğlalar çıkıyor. Pelitören denilen yerde tuğla mezarlar çıkıyor, Orman mezarlığı dediğimiz yerde yol yapılırken bizzat gördük tuğladan mezarlar vardı. Hatta, bu köyün kenarında vardı. Gavurharmanı dediğimiz bir yer, bizim camiyi Gavurlar yapmış da, adam ölmüş de adamı oraya gömmüşler. Bu yüzden buranın Gavurharmanı diye ismi kalmış (Nazif Alpay). Kocasu kenarında Gavurini var, karşıda kale var. Kaleden atış yapmışlar, oralarda hala ok uçları bulunuyor. Gavurini'ne çıkarken orada bulunuyor (İbrahim Demirel). Türk kalesi diye bir tarafa, Gavurini diye o tarafa diyorlar. Gavurini'nde çimentodan yapılma duvarlar bile var. Orada insanlar yaşamış. Oraya çok gelen giden oluyor, hatta hazine bile aramaya gelenler oluyor (Nazif Alpay).

Birinci Dünya Savaşında Çanakkale'de, Kurtuluş Savaşında köyde şehit var mı?

84 kişi gitmiş o zaman askere. 4 kişinin geldiği söyleniyor. Bu gelenleri de biliyoruz. Bunlar; Musa Yıldız, İbrahim Bay, Hüseyin Yaşar, Zurnacı Halil. Askerde mermi gelmiş ağzına, dudakları yoktu o adamın Maaş alıyordu. Şehit olanların adlarını yazıp ta söylemek lazım, şimdi aklımıza gelmez. 10-15 kişi de burada şehit, gazi maaşı alırdı, hatta bir tanesi benim halamdı. (Nazif Alpay)

O dönemde kıtlıklar, felaketler de yaşanmış. Var mı duyduğunuz böyle bilgiler?

Çekirgeler Kocayayla'ya geldi bizim. Ben o zaman 30-40 yaşındaydım. (Ahmet Erden) Tulumbalarla onları zehirledik, bunu biliyorum.

Ancak daha evvelki çekirge baskınında, benim duyduğum kıtlık yaşatmış (Nazif Alpay). Kocayayla'ya gelen çekirge kıtlık yaratmadı. Kıtlık yapmasın diye çekirgeleri öldürdüler. Askerleri falan çıkardı devlet. (Ahmet Erden) En son çekirgeler Kocasuya, Darboğaz Kocasu ayrımına, Kocasu bahçelerine geldi. Ne varsa yediler geçtiler. Nazif ağamın döneminde idi. (Nazif Alpay'ın Muhtarlık yaptığı dönemde) Haber verdi, motorlu tulumba gönderdiler, taktık tulumbaları, ilacını verdiler ilaçlama ile hemen kesildi.

Çocukluk, gençlik döneminizde burada yaşayan insanlar ne ile uğraşır, geçimlerini nasıl sağlarlardı? Neler yetiştirir, neler yaparlardı?

İpekböcekçiliği çok meşhurmuş köyde, köyün geliri ipekböcekçiliğindenmiş. Sonra bağcılık. Fasulye, patates, elma gibi ürünler. Hayvancılık da çok meşhurmuş. 700 keçisi olan köyde sürücüler varmış. Köyde yetişen Sinop elması çok meşhurdu. Dayanıklı idi, fazla mücadele istemezdi. (İbrahim Demirel)

Pazara nerelere gidilirdi o zaman, neler alınır, neler satılırdı?

Bizim pazarımız İnegöl'dü. Üzüm satışımız Domaniç tarafı idi. Merkeplerle, katırlarla İnegöl'e gidilirdi. (Nazif Alpay) Ben 20 sene İnegöl'ü, Domaniç'i katırlarla dolaştım. İnegöl'e ekseri Ayva, Elma, Sinop elması, Amasya elması o dönemde onlar geçerdi. Köyden, Bön Deresi mevkiindeki patika yoldan, Sorgun bıçkısına çıkardık. Oradan Karabelen'e, Boğazovaya, Bedriye'ye, oradan da İnegöl'e ulaşırdık. Bu kış yoluydu. (İbrahim Demirel) Yaz yolu vardı dağ yolu da derlerdi. Tepel'den, Kocayayla, Kendir, Alaçam, öte yüz Tuzla, Boşnak köyü, oradan Hoca köyüne iniyor, oradan da İnegöl'e varılıyordu. (Nazif Alpay) Domaniç'e buradan katırlar, merkeplerle Domaniç'e üzümle buğday değiştirmeye gidilirdi. Öteden hayvanlara Buğday sarar gelirdik. Ben buradan parayla üzüm alırdım, orada satardım, 30 okkada bir kile kar yapardım. (Ahmet Erden) Sorgun, Kocakavacık, Düvenli, Sanot ondan sonra Domaniç köylerine geçiyorduk. (Nazif Alpay) Sabah çıktığımızda öğlene Sarıot'a varırdık, hayvanlarımıza bilirlerdi. 10-15 yük hayvan ile Perşembe akşamı gelir, burada sattığını satar, satamayan Keles pazarına giderdi. Perşembe akşamı burada yatarlardı. Köy odalarına mahalle bakardı. (Nazif ALPAY) Bu odalar Aşağı oda, Bektaşlar’ın oda, Yukarı Mahalle odası, Kocahalillerin İbrahim Ağa’nın odası bir de caminin önündeki oda vardı. Bektaşların odasına Kara Ese’lerin odası da denirdi. Bu odalara gelenlere mahalleli bakar, yemek getirirdi. Köy odasına da Kahya bakardı. (İbrahim Demirel)

Kahya nasıl seçilirdi?

Kahyayı heyet seçerdi. Korucu ile birlikte.

Doğumları yaptıran insanlar o dönem kimlerdi?

Mahallelerde Kocakarılar vardı. Bilinçli kocakarılar yaparlardı mahallelerde. (Nazif Alpay)

Köyde Demirci, Nalbant var mıydı?

Köyümüzde zanaatkar çoktu. Demirci de vardı, Kalaycı da vardı. Nalbant da vardı, terzi de vardı. Artık şimdi yok. (Nazif Alpay) Demirciler; Bizim ilk bildiğimiz Nalbant Hasan, Sait Turan, Hüseyin Aydoğan, Cemal Coşkun, Şükrü Demir bizim bildiğimiz demircilerdi. Bunlar Köylünün hizmetini görürdü. Köylünün Nalını, sabanını, kazmasını yaparlardı. Terzi Halil Akça, Osman Ferik bir de Molla Ahmetlerin Mehmet Ali Hoca vardı. Bunlarda kumaş olmazdı. Kumaş getirildiğinde elbise dikerlerdi. (Nazif Alpay - İbrahim Demirel) Kalaycı Yaban’dan gelirdi. (Ahmet Erden)

60-70 sene kadar önce insanlar nasıl giyinirlerdi?

Erkeklerin giyim düzenleri ekseriyetle kendi mamullerimizden yapılırdı. Yünler eğrilir, yayık gibi bir yer vardı, sürte sürte kumaş yapılırdı. Kendimizden yapılır, dikilirdi. Erkekler böyleydi. Kadınlarında gene yünden yapılma cübbe derdik onlara onları giyerlerdi. Sayalar yapıldı, sonra onlar giyildi. (Nazif Alpay) Kadın kıyafeti cübbe, Önünde peşkir, tokurdaklı Dizge, içerisine de normal gömlek yada kendilerinin diktikleri entari giyerlerdi. Bir de yelek giyerlerdi. (İbrahim Demirel) Hasancık Hasan’ı, bir de Dağacık Mustafa Dayı denen birileri vardı. Onlar diz kapağının üzerinden pirpit giyerlerdi. Bacağın açıkta kalan kısmını uzun çorap giyerek kapatırlardı. Onun üzerine ayrıca cepken derlerdi, işlemeli yelekler varmış onu giyerlerdi. Çocukluğumda gördüm onları ben. (Nazif Alpay)

Eski resmi ve dini bayramlar nasıl kutlanırdı?

O zamanki bayramlar çok güzeldi. Hısım, akraba, komşu birlik beraberlik içindeydi. Birbirlerini ziyaret ederlerdi. Bayramlarda at çıkmazdı, sadece düğünlerde at çıkardı. Gençler bayramlarda akşamları Aşağı odada toplanırlardı. Gündüzleri de Gavur Harmanı denilen yerde muhabbet yaparlardı. Kadınlarda biraz uzaktan seyrederlerdi. Çalgı çalarlar, oyun oynarlardı. (Nazif Alpay) İkindiye kadar odada türkü bağırırlar, ikindiden sonra Harmana giderlerdi. Kadın kısmında samanlıklar olup, uzaktan delikanlılara seyrederlerdi. (İbrahim Demirel)

Eski çeşmeler var mıydı, buralarda neler yapılırdı?

Çeşmeler yapılmadan bir çeşmemiz vardı, Kocapınar denilen. Köy kadınları, ekseriyetle kızlar akşamüzeri suya giderler. Delikanlılar da buraya çöreklenerek muhabbet ederler, gelen giden kızı da seyrederler, beğenirlerdi. Bizim ecdadımız çam oluklarla su getirmişler. Sağlık Deresi denilen yerden, bir kilometre var burası. Buradan çam oluklarla, çam olukları birbirine ekleye ekleye Kocapınar’a gelmiş bu su. Harmanların başındaki çeşme Kocapınar’dır. Orada içme suyu kullanılıyor. Sonrada bu su sulama suyu olarak kullanılır. Bunun ardından künklerle su geliyor, çam olukların yani başından, aynı yerden. İçmek için. Çam oluklarla gelen sulama suyu olarak kullanılıyor. 1950 yılında Hidayet ağa dediğim kişi köyden para toplamış, Keles’te künk yapan İsmail Ekmekçi’den künk aldı ve buradan su gelmeye başladı. Buradan künkle gelen su okulun önüne geldi. Ama bunlar şimdi bitti. (Nazif Alpay)

Gelemiç köyünde Yaylacılık eskiden beri var mıydı?

Yaylaya eskiden sadece sürü sahipleri çıkardı. Bu devrede Pelitören’i dediğimiz bir yer. Burada kiraz bahçeleri var, çilek de yetiştiriliyor. Burada 50-60 hane var. Kocayayla denilen otlakiyemizin otları sürü sahiplerine ve köylüye satılıyor. Buranın diğer adı Gelemiç yaylasıdır. Gelemiç yaylasına köy sığırı çıkardı. Yaban köylerden de sığır getirirlerdi. Atlar çıkardı, katırları salarlardı. Çok bol ot olurdu. Buraya Küçükkovacık, Keles, Denizler, Durak köylerinden de sığırını, atını, katırını, sürüsünü getirenler olurdu. Köylü bunlardan hiçbir şey almazdı. Gelemiç Yaylası eskiden beri çok bereketli bir yayla idi, otu çok boldu. 3000 dönüm yazdırdım ben orasını muhtarlığımda. Birde film çevrildi orada, Osmancık... (Nazif Alpay)

Köyde eski sülale adları nelerdir?

Gelemiç köyü üç sülaleden ilerlemiş. Bunlar Akçalar, Kara Eseler, Muratlar. Üç sülaleden çoğalmış bu köy. (Nazif Alpay)

Gelemiç köyünde büyük bir yangın olmuş? Bu yangın hakkında bildiklerinizi anlatır mısınız?

1959 senesinin 9. ayının 5’inde harman zamanıydı harmanlar sona erdiydi, herkes mahsulünü koyduydu ambanna, bu arada aşağı mahalleden bir evden yangın çıktı, böyle köyün üst başına doğru 24 tane hane yandı. İki, üç tane samanlık yandı. Çok zor durumda kalındı, evlerde mahsuller yandı. Vesait yol oyuktu, İhsan Sabri Çağlayangil Bursa Valisi idi, öküz arabası yollarından bu köye geldi. Köyde milletin acılarını paylaştı, sonra dedi ki, size ayrı bir mahalle yapalım. Köyünüz çok sık, evler birbirini tutuşturuyor, ayrı bir mahalle yapalım dedi. Konuşuldu, bir yere mahalle yapılacaktı, sonra komşular razı olmadı, gene herkes evimize yapalım dendi. Devlet tarafından 3000 lira yardım yapıldı evleri yananlara. Yangın bir evin ocaklığından yemek vurmuş ocak başına, odunlar uzun imiş yana, yana yazlığa geliyor. Yazlıktan da tutuşuyor. Kendisi de ev sahipleri harman zamanı, harmanda oldukları için evdeki durumu bilemiyorlar, ev ateşlendikten sonra haberleri oluyor. Ama acele önlemedi. Yangın İbrahim BAY’ın evinden çıktı. (Nazif Alpay)

Köyün dedesi var mıydı? Köyün dedesi olarak bilinen yer var mıydı?

Köyün başında Kızılca Dede olarak bilinen bir yer vardı. Sorgun tarafında da Karaoğlan dedesi vardı. Her sene bu dedeler anılırdı, her sene köy hayrı yapılırdı. Köy hayrında dedelere gitmezdik, köyde yapılırdı. (Nazif Alpay) Kızılca demek delikanlı demek, Burada delikanlılara kızılca denirdi. Birde Çaputlu dede var oda Gelemiç yaylasında. Yazın yaylalara oralara çıkardık, çocukluğumda. Oraya yaylacılar gelirlerdi, süt yoğurt getirirlerdi. Buradan köyden de üzüm götürürlerdi. Orada yenir, içilir, namaz kılınır, orada ardıçlar var, çaput bağlayıverirlerdi. Burası Kocapınar’ın üzerinde ardıçların yanında idi. Mezarın ardıçlarını Kavacıklılar kesti, para var diye de mezarı defineciler kazıp yok ettiler. (Ahmet Erden)

Köy hayrı ne zaman yapılırdı? Hayırda neler yapılırdı?

Köy hayrı, güz aylarında, 10-11. aylarda yapılırdı. Dağdaki, bağdaki işini bitirir, yaylacı köye iner o zaman yapılırdı. 8-10 kadar hayvan kesilirdi, köy içerisinden erzak, yardım toplanırdı. Pilav dökülürdü. Önceden Keşkek yapılırdı. Daha sonra Pilav dökülmeye başladı. Civar köyler davet edilirdi. Her köyden tek tük gelen olurdu.

Köyde okul ne zaman açıldı?

1936 yılında. (Nazif Alpay) İlk öğretmen İbrahim öğretmendi. Hem hocaydı adam. Tahir amcamın Çatalkaya’daki evinde kaldı, Ömer Ağa’nın evinde de kaldı.

Köyde ilk traktörü kim aldı?

Ömer Yürüten aldı. O zaman mal tapularını Ziraat Bankası’na götürüyordun öyle veriyorlardı Traktörü. 1955, 56 yıllarında. Ben askerden geldikten sonra idi. Ben 1954’te askerden geldim. (Nazif Alpay)

Köyde ilk radyoyu kim getirdi?

Hidayet Bahar getirdi. Ben askerden geldiğimde onun evine radyoyu dinlemeye varırdım. 1954 yılının son aylarında. Ondan sonra radyo çoğaldı. 1960’da da ben aldım. Sonra da Hasan Ağa derler biri vardı, o aldı. (Nazif Alpay)

Köyde ilk televizyonu kim aldı?

Karabıyık Mehmet aldı. Mehmet Kanmaz. Alıp kahveye koydu. Ondan sonra ben aldım, başkaları aldı. İlk televizyon bataryalıydı. Pille çalışırdı.

Eski düğünler nasıl yapılırdı?

Benim bildiğim hep davul zurnalı idi. Düğünler 3 gün sürerdi. İlk gün danışık olurdu. Düğün sahibi, köyü toplardı. Onları doyururdu. (Ahmet Erden) İkincisi gün ikindiden sonra çeyiz çıkar, gecede kına gecesi yapılırdı. Muhabbet yapılır, kızın evinin önünde meydan ateşi yakılırdı. (Nazif Alpay) 3. gün sabahı çalgılar gene düğün evinin önünde nöbet vuruyor, dürü toplanıyordu. Dürü, çok önemli idi. Ardından öğlen yemek yenirdi. Öğle yemeğine düğün sahibine gelenler dağılmadan gelin evine gidilir ve ikindiden sonra gelin çıkardı. (İbrahim Demirel) Çok silah atılırdı. Barutu kendileri yaparlardı. (Ahmet Erden) Düğüncüler gelirlerdi, gurup halinde atarlardı. (Nazif Alpay) Benim kendi düğünümde dahi Gavurini’nin hemen üzerindeki Kozini’nden Güherçile getirttirdi bana. Kozini büyük bir mağara, 300-500 keçi alır. Beygir ile gittim oradan sardım, Güherçileyi kazanda ısladı. Diş, diş oldu. Döve, döve... Barut yaptı, 10-15 gün dövdü bunu. Onun katkıları var, söğüt kömürü, bir şeyler yaptı o zaman için. Kağıdın üzerine koyuyor, yakıyor, beğenmiyor, bir gün daha dövüyor. En sonunda baruta ateş değdiğinde birden yanınca -tamam bu oldu dedi. Düğünümde birkaç tüfek parçaladık. Dayım çok doldurmuş barutu, tüfeği parçaladı. (İbrahim Demirel) Güherçile hayvanın idrarından kırağı gibi toplanıyor, diş, diş oluyor. Barut yapanlar varıp ini süpürüyorlar. Toplanan güherçileyi kazanda kaynatıyorlar (Ahmet Erden) Gelin çıktıktan sonra çalgıcılar gitmezdi, ertesi sabah, güvey oyunu olurdu. Ondan sonra çalgıcılara izin verilirdi. Düğünde çalgıcılar Güney’den gelirdi. Düğünün ilk günü, akşama doğru çalgıcılar geldiğinde delikanlılar çalgıcıları karşılar, çalgıcıların önüne geçer ve düğün evine götürürlerdi. Köyün belli yerinde iki elde silah atılırdı. (İbrahim Demirel) Eskiden köyün çok güzel düzeni vardı. Birlik ve beraberlik vardı. Delikanlılık askeri disiplin gibiydi. Köyü korumakta, birlik beraberlikte olsun çok mükemmel imiş. Delikanlı başı delikanlıların arasından seçilirmiş. Bu adamı delikanlı başı yaptık diye ilan edilirmiş, senede bir sefer delikanlı başı seçilirmiş. Düğünlerde asla içki içilmezdi. (Nazif Alpay) babam çalgıcı idi. Zurna çalardı. Bir de Ahmet Çavuş, yaylı Kahya. Harmanalanı köyünden Tığlı isminde bir çalgıcı varmış. Meşhur çalgıcı imiş. Ondan öğrendiler. Babam ve Yağlı Kahya çok düğün çaldılar. Güneylileri her adam getiremezdi, çok para isterlerdi. (Ahmet Erden) 1962 yılında sünnet düğünü yaptım 3 tane oğluma. Güneylileri getirdim. En meşhurları Halil İbrahim Ağa vardı. O gün için en meşhur çalgıcılardı. Düğünlerde at çok koşturulurdu. Hatta birinin düğününde atı adam evin içerisine koydu. Muhabbet olsun diye. Şerif Ağa derler biri vardı, Sabit’in düğününde yoldan giriliyordu düğün evine, adam oradan beygirler girdi evin içerisine. Evin yazlıklarında dolaştı, dolaştı gitti. (Nazif Alpay)

                                                             Kaynak: Bursa Araştırmaları, sayı 24 (2009): 46-48.

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 16/04/26