YILDIRIM KAMACI (1949-2021)'NIN ANILARI

Hasretlik Bursa

 

 


                                                                                              Söyleşen: Alper Can (2016)

Yıldırım Bey kendinizi tanıtır mısınız?

Ben doğma büyüme Bursalıyım. Çocukluğum Altıparmak Caddesi, hani şimdi araçlar için üst geçit yapıldı, orada geçti, Çatalfırın Mahallesi’nde. Orada eski Bursa evleri vardı bahçeli. Biz de öyle bir eski evde otururduk, bir sürü odası olan, konak gibi. Çıkmaz aralıkta otururduk. O konakta bir Hatice Ablamız vardı. Başka bir odada başka biri otururdu, böyle kalabalık bir evdi. O tarihlerde Bursa’da Halkevi vardı. Bu Hatice Ablamız kız lisesinde okuyordu ve tiyatroyla ilgileniyordu. O zamanlar kız öğrenciyi tiyatroya sokmak mümkün değil tabi. Halkevleri iş birliği yaparak tiyatro yapsınlar diye kız öğrencileri tiyatroya almaya uğraşıyordu. Hatice Abla oda tiyatrosundaydı. Akşamları Hatice Abla kendisini tiyatroya götürüp getirecek bir delikanlı arardı. Ben de o zamanlar küçüğüm, 12-13 yaşındayım. Beraber Halkevi tiyatrosuna giderik.

Heykel’deydi Halkevi değil mi? AVP var mıydı o zaman?

AVP’nin hemen yanındaydı. Küçük 100 kişilik bir salondu orası. Ondan sonra ben de girdim o ortama. Orada Metin Kızanlıklı vardı, Yalçın Abi vardı. O tarihte Pazar dergisi çıkardı, Yalçın abi o dergiye mizah yazardı. İşte böyle Hatice Abla ile gidip gelirdim, oyunlarda oynardım. Hatta mantarla yüzümüzü boyardık, zenci olmak için. Böylece Heykelönü’ne, Setbaşı’na gelmeye başladım. Ben bu arada Bursa Ticaret Lisesi’ne giderken iş buldum Şekercioğlu Kırtasiye’de.

Yeri nerdeydi?

Şimdi banka oldu. Vilayetin karşısında, Dışbank sanırım. Ben oraya çırak olarak girdim.

Sahibi kimdi?
O zaman İhsan Şekercioğlu vardı. Tabi dükkânda kalfalarımız vardı, İbrahim Abi vardı. Öyle ki, kafadan hesap yapardı. Orada bir ekiptik. Hem oraya giderdim hem de akşamları tiyatroya giderdim. Zor izin alırdım babamdan. İşte böyle hem okul hem kırtasiye falan derken bir gün kırtasiyeden ayrıldım. Tiyatro için izin almak zor oluyordu. Giderek de sevmeye başlamıştım tiyatroyu. Çok güzel bir insanlık vardı o ortamda. O zamanki isimleri sayarsam, Halkevindeki isimleri, Alpay İzer vardı, öldü. Alpay’ın abisinin eşi kadınla ilgili bir dernek başkanı şu an Bursa’da. Şey vardı, Metin Kızanlıklı, Yalçın Abi vardı, şu sizin köşede (Ünlü Caddeyi kastediyor) Faik Abi vardı. O hem pantoloncuydu, hem de çok kabiliyetli tiyatro terzisiydi. Devlet tiyatrosundan oyuncular gelirdi, oyun sahneye koyarlardı. Ben orada Ali Haydar Kitabevi’ne geçtim. Sana izin veririz falan dediler bana. Ha, Şekercioğlu’nun kitap kısmında çalışıyordum ben. Hem kırtasiye var, hem kitap kısmı var. Kitapları da çok seviyordum, okumayı seviyordum. Bir süre sonra beni kırtasiyeye aldılar. Ben hayır istemiyorum dedim. Hayır dediler, sen dürüst bir insansın, burada pahalı ürünler var, bu tarafa geç. Ben istemedim orasını.

Tek katlı bir yer miydi orası?
Orası apartmanın tamamını kaplıyordu. Onların eski yeri Ünlü Cadde’deki Yeni Sinema’nın orasıydı. Eski adı Milli Sinemaymış. Hemen İskender’in olduğu yer. İhsan Amca’nın yeri oradaymış, sonradan Atatürk Caddesi üstüne çıkmış. Ondan evvel de eski vilayetin olduğu yerdeymiş. Şimdi Collezion var, caddeye bakan yerde. Orada yaymacılık yaparmış. Onun oğlu Ersan Şekercioğlu anlatır bunları eğer isterseniz. Ben Ali Haydar’da çalışmaya başladım. Orada çok nezih kitap okuyan kişiler vardı.

Kimler mesela?

Mehmet Abi var, Mehmet Özdeğirmenci. Sonra Memduh Gökçen’in eşi. Almandı o hanım. Her hafta giyinir, süslenir Stern dergisini almaya gelirdi.

Yabancı dergiler de geliyordu yani?
Tabi tabi. Bütün yabancı yayınlar, gazeteler geliyordu. Bir de Japon müşterimiz vardı. Genç bir Japon abimiz gelirdi. Ben dükkânı açarım, silerim, süpürürüm, hazırlarım falan, saat 6: 30- 7:00 gibi. Erken açardık çünkü. Bir bakarım o gelir, dükkânda raflara bakar. Derken biz onunla arkadaşlığı ilerlettik. O tarihte, bu söylediğim 1963 falan.

Türkçe kitaplara mı bakıyordu?

Burada Türkçe öğreniyordu. Onu da zaten göndermişler. Türkiye’yi incelemek için. Tahmin ediyorum dış işleri seviyesinde falan. Sanayi ile ilgili, araştırma geliştirme falan. O tarihte bana çok enteresan şeyler söylüyordu. Ben Türk halkının zevkleriyle ilgili. Ona çok enteresan gelirmiş, her arabanın üstünde Bismillahirrahmanirrahim, Allah Korusun yazar falan. Onlara dikkat ederdi. Benim de dikkatimi o çekmişti. Ondan sonra düşünmeye başladım bunu. Hani marka gibi. Her zaman derdi ki, Türk halkı süslü şeyleri çok seviyor, hani arabaları çok seviyor. Paytonlar falan, orasına burasına cam takarlar süslerler falan. Bana kendi lisanında kitaplar vermişti. O tarihte biz kitap okuyanlarla çok iç içeydik, çok samimiydik. Birbirimize kitap tavsiye ederdik. Ben kitapların arkalarını okurdum, kitap hakkında bilgi edinirdim. En azından müşteri geldiği zaman ona bir bilgi vermek için. O tarihte dükkânda Hasan Abi vardı dükkânda, genç, bizim kalfamız. Yanda Behçet Abi vardı, çantacı dükkanının yanında. Gelirlerdi, dükkânda toplanırlardı o zamanki gençler. Dükkânın içinde bir aynamız vardı, kapının kenarında, gelip saçlarını tararlardı, paltosunu üstünü düzeltir falan. Bunlardan bir tanesi de Özhan Canaydın idi. Çekirgeli Bülent vardı.

Caddeye bakıyordu dükkân değil mi? O tarihte caddeden araba geçiyor muydu?

Geçiyordu. Karşıda Setbaşı Eczanesi vardı.

Fayton var mıydı?

Vardı, vardı. Sonradan kalktı onlar. Trafik daha tenhaydı. Bütün Bursalılar bilir, herkes söyler, postane ile Mahfel arasında gidip gelmeler olurdu, tur atmalar. Ben de o tarihlerde çalışırdım. Sırtımda gazete paketi, sabah erkenden açardım dükkânı. Gece 4’te kalkardım, gazete dağıtırdım. Ali Haydar Kitabevi’ne girdiğim zaman oranın sahibi İhsan Gerçeksi’ydi. Ali Haydar’ın damadıdır. O vefat ettikten sonra, çocukları olmadığı için yeğenlerine burası kaldı, Armağan Abi’ye. Ali Haydar aynı zamanda gazeteler başbayisi idi, Bursa’ya gazete dağıtırlardı. Onların asıl yeri şeydeymiş, Sönmez İş Sarayı’nın karşısında köşede Resulzadeler iş hanı var, orada bir banka var, tam köşede. Oradan gazete, mecmua dağıtırlarmış.

Bakın burada Ali Haydar Kitapçısı diye bir fotoğraf var.

  

Hım, burası Setbaşı’ndaki değil, şu aşağıda tarif ettiğim yer olabilir (Sönmez İş Hanının karşı köşesini kastediyor). Bir kitapçı dükkânı da şeydeydi, Setbaşı vergi dairesinden biraz yürüyorsun. Alptekin Kitabevi vardı, onu demiyorum, ondan daha evvel. Ali Haydar’larla beraber. Setbaşı’ndan Heykel’e giderken, vergi dairesini geçince. 1945’lerde falan. Onun torunu da şeyde vefat etmişti. Hürriyet gazetesinin 3 tane muhabiri donarak ölmüştü. Onların bir tanesi onun torunuydu. Ferruh Alptekin vardı, Alptekin kitabevinin sahibi. O da intihar etti. Onun yanında Burhan Abi vardı. Ha bizim müşterilerden bir tanesi da ressam Balaban’dı, duymuşsunuzdur adını. Burhan Abi’nin dostuydu, görüşürlerdi. Deli dolu bir şeydi o tarihte. Ama onun o deli doluluğu kabiliyetinden geliyor tabi. O da Setbaşı’ndan yukarıda bir yerde, Namazgah tarafında oturuyordu. Sonra ben askere gittim. Şimdi yakınıyorlar ama o zaman da işsizlik vardı askerden dönenlere. İşi biz kendimiz yaratırdık. İşimiz dönmüşte hazır değildi yani. Döndükten sonra ben hemen iş bulamadım açıkçası. Askıcılık yaptım, kahvecilik. Annemin ikinci eşinin yanında yaptım. Ben askıcılık yaparken oraya MİT mensubu Mustafa Abi’nin arkadaşı geldi. Suat Kırtasiye’nin oğlu Emre ile beraber geldiler dediler, biz kırtasiye dükkânı açıyoruz, bu işten anlamıyoruz, bizim yanımızda çalışır mısın dediler. Ben kem küm ettim ama bana o zamanın parasıyla acayip transfer parası teklif ettiler. Orada çalışmaya başladım.

Neredeydi bu yeni yer?

Kafkas Pastanesi’nin yanıydı, cadde üzeri. Ama bir şeyi unuttum, atlamayalım onu. Ali Haydar’ın döneminden sonra çarşıbaşında Vakıflar Bankası var ya, orada Suhulet Kitabevi vardı. Bir üstten girilirdi, bir alttan. İki kardeşti onlar, Mustafa ve İsmail Çetin. Onlar daha sonra ayrıldılar, birisi üstteki Suhulet oldu, birisi alttaki Suhulet oldu. Biz de onun karşı tarafına Suat Kırtasiye’yi açtık. Sahibi Emre Beydi, Emre Özyol, fotoğrafçılık biliyordu, bu işi bilmiyordu. O zamanlar Bursa yavaş yavaş gelişiyordu, sanayileşme başlıyordu.

1970’ler falan herhalde?

Tabi, 1971-72 falan. Arz talep dengesi değişiyor falan. Ovaya fabrikalar kurulmaya başlandı. O zaman Bursa’nın en büyük kırtasiyecisi Şekercioğlu’ydu. Herkes ehliyeti bile Şekercioğlu’ndan mı aldın derdi. E talep artınca rakip de olması gerekiyordu, rekabet de çoğalıyor. O ara Suat Kırtasiye yavaş yavaş gelişmeye başladı. Dükkânın önündeki malların üzerinden atlıyordu insanlar. Biz de dikkat çekmeye başladık orada.

Kırtasiye ağırlıklı mıydı orası? Ali Haydar’da nasıldı?

Suat Kırtasiye kırtasiye ağırlıklıydı ama kitap da vardı. Ali Haydar da öyleydi. Derken yavaş yavaş bizim maaşımız patrona ağır gelmeye başladı herhalde. Ben dedim ki bırakayım istersen, o da tamam dedi. Ben de o arada gittim kendi işimle ilgili çaba sarf ettim, yeni evlenmiştim o zaman. Bursa pazarının karşısında bir yer tuttum. Sonra sermayem yetmedi, verdiğim parayı geri alıp vaz geçtim. Hatta hazırlık yapıp zarflara isim bile bastırmıştım, Halikarnas Kitapçısı diye. O zaman Cevat Şakir çok meşhur bir yazardı, ben de herhalde etkilenmiştim ondan. Şimdiki gibi iş yeri kredisi yok ki o zaman, olmadı. Sonra kayınpederin bir dükkânı var orada aşağıda, Çancılarda. Oraya gittim, 1973-74’te. Orası Tuz pazarında tuzcu dükkanıydı. Kaya tuzu satıyordu. Daha evvel bakkaliyesi varmış. Oranın bir bölümüne, yarısına yerleştim. O zaman benim dikkatimi çekti o cadde. Yani Bursa sanayileşiyor. Sanayileşirken de birtakım şeyler giderken birtakım şeyler de gelmeye başlıyor tabi ki. Fabrikalar kuruluyor Bursa’ya. Burada bu iş olur dedim, bir cesaret küçük bir dükkân, 12-13 metrekarelik bir dükkân açtım oraya. Karşımda Efeler’in nalburiye dükkânı vardı, Osman Efe, Mehmet Efe. Büyüyen Bursa’nın ihtiyaçlarını karşılamak için insanlar oraya geliyor. Yani Çancılar’ın bir ucundan giriyorsun, öteki ucundan çıkıyorsun, fabrika kuruluyor, o hale geldi orası. Ben de kırtasiye dükkânı açtım oraya. İşimi geliştirdim, tedarikçi olmaya başladım. Toptan mal temin ettim. Mesela adam dükkân açacak, bana gelip mal alırdı. Sanayi bölgesine kırtasiye verirdim. Şekercioğlu’nu geçmeye başladım işin doğrusu. Dikkat çekmeye başladım. Sonra kaderimizmiş, ciddi bir kırtasiyeci oldum. Şimdi çocuklarım bakıyor. Bizim dönemimizdeki arkadaşların çoğu dikkat çekici işler yaptı. Kim hangi işe girdiyse, mesela sinema sektörüne, tiyatro sektörüne girdiyse o sektörde başarılı olmuştur. Birisi sanat okulu mezunuydu mesela, küçük bir parça imal etti, sanayici oldu.

ursa’nın zenginleri nerede otururdu?
Zenginler İpekçilik Caddesi’nde otururdu, Tophane, Setbaşı, Yeşil’de otururdu. Mesela Resulzade’nin Davutkadı’nın o tarafta evi vardı. Çekirge yolunda, Altıparmak’ta, Muradiye’de zenginler vardı. …Bursa çok değişti tabi. Cilimboz Deresi vardır, bilir misiniz? Kızlar kendilerini dereye atarlarmış oradan. Derin bir yatağı varmış. Yeni yapılan binaların hepsi eften püften. Bursa’nın resmini yapmaya kalksan resmedecek bina bulamazsın. Ben eski Bursalı olarak memnun değilim. Bu görüşmemiz bir işe yarasın, tarihin sayfalarına geçsin. Şehir artık kimliksizleşti. Biz neyin resmini yapacağız? Hani filizleri çıkmış binalar olur, 1. kat, 2. kat, 3.kat damadına, 4. kat kızına. Bir Haşim İşçan’ın binalarına bakın bir de şimdiki binalara bakın.

Çocukluğunuzdaki Altıparmak’ı nasıl hatırlıyorsunuz?

Ahşap evler vardı, bir de bahçeli evler vardı. Turing Oteli vardı. Biz mahalleli olarak gidip otururduk orada. Bir de ayrıca düğünler olurdu o otelde. Çok güzel, çok nezih bir yerdi. Oymalı falan bir yerdi, dantel gibi bir binaydı. Nasıl yok ettik o güzelliği bilmem. Bütün o karşı sıra ahşap ve bahçeli evdi. Bahçelerde manolya ve seçilmiş güzel ağaçlar vardı.

Yahudiler var mıydı?
Tabi. Orası Yahudilikti. Ben orada büyüdüm, Yahudi arkadaşlarım vardı. Çoğu tabi İsrail’e gittiler. Yine de orada sinagog var, 1-2 aile kaldı. Şeyde eczane vardı, itfaiyenin başında. Şimdi kokucu dükkânı olmuş orası. Setbaşı eczanesi vardı meşhur, Ali Haydar’ın karşısında, şimdi simitçi falan olmuş (Setbaşı Prestij sinemasının karşısında simit satan yeri kastediyor). Mavi Köşe’de muhallebici vardı.

Hafta sonu eğlenmek için ne yaparsınız? Mesire yeri olarak neresi vardı?
Hüsnügüzel bahçesi vardı Çekirge’de. O zaman orası bize koskocaman gelirdi. Sonra Temenyeri Parkı’nı yaptılar, iyi oldu. E biliyorsunuz Çekirge, o taraflar güzel. Çocukluğumda Havuzlupark’a giderdim. 1954, 55, 60’larda atlama tramplenleri vardı, derin havuzlar vardı. Havuza kızlı erkekli girilirdi, öyle kaç göç falan yoktu. Kimse de kimseye dokunmaz ellemez. Herkes birbirine kardeş gözüyle bakardı. Yarışmalar olurdu. Çok nezih bahçesi vardı. Bahçesinde otururduk, masalarında tertemiz örtüler, garsonları kibar, oturanlar kibar. İnsanlar hiç üşenmezler, o merdivenlerden inerler, o yeşillikte oturur keyif yaparlar, çocuklarını yüzdürürler. Öyle güzel bir yerdi orası.

Liseyi nerede okudunuz?

Ben liseyi Ticaret Lisesi’nde okudum. Cemal Bostancı müdürümüzdü. Çok ciddi yerlerde Bursa Ticaret Lisesi’nde o tarihlerde okumuş kişileri görürsünüz. Mesela bir fabrikanın sahibi olmuştur, genel müdürü olmuştur, üretime katkı sağlamıştır. Sanat okulunda yani Tophane Endüstri Meslek Lisesi’nde okuyanlar da öyledir.

Kafkas’tan yukarı çıkarken Özşen Kitabevi varmış, onu hatırlıyor musunuz?

Ha evet, rahmetli Sabahattin Özşen. O benden sonra açıldı. Ben iş yaparken ona mal satıyordum, kırtasiye ihtiyacını benden karşılıyordu. Kızı vardı galiba, gene aynı dükkânda çalışıyor. Bir de başımdan geçen bir hadiseyi anlatayım. 1964-65, 1970 falan, o ara, yavaş yavaş siyaseti tanımaya başladı insanlar. İşte kitap okuyanların çoğu komünisttir gibi laflar çıktı. Bursa’da polis teşkilatının içindeki genç polisler bizim peşimize takılırdı. Geliyordu dükkâna, kim bu adam, ne okuyor gibi şeyler sorarlardı. Ben katiyen söylemezdim. O tarihte Ahmet Bülbül diye bir abimiz vardı, Allah rahmet eylesin, o da polis teşkilatındaydı, benim arkamdan komünist Nihat diye diye dolaşıyordu. Nasıl bir şey biliyor musun, rafta masal kitabı bulundurduk diye arkadaşları karakola götürürlerdi. Hapis yatan arkadaşlar oldu böyle, 3-5 gece kaldılar. Daha sonra insanlar kendilerine yakın yerlere gitmeye başladılar, bir ayrılma başladı. Özşen Kitabevi’ndeki arkadaş sosyalist bir arkadaştı, çok saygıdeğer bir arkadaştı. İşte o tarihte insanlar artık renklerini belli etmek zorunda kaldılar. Biz sağcıyız, biz solcuyuz, yavaş yavaş onlar olmaya başladı. Özşen Kitabevi de ciddi bir kitabevi olmaya başlamıştı o dönem.

Öğrenciler geliyordu herhalde en çok?

Öğrenciler gelirdi evet. Necatibey Kız Enstitüsü öğrencileri gelirdi. Benim kalfam vardı Hasan Çeliker. O zamanlar meşhur bir artist vardı Murat Soydan diye. Yetiştin mi sen o döneme bilmiyorum. Tipi ona benzerdi. Millet onu görmeye gelirdi. Armağan Abi çok şakacıydı. Eski Bursa’da hanımlar giyinip süslenip günlere giderlerdi. Ama mutlaka Ali Haydar kitabevinin önünden geçerler. Laf atma değildir o. Kendini göstermedir, piyasa yapma gibisinden. Armağan Abi şakalaşırdı onlarla. Herkes birbirini tanır, Bursalılar birbirlerini tanırdı yani. Laf atardık, arkadaşça, kardeşçe yani. Bizimle konuşmadan geçmezlerdi. En güzel kıyafetleriyle dolaşırlardı. Kadınlı erkekli kocaman bir daire olur, fıkralar, hikayeler anlatılırdı.

Bursa’da toplam kaç kitabevi vardı?
İlk başta bir tane Ali Haydar varmış. Şekercioğlu ilk zamanlar yaymacılık yaparmış. Daha sonra işte Şekercioğlu ciddi bir kitabevi olmuş. Dilek Sineması’nın karşısında bir kitabevi vardı, onun adı aklıma gelmiyor. Kırcılar’ın olduğu yerde. Yani 2-3, belki 4-5 taneydi yani.

Eski fotoğraflar var, onlara bakalım. (Altıparmak fotoğrafına bakıyoruz)

Hah işte, ben bu halini kısmen de olsa gördüm. Ticaret akademisinin karşısında Özel İnal Ertekin okulu vardı. (Dilek Sineması fotoğrafı) Burası Dilek Sineması. Şimdi Yapı Kredi bankası. Burası (sinemanın yanı) matbaacı Kadri Yenal’ındı, sonra buraya pasaj yaptı. Bahçeli evlerdi burası. (Altıparmak fotoğrafı) Hah tamam işte bak, görüyor musun ahşap evler, şurada manolya ağacı vardı, dün gibi hatırlıyorum. (Heykel fotoğrafı) Heykel’de şurada ya da şurada durduğumuz zaman Yeşil’i görürdük. Buraya Sönmez neden o binayı yaptı, o bilinmez. Hepimiz katlettik Bursa’yı. (Setbaşı Köprüsü fotoğrafı) Sağ taraf nikah dairesinin olduğu yer. Karşıdaki dükkanlar da Mahfel’in olduğu yer. Sonradan yıkılmış dükkanlar. (Halkevi fotoğrafı) Sonra burası İstanbul Bankası oldu. Romans Çay Bahçesi vardı. Bu bahçede dans yarışması olurdu. Ulucami’nin yan tarafında sinema vardı. Osmanlı bankası vardı. Burada ahşap evlerin altından Kâmil Koç’un otobüsleri kalkardı. Burada şehir lokantası vardı, Tayyare Sineması’nın karşısında.

Burada meşhur muhallebici dükkânı vardı. Arnavutların dükkânı, iki katlı, bahçeliydi. Her taraf muhallebi kokardı. İnanmazsın, mahallede bizim Çatalfırın’da çıkmaz aralıkta otururdum ben. Çay yapılırdı sabahları, tüm mahalle çay kokardı. Sonra çan çalardı Tophane’de, her saat başında. Sonra kiliseyi andırıyor dediler, o çanın çalmasını engellediler. (Dilek sineması fotoğrafı) Sinemanın yanında biz oturuyorduk işte.

(YKM’nin olduğu yerdeki eski binayı gösterip) Şurası neydi hatırlıyor musunuz?

Burası evdi. Burada kim oturuyor biliyor musun? Tekke vardı Çatalfırın’da. Nergis’in dükkânı var, oradan aşağı inip sağa dönünce tekke var orada. O tekkenin emanetini almış insanların yeriydi burası. Onlar otururdu. Çocuğun ismi Seyfi idi. Altı da dükkandı. O zamanlar Arçelik bayi falan yok tabi, burada da gırgır falan satılır, ev eşyası yani. Dilek Sineması’nın altı Üçocak mağazasıydı. Daha evvel Ulucami’nin oradaydı, yandı orası, buraya geldiler.

(YKM’nin karşısı, şimdiki Ziraat Bankası’nı gösterip) Burası neydi?

Ben burada da çalıştım, pardon ya. Uğur mağazası burası, konfeksiyon mağazası, kadın kıyafetleri satardı. Ramis Balkış’ın yeriydi, terziydi kendisi. Benim annem beni buraya götürdü bıraktı, daha ilk okuldaydım, eti senin kemiği benim deyip teslim etti. Ama sevmedim o işi.

Sönmez İş hanının olduğu yerde ev mi vardı?
Orada eski ahşap ev vardı, altında da eczane vardı. Eczanenin ismi de Eren Eczanesi idi. Şeyma Eren’in eczanesi.

Çok teşekkür ederim Yıldırım Bey.

Rica ederim.

   

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 15/04/26