
Hasretlik
Bursa
|
Söyleşen: Alper Can (2016)
Yıldırım Bey kendinizi tanıtır mısınız?
Ben doğma büyüme Bursalıyım.
Çocukluğum Altıparmak Caddesi, hani şimdi araçlar için üst geçit yapıldı, orada geçti, Çatalfırın Mahallesi’nde. Orada eski Bursa evleri
vardı bahçeli. Biz de öyle bir eski evde otururduk, bir sürü odası olan,
konak gibi. Çıkmaz aralıkta otururduk. O konakta bir Hatice Ablamız vardı.
Başka bir odada başka biri otururdu, böyle kalabalık bir evdi. O tarihlerde
Bursa’da Halkevi vardı. Bu Hatice Ablamız kız lisesinde okuyordu ve
tiyatroyla ilgileniyordu. O zamanlar kız öğrenciyi tiyatroya sokmak mümkün
değil tabi. Halkevleri iş birliği yaparak tiyatro yapsınlar diye kız
öğrencileri tiyatroya almaya uğraşıyordu. Hatice Abla oda tiyatrosundaydı.
Akşamları Hatice Abla kendisini tiyatroya götürüp getirecek bir delikanlı
arardı. Ben de o zamanlar küçüğüm, 12-13 yaşındayım. Beraber Halkevi
tiyatrosuna giderik.
Heykel’deydi Halkevi değil mi? AVP var mıydı o
zaman?
AVP’nin hemen yanındaydı. Küçük 100 kişilik bir
salondu orası. Ondan sonra ben de girdim o ortama. Orada Metin Kızanlıklı
vardı, Yalçın Abi vardı. O tarihte Pazar dergisi çıkardı, Yalçın abi o
dergiye mizah yazardı. İşte böyle Hatice Abla ile gidip gelirdim, oyunlarda
oynardım. Hatta mantarla yüzümüzü boyardık, zenci olmak için. Böylece
Heykelönü’ne, Setbaşı’na gelmeye başladım. Ben bu arada Bursa Ticaret
Lisesi’ne giderken iş buldum Şekercioğlu Kırtasiye’de.
Yeri nerdeydi?
Şimdi banka oldu. Vilayetin karşısında, Dışbank
sanırım. Ben oraya çırak olarak girdim.
Sahibi kimdi?
O zaman İhsan Şekercioğlu vardı. Tabi
dükkânda kalfalarımız vardı, İbrahim Abi vardı. Öyle ki, kafadan hesap
yapardı. Orada bir ekiptik. Hem oraya giderdim hem de akşamları tiyatroya
giderdim. Zor izin alırdım babamdan. İşte böyle hem okul hem kırtasiye falan
derken bir gün kırtasiyeden ayrıldım. Tiyatro için izin almak zor oluyordu.
Giderek de sevmeye başlamıştım tiyatroyu. Çok güzel bir insanlık vardı o
ortamda. O zamanki isimleri sayarsam, Halkevindeki isimleri, Alpay İzer
vardı, öldü. Alpay’ın abisinin eşi kadınla ilgili bir dernek başkanı şu an
Bursa’da. Şey vardı, Metin Kızanlıklı, Yalçın Abi vardı, şu sizin köşede
(Ünlü Caddeyi kastediyor) Faik Abi vardı. O hem pantoloncuydu, hem de çok
kabiliyetli tiyatro terzisiydi. Devlet tiyatrosundan oyuncular gelirdi, oyun
sahneye koyarlardı. Ben orada Ali Haydar Kitabevi’ne geçtim. Sana izin
veririz falan dediler bana. Ha, Şekercioğlu’nun kitap kısmında çalışıyordum
ben. Hem kırtasiye var, hem kitap kısmı var. Kitapları da çok seviyordum,
okumayı seviyordum. Bir süre sonra beni kırtasiyeye aldılar. Ben hayır
istemiyorum dedim. Hayır dediler, sen dürüst bir insansın, burada pahalı
ürünler var, bu tarafa geç. Ben istemedim orasını.
Tek katlı bir yer miydi
orası? Orası
apartmanın tamamını kaplıyordu. Onların eski yeri Ünlü Cadde’deki Yeni
Sinema’nın orasıydı. Eski adı Milli Sinemaymış. Hemen İskender’in olduğu
yer. İhsan Amca’nın yeri oradaymış, sonradan Atatürk Caddesi üstüne çıkmış.
Ondan evvel de eski vilayetin olduğu yerdeymiş. Şimdi Collezion var, caddeye
bakan yerde. Orada yaymacılık yaparmış. Onun oğlu Ersan Şekercioğlu anlatır
bunları eğer isterseniz. Ben Ali Haydar’da çalışmaya başladım. Orada çok
nezih kitap okuyan kişiler vardı.
Kimler mesela?
Mehmet Abi var, Mehmet Özdeğirmenci. Sonra Memduh
Gökçen’in eşi. Almandı o hanım. Her hafta giyinir, süslenir Stern dergisini
almaya gelirdi.
Yabancı dergiler de
geliyordu yani?
Tabi tabi. Bütün yabancı yayınlar, gazeteler
geliyordu. Bir de Japon müşterimiz vardı. Genç bir Japon abimiz gelirdi. Ben
dükkânı açarım, silerim, süpürürüm, hazırlarım falan, saat 6: 30- 7:00 gibi.
Erken açardık çünkü. Bir bakarım o gelir, dükkânda raflara bakar. Derken biz
onunla arkadaşlığı ilerlettik. O tarihte, bu söylediğim 1963 falan.
Türkçe kitaplara mı bakıyordu?
Burada Türkçe öğreniyordu. Onu da zaten
göndermişler. Türkiye’yi incelemek için. Tahmin ediyorum dış işleri
seviyesinde falan. Sanayi ile ilgili, araştırma geliştirme falan. O tarihte
bana çok enteresan şeyler söylüyordu. Ben Türk halkının zevkleriyle ilgili.
Ona çok enteresan gelirmiş, her arabanın üstünde Bismillahirrahmanirrahim,
Allah Korusun yazar falan. Onlara dikkat ederdi. Benim de dikkatimi o
çekmişti. Ondan sonra düşünmeye başladım bunu. Hani marka gibi. Her zaman
derdi ki, Türk halkı süslü şeyleri çok seviyor, hani arabaları çok seviyor.
Paytonlar falan, orasına burasına cam takarlar süslerler falan. Bana kendi
lisanında kitaplar vermişti. O tarihte biz kitap okuyanlarla çok iç içeydik,
çok samimiydik. Birbirimize kitap tavsiye ederdik. Ben kitapların arkalarını
okurdum, kitap hakkında bilgi edinirdim. En azından müşteri geldiği zaman
ona bir bilgi vermek için. O tarihte dükkânda Hasan Abi vardı dükkânda,
genç, bizim kalfamız. Yanda Behçet Abi vardı, çantacı dükkanının yanında.
Gelirlerdi, dükkânda toplanırlardı o zamanki gençler. Dükkânın içinde bir
aynamız vardı, kapının kenarında, gelip saçlarını tararlardı, paltosunu
üstünü düzeltir falan. Bunlardan bir tanesi de Özhan Canaydın idi. Çekirgeli
Bülent vardı.
Caddeye bakıyordu dükkân değil mi? O tarihte
caddeden araba geçiyor muydu?
Geçiyordu. Karşıda Setbaşı Eczanesi vardı.
Fayton var mıydı?
Vardı, vardı. Sonradan kalktı onlar. Trafik daha
tenhaydı. Bütün Bursalılar bilir, herkes söyler, postane ile Mahfel arasında
gidip gelmeler olurdu, tur atmalar. Ben de o tarihlerde çalışırdım. Sırtımda
gazete paketi, sabah erkenden açardım dükkânı. Gece 4’te kalkardım, gazete
dağıtırdım. Ali Haydar Kitabevi’ne girdiğim zaman oranın sahibi İhsan
Gerçeksi’ydi. Ali Haydar’ın damadıdır. O vefat ettikten sonra, çocukları
olmadığı için yeğenlerine burası kaldı, Armağan Abi’ye. Ali Haydar aynı
zamanda gazeteler başbayisi idi, Bursa’ya gazete dağıtırlardı. Onların asıl
yeri şeydeymiş, Sönmez İş Sarayı’nın karşısında köşede Resulzadeler iş hanı
var, orada bir banka var, tam köşede. Oradan gazete, mecmua dağıtırlarmış.
Bakın burada Ali Haydar Kitapçısı diye bir fotoğraf
var.

Hım, burası Setbaşı’ndaki değil, şu aşağıda tarif
ettiğim yer olabilir (Sönmez İş Hanının karşı köşesini kastediyor). Bir
kitapçı dükkânı da şeydeydi, Setbaşı vergi dairesinden biraz yürüyorsun.
Alptekin Kitabevi vardı, onu demiyorum, ondan daha evvel. Ali Haydar’larla
beraber. Setbaşı’ndan Heykel’e giderken, vergi dairesini geçince. 1945’lerde
falan. Onun torunu da şeyde vefat etmişti. Hürriyet gazetesinin 3 tane
muhabiri donarak ölmüştü. Onların bir tanesi onun torunuydu. Ferruh Alptekin
vardı, Alptekin kitabevinin sahibi. O da intihar etti. Onun yanında Burhan
Abi vardı. Ha bizim müşterilerden bir tanesi da ressam Balaban’dı,
duymuşsunuzdur adını. Burhan Abi’nin dostuydu, görüşürlerdi. Deli dolu bir
şeydi o tarihte. Ama onun o deli doluluğu kabiliyetinden geliyor tabi. O da
Setbaşı’ndan yukarıda bir yerde, Namazgah tarafında oturuyordu. Sonra ben
askere gittim. Şimdi yakınıyorlar ama o zaman da işsizlik vardı askerden
dönenlere. İşi biz kendimiz yaratırdık. İşimiz dönmüşte hazır değildi yani.
Döndükten sonra ben hemen iş bulamadım açıkçası. Askıcılık yaptım,
kahvecilik. Annemin ikinci eşinin yanında yaptım. Ben askıcılık yaparken
oraya MİT mensubu Mustafa Abi’nin arkadaşı geldi. Suat Kırtasiye’nin oğlu
Emre ile beraber geldiler dediler, biz kırtasiye dükkânı açıyoruz, bu işten
anlamıyoruz, bizim yanımızda çalışır mısın dediler. Ben kem küm ettim ama
bana o zamanın parasıyla acayip transfer parası teklif ettiler. Orada
çalışmaya başladım.
Neredeydi bu yeni yer?
Kafkas Pastanesi’nin yanıydı, cadde üzeri. Ama bir
şeyi unuttum, atlamayalım onu. Ali Haydar’ın döneminden sonra çarşıbaşında
Vakıflar Bankası var ya, orada Suhulet Kitabevi vardı. Bir üstten girilirdi,
bir alttan. İki kardeşti onlar, Mustafa ve İsmail Çetin. Onlar daha sonra
ayrıldılar, birisi üstteki Suhulet oldu, birisi alttaki Suhulet oldu. Biz de
onun karşı tarafına Suat Kırtasiye’yi açtık. Sahibi Emre Beydi, Emre Özyol,
fotoğrafçılık biliyordu, bu işi bilmiyordu. O zamanlar Bursa yavaş yavaş
gelişiyordu, sanayileşme başlıyordu.
1970’ler falan herhalde?
Tabi, 1971-72 falan. Arz talep dengesi değişiyor
falan. Ovaya fabrikalar kurulmaya başlandı. O zaman Bursa’nın en büyük
kırtasiyecisi Şekercioğlu’ydu. Herkes ehliyeti bile Şekercioğlu’ndan mı
aldın derdi. E talep artınca rakip de olması gerekiyordu, rekabet de
çoğalıyor. O ara Suat Kırtasiye yavaş yavaş gelişmeye başladı. Dükkânın
önündeki malların üzerinden atlıyordu insanlar. Biz de dikkat çekmeye
başladık orada.
Kırtasiye ağırlıklı mıydı orası? Ali Haydar’da
nasıldı?
Suat Kırtasiye kırtasiye ağırlıklıydı ama kitap da
vardı. Ali Haydar da öyleydi. Derken yavaş yavaş bizim maaşımız patrona ağır
gelmeye başladı herhalde. Ben dedim ki bırakayım istersen, o da tamam dedi.
Ben de o arada gittim kendi işimle ilgili çaba sarf ettim, yeni evlenmiştim
o zaman. Bursa pazarının karşısında bir yer tuttum. Sonra sermayem yetmedi,
verdiğim parayı geri alıp vaz geçtim. Hatta hazırlık yapıp zarflara isim
bile bastırmıştım, Halikarnas Kitapçısı diye. O zaman Cevat Şakir çok meşhur
bir yazardı, ben de herhalde etkilenmiştim ondan. Şimdiki gibi iş yeri
kredisi yok ki o zaman, olmadı. Sonra kayınpederin bir dükkânı var orada
aşağıda, Çancılarda. Oraya gittim, 1973-74’te. Orası Tuz pazarında tuzcu
dükkanıydı. Kaya tuzu satıyordu. Daha evvel bakkaliyesi varmış. Oranın bir
bölümüne, yarısına yerleştim. O zaman benim dikkatimi çekti o cadde. Yani
Bursa sanayileşiyor. Sanayileşirken de birtakım şeyler giderken birtakım
şeyler de gelmeye başlıyor tabi ki. Fabrikalar kuruluyor Bursa’ya. Burada bu
iş olur dedim, bir cesaret küçük bir dükkân, 12-13 metrekarelik bir dükkân
açtım oraya. Karşımda Efeler’in nalburiye dükkânı vardı, Osman Efe, Mehmet
Efe. Büyüyen Bursa’nın ihtiyaçlarını karşılamak için insanlar oraya geliyor.
Yani Çancılar’ın bir ucundan giriyorsun, öteki ucundan çıkıyorsun, fabrika
kuruluyor, o hale geldi orası. Ben de kırtasiye dükkânı açtım oraya. İşimi
geliştirdim, tedarikçi olmaya başladım. Toptan mal temin ettim. Mesela adam
dükkân açacak, bana gelip mal alırdı. Sanayi bölgesine kırtasiye verirdim.
Şekercioğlu’nu geçmeye başladım işin doğrusu. Dikkat çekmeye başladım. Sonra
kaderimizmiş, ciddi bir kırtasiyeci oldum. Şimdi çocuklarım bakıyor. Bizim
dönemimizdeki arkadaşların çoğu dikkat çekici işler yaptı. Kim hangi işe
girdiyse, mesela sinema sektörüne, tiyatro sektörüne girdiyse o sektörde
başarılı olmuştur. Birisi sanat okulu mezunuydu mesela, küçük bir parça imal
etti, sanayici oldu.
ursa’nın zenginleri
nerede otururdu?
Zenginler İpekçilik Caddesi’nde otururdu,
Tophane, Setbaşı, Yeşil’de otururdu. Mesela Resulzade’nin Davutkadı’nın o
tarafta evi vardı. Çekirge yolunda, Altıparmak’ta, Muradiye’de zenginler
vardı. …Bursa çok değişti tabi. Cilimboz Deresi vardır, bilir misiniz?
Kızlar kendilerini dereye atarlarmış oradan. Derin bir yatağı varmış. Yeni
yapılan binaların hepsi eften püften. Bursa’nın resmini yapmaya kalksan
resmedecek bina bulamazsın. Ben eski Bursalı olarak memnun değilim. Bu
görüşmemiz bir işe yarasın, tarihin sayfalarına geçsin. Şehir artık
kimliksizleşti. Biz neyin resmini yapacağız? Hani filizleri çıkmış binalar
olur, 1. kat, 2. kat, 3.kat damadına, 4. kat kızına. Bir Haşim İşçan’ın
binalarına bakın bir de şimdiki binalara bakın.
Çocukluğunuzdaki Altıparmak’ı nasıl hatırlıyorsunuz?
Ahşap evler vardı, bir de bahçeli evler vardı.
Turing Oteli vardı. Biz mahalleli olarak gidip otururduk orada. Bir de
ayrıca düğünler olurdu o otelde. Çok güzel, çok nezih bir yerdi. Oymalı
falan bir yerdi, dantel gibi bir binaydı. Nasıl yok ettik o güzelliği
bilmem. Bütün o karşı sıra ahşap ve bahçeli evdi. Bahçelerde manolya ve
seçilmiş güzel ağaçlar vardı.
Yahudiler var mıydı?
Tabi. Orası Yahudilikti. Ben orada büyüdüm,
Yahudi arkadaşlarım vardı. Çoğu tabi İsrail’e gittiler. Yine de orada
sinagog var, 1-2 aile kaldı. Şeyde eczane vardı, itfaiyenin başında. Şimdi
kokucu dükkânı olmuş orası. Setbaşı eczanesi vardı meşhur, Ali Haydar’ın
karşısında, şimdi simitçi falan olmuş (Setbaşı Prestij sinemasının
karşısında simit satan yeri kastediyor). Mavi Köşe’de muhallebici vardı.
Hafta sonu eğlenmek için
ne yaparsınız? Mesire yeri olarak neresi vardı?
Hüsnügüzel bahçesi vardı Çekirge’de. O zaman
orası bize koskocaman gelirdi. Sonra Temenyeri Parkı’nı yaptılar, iyi oldu.
E biliyorsunuz Çekirge, o taraflar güzel. Çocukluğumda Havuzlupark’a
giderdim. 1954, 55, 60’larda atlama tramplenleri vardı, derin havuzlar
vardı. Havuza kızlı erkekli girilirdi, öyle kaç göç falan yoktu. Kimse de
kimseye dokunmaz ellemez. Herkes birbirine kardeş gözüyle bakardı.
Yarışmalar olurdu. Çok nezih bahçesi vardı. Bahçesinde otururduk,
masalarında tertemiz örtüler, garsonları kibar, oturanlar kibar. İnsanlar
hiç üşenmezler, o merdivenlerden inerler, o yeşillikte oturur keyif
yaparlar, çocuklarını yüzdürürler. Öyle güzel bir yerdi orası.
Liseyi nerede okudunuz?
Ben liseyi Ticaret Lisesi’nde okudum. Cemal Bostancı
müdürümüzdü. Çok ciddi yerlerde Bursa Ticaret Lisesi’nde o tarihlerde okumuş
kişileri görürsünüz. Mesela bir fabrikanın sahibi olmuştur, genel müdürü
olmuştur, üretime katkı sağlamıştır. Sanat okulunda yani Tophane Endüstri
Meslek Lisesi’nde okuyanlar da öyledir.
Kafkas’tan yukarı çıkarken Özşen Kitabevi varmış,
onu hatırlıyor musunuz?
Ha evet, rahmetli Sabahattin Özşen. O benden sonra
açıldı. Ben iş yaparken ona mal satıyordum, kırtasiye ihtiyacını benden
karşılıyordu. Kızı vardı galiba, gene aynı dükkânda çalışıyor. Bir de
başımdan geçen bir hadiseyi anlatayım. 1964-65, 1970 falan, o ara, yavaş
yavaş siyaseti tanımaya başladı insanlar. İşte kitap okuyanların çoğu
komünisttir gibi laflar çıktı. Bursa’da polis teşkilatının içindeki genç
polisler bizim peşimize takılırdı. Geliyordu dükkâna, kim bu adam, ne okuyor
gibi şeyler sorarlardı. Ben katiyen söylemezdim. O tarihte Ahmet Bülbül diye
bir abimiz vardı, Allah rahmet eylesin, o da polis teşkilatındaydı, benim
arkamdan komünist Nihat diye diye dolaşıyordu. Nasıl bir şey biliyor musun,
rafta masal kitabı bulundurduk diye arkadaşları karakola götürürlerdi. Hapis
yatan arkadaşlar oldu böyle, 3-5 gece kaldılar. Daha sonra insanlar
kendilerine yakın yerlere gitmeye başladılar, bir ayrılma başladı. Özşen
Kitabevi’ndeki arkadaş sosyalist bir arkadaştı, çok saygıdeğer bir
arkadaştı. İşte o tarihte insanlar artık renklerini belli etmek zorunda
kaldılar. Biz sağcıyız, biz solcuyuz, yavaş yavaş onlar olmaya başladı.
Özşen Kitabevi de ciddi bir kitabevi olmaya başlamıştı o dönem.
Öğrenciler geliyordu herhalde en çok?
Öğrenciler gelirdi evet. Necatibey Kız Enstitüsü
öğrencileri gelirdi. Benim kalfam vardı Hasan Çeliker. O zamanlar meşhur bir
artist vardı Murat Soydan diye. Yetiştin mi sen o döneme bilmiyorum. Tipi
ona benzerdi. Millet onu görmeye gelirdi. Armağan Abi çok şakacıydı. Eski
Bursa’da hanımlar giyinip süslenip günlere giderlerdi. Ama mutlaka Ali
Haydar kitabevinin önünden geçerler. Laf atma değildir o. Kendini
göstermedir, piyasa yapma gibisinden. Armağan Abi şakalaşırdı onlarla.
Herkes birbirini tanır, Bursalılar birbirlerini tanırdı yani. Laf atardık,
arkadaşça, kardeşçe yani. Bizimle konuşmadan geçmezlerdi. En güzel
kıyafetleriyle dolaşırlardı. Kadınlı erkekli kocaman bir daire olur,
fıkralar, hikayeler anlatılırdı.
Bursa’da toplam kaç
kitabevi vardı?
İlk başta bir tane Ali Haydar varmış. Şekercioğlu
ilk zamanlar yaymacılık yaparmış. Daha sonra işte Şekercioğlu ciddi bir
kitabevi olmuş. Dilek Sineması’nın karşısında bir kitabevi vardı, onun adı
aklıma gelmiyor. Kırcılar’ın olduğu yerde. Yani 2-3, belki 4-5 taneydi yani.
Eski fotoğraflar var, onlara
bakalım. (Altıparmak fotoğrafına
bakıyoruz)
Hah işte, ben bu halini
kısmen de olsa gördüm. Ticaret akademisinin karşısında Özel İnal Ertekin
okulu vardı. (Dilek Sineması fotoğrafı) Burası Dilek Sineması. Şimdi Yapı
Kredi bankası. Burası (sinemanın yanı) matbaacı Kadri Yenal’ındı, sonra
buraya pasaj yaptı. Bahçeli evlerdi burası. (Altıparmak fotoğrafı) Hah tamam
işte bak, görüyor musun ahşap evler, şurada manolya ağacı vardı, dün gibi
hatırlıyorum. (Heykel fotoğrafı) Heykel’de şurada ya da şurada durduğumuz
zaman Yeşil’i görürdük. Buraya Sönmez neden o binayı yaptı, o bilinmez.
Hepimiz katlettik Bursa’yı. (Setbaşı Köprüsü fotoğrafı) Sağ taraf nikah
dairesinin olduğu yer. Karşıdaki dükkanlar da Mahfel’in olduğu yer. Sonradan
yıkılmış dükkanlar. (Halkevi fotoğrafı) Sonra burası İstanbul Bankası oldu.
Romans Çay Bahçesi vardı. Bu bahçede dans yarışması olurdu. Ulucami’nin yan
tarafında sinema vardı. Osmanlı bankası vardı. Burada ahşap evlerin altından
Kâmil Koç’un otobüsleri kalkardı. Burada şehir lokantası vardı, Tayyare
Sineması’nın karşısında.
Burada meşhur muhallebici dükkânı vardı.
Arnavutların dükkânı, iki katlı, bahçeliydi. Her taraf muhallebi kokardı.
İnanmazsın, mahallede bizim Çatalfırın’da çıkmaz aralıkta otururdum ben. Çay
yapılırdı sabahları, tüm mahalle çay kokardı. Sonra çan çalardı Tophane’de,
her saat başında. Sonra kiliseyi andırıyor dediler, o çanın çalmasını
engellediler. (Dilek sineması fotoğrafı) Sinemanın yanında biz oturuyorduk
işte.
(YKM’nin olduğu yerdeki eski binayı gösterip) Şurası
neydi hatırlıyor musunuz?
Burası evdi. Burada kim oturuyor biliyor musun?
Tekke vardı Çatalfırın’da. Nergis’in dükkânı var, oradan aşağı inip sağa
dönünce tekke var orada. O tekkenin emanetini almış insanların yeriydi
burası. Onlar otururdu. Çocuğun ismi Seyfi idi. Altı da dükkandı. O zamanlar
Arçelik bayi falan yok tabi, burada da gırgır falan satılır, ev eşyası yani.
Dilek Sineması’nın altı Üçocak mağazasıydı. Daha evvel Ulucami’nin oradaydı,
yandı orası, buraya geldiler.
(YKM’nin karşısı, şimdiki Ziraat Bankası’nı
gösterip) Burası neydi?
Ben burada da çalıştım, pardon ya. Uğur mağazası
burası, konfeksiyon mağazası, kadın kıyafetleri satardı. Ramis Balkış’ın
yeriydi, terziydi kendisi. Benim annem beni buraya götürdü bıraktı, daha ilk
okuldaydım, eti senin kemiği benim deyip teslim etti. Ama sevmedim o işi.
Sönmez İş hanının olduğu
yerde ev mi vardı?
Orada eski ahşap ev vardı, altında da eczane
vardı. Eczanenin ismi de Eren Eczanesi idi. Şeyma Eren’in eczanesi.
Çok teşekkür ederim Yıldırım Bey.
Rica ederim.
|