1930 ÖNCESİ BURSA

1930'larda Bursa

Bursa'da Sosyal Hayat

 

 

                                                                               Mümtaz Şükrü Eğilmez

    Kurtuluş günlerinde, gazetesi için, Bursa’yı ziyaret etmiş olan eski bir dosttan bir mektup aldım. Bursa’nın içtimai(=sosyal) ve siyasi tarihinde mühim bir mevkii, birçok hatıraları olan ve bugün nazarlardan silinmiş bulunan Nuriye Oteli’nin geniş gazinosunda, öğle yemeklerinden sonra karşılıklı nargilelerimizi fokurdatarak birçok şeylerden bahsettiğimiz bu eski dost; “Yeniyol’un, Yeni Kaplıca’nın ve bir zamanlar neşrettiğim Yeni Fikir’in eskiyip eskimediğini soruyor:
-Ertuğrul ne oldu? Matbaa yerinde duruyor mu? Postane, muhallebici Galip’in dükkanı ne alemde? diyor.
Onların hangisi kaldı ki?
    Setbaşı Köprüsü… O da değişti, aziz dostum, genişletildi ve parkelendi. Senin gördüğün ve bildiğin Bursa’nın o vakitki işlek ana caddesi (Saray Caddesi) bugün artık bir yan sokak halinde.
Nuriye Oteli yıkıldı. Bir zamanlar üstat mimar Sedat Çetintaş’ın atölyesi ve dershanesi olan dükkan; yanındaki Protestan Kilisesi, dükkanlar, evler hepsi tarihe karıştı. Nasuhpaşa Hamamı, yeni açılan geniş Atatürk Caddesi’nin kıyıcığında körfezleşmiş bir halde kaldı. Matbaadan çıkınca kaldırım üzerindeki alçak hasır iskemlelerde bir yorgunluk kahvesi içerek, gelip geçenleri seyrederek, hülyalara daldığımız Şükrü Molla’nın kahvesi, karşısında sur-asa hapishane, bitişiğindeki telgrafhane, yanan hükümet arsası…
    Taş yığınları…bodur duvarları…daha arkada jandarma dairesi, nukutu mevkufe, eytam(=yetimler) dairesi, karşısındaki kadınlar hapishanesi, önündeki dut ağacı…orta yerdeki ahşap barakadaki elektrik fabrikası. Hapishane duvarına yaslanmış barakasında gelip geçenlerden istemeden sadaka alan anadan malul dilenci çavuş… İleride köşe başındaki ilkmektep, Alboyacılar, fırıncı, terzi, turşucu, berber, taşçı dükkanları, bunların hiçbirisi kalmadı…
   Nuriye Oteli’nin gazinosunda nargilelerimizi fokurdattıktan sonra matbaaya gitmek üzere tuttuğumuz dar yolun ilerideki bir kısmı kaldı. Setbaşı Köprüsü’nden Ulucami’ye doğru açılan 35 metrelik cadde bunların hepsini sildi süpürdü… O harabeler yerinde bugün vilayet, Adliye, Maliye konaklarıyla Halkevi Sarayı, Cumhuriyet Meydanı ve onun ortasında Ata’mızın, çiçek bahçesiyle çevrelenmiş muhteşem heykeli var.

         Heykel - 1934 -                                                                                                            Dikkatinize: a- AVP yok  b-Sağ alt köşedeki Sarı Abdullah Camisi(yıkıldı)  c- Kumbara şekilli meydan saati :)     


   Ertuğrul (gazete) da tarihe karıştı. Matbaa binası duruyor; fakat artık matbaa yok; şimdi orada elektrik idaresi çalışıyor. Ahşap telgrafhane, yanındaki harabelerle birlikte yıkıldı, süpürüldü. Muhallebici Galip’in dükkanı meydana çıktı. Fakat artık Galip yok. Yeni Kaplıca, Yeni Yol, yerinde. Onlar eskir mi hiç? Yeni Fikir’e gelince, matbuat aleminden çekildikten sonra onu bir arkadaşa devretmiştim; muhtelif tahavvüllerden, tebeddüllerden sonra o da tarihe karıştı.
   Birkaç sene evvel fuar için İzmir’e gittiğim zaman “Bu İzmir benim bildiğim İzmir değil” demiştim. Sen de buraya gelirsen ayni hükmü vereceğini zannediyorum. Sabaha karşı simit aldığımız Alboyacılar Fırını, yanındaki turşucu, berber, terzi, taşçı dükkânları yerinde muazzam bir sinema binası yapıldı. Tayyare Sineması…
O günkü simalardan kimler kaldı?
   Sahne, ufak veya büyük farklarla yine o sahne. Fakat aktörleri değişti, aziz dostum. Eskilerden bilmem ki kimleri bulabilirsin? Günün birinde yolun uğrarsa o eski Bursa’yı, o eski aşinaları bulabileceğini hiç zannetme!
   Muradiye İstasyonu’ndaki (1) havuzlu bahçeyi, hani o bahçeyi hatırlıyor musun? Tozlu yolu? Onların hiç birisini bulamayacaksın. O tozlu yol (2) asfalt oldu. Her iki tarafından stadyum, İpekiş Fabrikası. Elektrik Fabrikası, Merinos Fabrikası yapıldı. O vakitler bunlar tahayyül edilir miydi?
Çekirge de çok değişti. Ahşap köprü kaldırıldı; orası geniş bir meydan oldu. Apartmanlar kuruldu. Ahşap bir harabe halinde olan Ada Oteli yıkıldı; yerine betonarme Ada Palas geldi. Ya Çelik Palas? İnce, zayıf suyunun şırıltılarıyla maziden neşideler söyler gibi düşünen hülyakar çeşme üstündeki böğürtlenlikler… İşte şimdi orada da Çelik Palas var.
Hiç aynaya bakıyor musun, aziz dostum? Ya biz? Ya biz?

                                                                                           Uludağ dergisinden
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------
(1) Muradiye İstasyonu: Günümüzde Merinos tren istasyonu adıyla sosyal tesis yapılan durak.
(2) Tozlu yol diye bahsettiği Merinos kavşağı civarındaki İzmir Yolu. Bir tarafında Merinos Fabrikası, diğer tarafında da İpekiş Fabrikası ve Elektrik Fabrikası varmış. Elektrik Fabrikası denen yer ise İpekiş’in karşısında, köşede yer alan bina. Bursa’nın elektriği oradaki makineler ile sağlanırmış. 

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 31/03/17