1945'lerde Bursa'da Kültür Sanat Etkinlikleri

Bursa'da Sosyal Hayat

1960 ve 90' larda Bursa'nın Kültür Hayatı

Kültür ve Sanat Meselesi Üzerine

 

   

         Salih Bilen 1945’lerde Bursa’daki sanat etkinliklerini şöyle anlatıyor:

“1945-1946’da iki ayrı tiyatro grubu kurduk. Birincisinin adı Bursa Tiyatro Kulübü idi. Kurucuları arasında Sabahattin Çıracıoğlu vardı. Basri Mece, Zeki Ayakın vardı. Ben vardım… Başkaları da vardı ama hatırlayamıyorum şimdi. Bu resimdekiler (bir fotoğraf gösteriyor) bir başka gruptu. Gençler Temsil Kolu isi o grubun adı. Hepimiz ortaöğretimde okuyan gençlerdik. Bu grupla Henrik İbsen’in ‘İntikam Saati’ adlı oyununu sahneye koymuştuk.  Aramızdakilerden Kemalettin Berksü (şimdi emekli yarbay, Bursa’da değil) piyes yazardı, biz de oynardık. Bunların arasında müzikli güldürü diyebileceğimiz ‘Erkek Kadın Olursa’ isimli bir piyes vardı. Bir erkeğin, erkek olarak iş bulamaması sonunda, kadın kılığına girerek kolaylıkla iş bulmasını ve ardından da patronu ile sevişirken başındaki peruğun düşüp erkekliğinin meydana çıkışını konu alan ve çok da rağbet gören bir piyesti bu. Hiç unutmam, 19 defa oynamıştık bu oyunu… (bir fotoğraf gösteriyor) Oyunun yazarı ve oyuncusu Kemalettin Berksü ile, kadın rolünde Zeki Müren… Genellikle bahçeli evlerde oynardık piyeslerimizi. Hayat veya sofayı sahne yapardık., halk da bahçede otururdu. Seyircimiz 40-50 kişi olurdu. Özellikle Kayhan semtinde, merhume Mevzune Erkoç hanımefendinin evi çok elverişliydi. Kendisi de sanata, musikiye meraklı bir hanımefendi idi. Evini bize açardı. İşte bu resim o evde alındı. Ha, tabi seyircilerden para almazdık. Amatörlük, ama profesyonel gibi ciddiyetle çalışırdık. Bir tiyatro kumpanyasıydık adeta. …. Temsillerden sonra muhakkak surette Yılmaz Emiroğlu keman çalar, Zeki Müren de şarkı söylerdi. Bazen de Üner Öztekin piyano çalarak katılırdı müzik şölenimize. Hatta bir gün Hüsamettin Silahçı’nın evinde bir temsilden sonraydı. Yılmaz Emiroğlu’nun kemanı eşliğinde Zeki Müren şarkı söylüyordu. O tarihlerde borsada memur olarak çalışan rahmetli tamburi İzzet Gerçeker Bey de oradaymış. Zeki’yi duyunca çok beğenmiş, hayran olmuş eni konu… Beni buldu, dedi ki: Salih Bey oğlum, Zeki Bey’in sesini çok beğendim. Acaba ben de tamburumu getirsem yarım saat kadar ben çalsam Zeki Bey oğlum söylese, böylece bir sazda sözde bulunsak olur mu?

          Hemen İzzet Bey’in tamburu getirildi. Yarım saat diye düşünülen musiki alemi, yanılmıyorsam üç buçuk saat sürdü. Hepimiz mest olduk.

          Rahmetli İzzet Gerçeker aynı zamanda Bursa Musiki Cemiyetinin yöneticilerinden ve hocalarındandı. Merhumun gelini Yurdanur Gerçeker de sanatçıdır bilirsiniz. İzzet Bey Zeki’yi musiki cemiyetine davet etti. Bir akşam Setbaşı İlkokulunun alt alt katındaki cemiyete Zeki’yle beraber gittik. Recep Birgit cemiyetin okuyucuları arasındaydı. Cahit Peksayar da keman çalardı. ..Nedense Zeki cemiyetten pek hoşlanmadı. Bunun üzerine İzzet Bey kendisine özel dersler vermeye başladı. Yani ünlü sanatçı, sanat güneşimiz Zeki Müren’in gerçek anlamda ilk musiki hocası İzzet Gerçeker’dir. Öyle bir sanatçı, öylesine mahviyetkar bir insandı ki İzzet Bey, bir akşam bizim evde toplanmıştık; o çaldı, Zeki Müren okudu.. Musikiye doyduk o gece. Ama İzzet Gerçeker o gecenin gündüzünde işinden kovulmuş, yani belki de aç açık kalacak… Hiç belli etmedi bize.


                Zeki Müren, eniştesi avukat Turhan Olgaç ve müzisyenler ile Tophane'de

          Yıl 1951. Zeki Müren artık haftanın Perşembe akşamları konserler veriyor İstanbul Radyosu’nda. Kuşlağımızı neredeyse radyolarımızın içine sokarak dinliyoruz. Bildiğim kadarıyla onu bu konserlere hazırlayan da Gerçeker hoca idi…. Heyhat ki Zeki Müren’le yapılan bazı röportajlarda kendisi İstanbul’da isim yapmış bazı şöhretlerden ders aldığını sık sık tekrarlamakta, merhum Gerçeker hocadan hemen hemen hiç söz etmemektedir. Bunu da değerli arkadaşımızın, şöhretlerin ancak şöhretleri hatırlayabildiği kuralına bağlılığıyla mı açıklayalım ha, ne dersiniz?”

          Mevzune Hanım’ın kızı Zehra İvgin anılarını şöyle anlatıyor:

          “Annem eski zaman kadını olmasına rağmen sanatı çok severdi. Tiyatroları kaçırmaz, musiki konserlerini hep izlerdi.. Kardeşim Mesut Zeki Müren’le yaşıttı. Hatırlayabildiğim kadarıyla Salih Bilen, Hikmet Silahçı ve Saik Er’in bulunduğu bir arkadaş grupları vardı…Evimizin bahçesi büyüktü. Mahallenin bütün kına geceleri, düğün ve sünnet dernekleri bizim bahçede yapılırdı. İşte böylece, 1945-1946’da Zeki, Salih ve arkadaşları bizim evin bahçesinde temsiller vermek istediler. Annem kabul etti, yatak çarşaflarından perde yapıldı. Biz de sandalyeleri dizip komşuları çağırdık.

          Tanınmış Türk musiki sanatçısı Yıldırım Gürses’in babası Nasuhi Bey Kayhan’dan komşumuzdu. Bir başka komşumuz da Bakırcı Lütfü Savut beylerdi. Pazar geceleri bizim evde toplanır, musiki alemleri yapardık, Nasuhi Bey’in eşi ve kızı güzel şarkı söylerlerdi. Bakırcı Lütfü Bey de keman çalardı. Bazen sabahlara kadar sürerdi bu musiki alemleri.”

           Kaynak: Bursa’da Yakın Zamanlar, Yılmaz Akkılıç, 1. bs., 2000, s. 22-25'ten kısaltarak alınmıştır