Nâzım’ın çınarı hazır






 

Güney Özkılınç'ın 10.1.2012'de www.evrensel.net'te yayımlanan yazısıdır

Önceki yıllarda İznik’e bağlı Müşküle köyü, Balaban’ın Seçköy’ü talip olmuştu Nazım Hikmet’in mezarına, şimdi de bir dağ köyü olan Kıranışıklar …

    Bursa- Keles’e bağlı Kıranışıklar köylüleri Nâzım Hikmet’in 110. doğum yılında Nâzım Hikmet’in mezarının köylerine getirilmesi için bir kampanya başlattılar. Kampanya çerçevesinde bir imza toplayan köy halkı, Nâzım için bir de çınarlık dikti. Sanatçı, gazeteci, yazar ve siyasetçilerin de katıldığı etkinliğe ilgi, beklenenin üzerindeydi.

    Geçtiğimiz Cuma günü sabahın erken saatlerinden itibaren büyük bir heyecan vardı köyde… Başta Muhtar Ali Işık olmak üzere, Raif Yiğit, Ahmet Kabaca, Nâzım Atak ve diğer Kıranışıklılar uzun bir süredir yoğun emek harcamışlardı. Nâzım’ın Vasiyet’ine uyarak onun mezarının Anadolu’da bir köy mezarlığına, Kıranışıklar’a getirilmesini istiyorlardı. Mezarın yeri hazırdı… Çınarlar dikilmiş, Moskova’dan toprak da getirilmişti. Çınar dikme etkinliğinde Nâzım şiirleri okundu, konuşmalar yapıldı. Ardından Kıranışıklar İlköğretim Okulunda slayt gösterimi eşliğinde Nâzım anlatıldı, bağlamalar çalınıp türküler söylendi, şiirler okundu.



    Yakın bir zamana kadar adını kan davalarıyla duyuran Kıranışıklar; seksenli yıllardan sonra siyasi yapısıyla dikkatleri çeker…Köyün isyanı, ileriki yıllarda da sürer. Türkiye genelinde yüzde doksanın üzerinde “evet” oyuyla kabul edilen 1982 Anayasası’na, Kıranışıklar köylüleri yüzde doksanla “hayır” der. Tıpkı Müşküle köylüleri gibi. Köyün bu tutumu, hükümetlerce dayatılan ve halkın ihtiyaçlarına yanıt vermeyen sonraki referandum ve seçimlerde de devam eder.

AHMET ÇAVUŞ’TAN AHMET ÖĞRETMEN’E

    Her şey 1940’lı yılların ilk yarısında başlar. Ahmet Atak, işlemediği cinayet yüzünden Bursa Cezaevine kapatılır. İki buçuk yıl süren yargılama sonucunda suçsuz olduğu anlaşılıp 1945 yılının sonuna doğru serbest bırakılır. Üç yıla yakın bir zaman cezaevinde kalan Ahmet Atak; yaşamının bu kesitini “kaybedilmiş” değil, “kazanılmış” yıllar olarak değerlendirir. Çünkü o içeride, Nâzım Hikmet’le tanışmış, onun öğrencisi olma onuruna erişmiştir.

   Ulusal basının, Bursa basınının Nâzım Hikmet adından söz etmeye çekindiği bir dönemde; Nâzım’la hapis yatıp dışarı çıkanların “komünizm propagandası”yla yeniden içeri alındıkları bir dönemde Ahmet Atak, üç yaşına yeni giren oğlu Niyazi’nin adını Nazım olarak değiştirir. Yıl, bin dokuz yüz kırk beştir.

    Ahmet Atak, geçen zaman içinde köye muhtar olur. O yıllarda köy çocuklarını yetiştirmek için belli bölgelerde eğitmenlik kursu açılmıştır. Eğitmenlik için her köyden bir kişi istenir. Önce Himmet adlı köylüye verilen bu görev, onun vazgeçmesi ve kimsenin bu görevi kabul etmemesi üzerine Ahmet Atak’a kalır. Köylüler, Ahmet Atak’ın geride kalan çocuklarına bakma sözü verip eğitmen olması için onu, Zeytinbağı (Trilye)’na gönderirler.

    Mudanya’ya bağlı Zeytinbağı köyünde altı ay boyunca eğitim gören Ahmet Atak, köylülerin anlatımına göre takım elbise, kravatla köye döner. O, artık bir eğitmendir. Nâzım Hikmet, içeride mahkûmları eğitirken; Ahmet Çavuş dışarıda köy çocuklarını eğitecektir, otuz iki, koca yıl boyunca…

NÂZIM OLSA NASIL DAVRANIRDI?

    Ahmet Çavuş’un yaptıkları, yalnız bununla da sınırlı kalmaz. O, başta köylüleri olmak üzere çevresindeki herkese yıllarca Nâzım Hikmet’i ve onun düşüncelerini anlatmıştır. Köyde karşılaştığı olumsuzluklarda “Nâzım Hikmet olsa böyle yapardı, o olsa böyle derdi” diye düşünür, yanıtını bulur, yol gösterirdi. Ağaca, ormana değer verirdi. Köyün çıkışındaki çam ormanı da onun çabasıyla dikilmiştir.

    Adını Nâzım Hikmet’ten alan Nazım Atak, babasından dinlediği Bursa Cezaevi yıllarını ve babasını şu sözlerle anlatır: “Babam, Bursa Cezaevinde terzilik yaparken aynı zamanda Nâzım Hikmet’in kurdurduğu dokuma tezgâhlarında da çalışıyormuş. Babamın anlatımına göre o yıllarda içeride on iki dokuma tezgâhı varmış. Nâzım Hikmet dokumadan kazandığı paraları gariban ve kimsesizlerle paylaşır, onlara sahip çıkarmış.”