Şevket Rado      (1913-1988)

 

Edebiyatımızda Bursa

Bursa Kitapları

    Yapı Kredi Bankası Bursa şubesinin açılışı (4 Haziran 1948) sebebiyle hazırlanan kitap için Şevket Rado'nun hazırladığı yazıdır.  

  

  Biz Türkler oturduğumuz yerlere, nerede ise, bitkiler kadar bağlı insanlarız. Yurtdışında değil memleket içinde bile dolaşanımız o kadar az ki…

    Toprağa sıkı sıkıya tutunuşumuz herhalde yeni olmasa gerektir. Eşi bir daha gelmemiş olan seyahat şampiyonumuz Evliya Çelebi bile bütün ömrü boyunca bir yerde dikiş tutturamayıp dolaşmasını rüyasında ağzından yanlış bir dilek kaçmasına atfeder. Bir gece rüyasında peygamberin huzuruna çıkarılmış. “Beni bir ağlama tuttu, ellerini öperken “şefaat ye resulullah” diyecek yerde “seyahat ya resulullah” demişim. Hazreti peygamber tebessüm etti. “Sıhhat ve selametle seyahat et” buyurdular” diyor.

      İstanbul’un yanı başındaki güzelim Bursa’yı senede kaç İstanbullu gidip görür? Ben  ki gazeteciyim, dolaşan mahluk sayılırım, o kadar görmek istediğim Bursa’yı ancak ömrümün otuz beşinci senesinde eni konu görebildim. Ona da Yapı Kredi bankasının Bursa’da bir şube açması sebep oldu. Kendisiyle beraber çalışmaktan büyük zevk duyduğum muhterem dostum Kazım Taşkent Bursa şubesinin açılış hazırlıklarıyla meşgul olduğu sırada Doğan Kardeş İdarehanesi’ne uğramıştı. Arkadaşlarına severek yapacakları işler bulmakta da üstad olan bu harukulade adam, kafası Bursa ile dolu olduğu o anda dostum Vedat Nedim’le bana: “Siz de bu vesileyle Bursa için bir kitap hazırlasanız ne iyi olur, dedi, güzel Bursa’ya acaba bu yoldan bir hizmetiniz dokunamaz mı?

     Hiç ummadığımız bir anda önümüze en sevdiğimiz yemeklerden biri konuvermiş gibi iştahımız açıldı. Güzel fikrin başına çöktük. Planlar yaptık. Bursa’yı seven muharrirlere mektuplar yazıp bize onu anlatmalarını rica ettik.

    Sanatkâr fotoğrafçı Othmar’la beraber Bursa’ya çıktığımız ana kadar bir şehrin resmini almanın ne demek olduğunu meğer hiç bilmezmişim. İnsan resmi çeken fotoğrafçıların işi de gerçekten az zahmetli değildir. Ama, nihayet omzunu, kolunu düzelterek, çenesini biraz yukarı kaldırarak, bakışını bir noktaya çevirip hafif gülümseterek insanı beş on dakikada resmi alınacak biçime sokarlar. Fakat bir şehrin resmini almak öyle kolay işlerden değil. Uludağ’a çıkan eski yolun bir kenarından Bursa’nın umumi manzarasını çekmek için en münasip anı Othmar tam iki gün bekledi. O, Emir Sultan’ın kubbesine bir selvi gölgesinin düşmesini sabır taşı gibi bekliye dururken ben bütün şehri dolaşıyordum. Sükun içindeki Muradiye’de ışık oyunları bir an cümbüş halini alır almaz Othmar safi dikkat kesilerek sağa sola koşuyor, onları fotoğraf makinesinin içinde hapsettiğine emin olduğu zaman keyifli keyifli ıslık çalıyordu.

      Bense Bursa’daki su seslerinin büyüsüne kapılmıştım. Kah Yeşil’in içinde, kah Ulucami’nin şadırvanında, kah meydan kahvesinin fıskiyesinde, ta otele kadar her yerde hep aynı ses, bazen iplik iplik, bazen şarıl şarıl karşıma çıkıyordu. Bursa’yı, insana yalnız olduğunu asla fark ettirmeyen bu su sesiyle, Bursa’nın kendi sesiyle beraber gezdim. Su sesleri kesildiği zaman da anladım ki, artık Bursa’da değilim.

     Bursa’ya ikinci defa 4 Haziran 1948’de, Yapı ve Kredi Bankasının Bursa şubesi açıldığı gün gazeteci arkadaşlarla beraber gittik. Banka Pazar meydanının bir kenarında mimar Prof. Emin Onat’ın eseri olan sevimli ve şahsiyetli binasının kapılarını halka açıyordu. Fikir olarak Bursa şubesiyle beraber doğan bu kitabın sahifelerini ise biz, aradan bir seneye yakın bir zaman geçtikten sonra okuyucularına açabiliyoruz.

 

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 28/03/17