Bülent Akkurt'un 1930-40 Anıları

Hasretlik Bursa 

Bursa'da Sosyal Hayat

 

 

 

 

   
    Ulucami karşısından Maksem’e doğru çıkan cadde üzerinde Bursa’nın en varlıklı ailelerinin evleri vardı. Bunların bir kısmı rahatlıkla konak olarak anılabilecek kadar görkemliydi. Arkadaşım Tekin’in ailesi de bu caddeye çıkan bir sokakta otururdu. Onların evine bir hayli yakın bir mesafede Kadifeli Kahve vardı. Bu kahve kapısından penceresine, camından çerçevesine, döşemesinden tavanına anlatılamayacak kadar şık bir kahveydi. Bütün peykleri siyah ve üstü kızıl kadife minder, peyke arkalıkları da keza aynı kadifeden döşenmiş olduğu gibi; duvarlar koca koca aynalarla süslüydü. Aynalar arasındaki duvar boşlukları dahi o kızıl kadife ile kaplanmıştı. Kahvenin en dibindeki ocak, kim bilir günde kaç kez kaol ile parlatılırdı ki; ışıl ışıl yanar ve taa sokağın dışına bu ışıltılar aksederdi.

                           
                                Bülent Akkurt (1925-2014)

     Tuzpazarı’nda kuru kahvecinin hemen yanından yukarıya, ana caddeye doğru sapmış olduğunuz sokağın adı bir samanlar Simkeş Sokağı idi. Sokağın adı sonradan Arapçadan Türkçeye çevrilerek Gümüşçeken olarak değiştirildi. Belki de bir zamanlar burada gümüş işçiliğinde çalışan ustalar ve atölyeler vardı. Simkeş Sokağı’a girdiğiniz zaman 40-50 adım kadar sonra sol yukarı doğru bir yol ayrılırdı. Sanırım o yol ileride, sonraları yapılacak olan Halkevi’nin arkalarına bir yere çıkardı. O köşede Uludağ gazozlarının imalathanesi vardı. Önceleri adı Nilüfer gazozu muydu, neydi, tam hatırlayamıyorum. Sıcak yaz günlerinde imalathanenin sokak tarafına açık olan pencerelerinden gazozların şişelenme aşamasını izlerdik…. Simkeş Sokağı’ndan yukarı, Atatürk Caddesi’ne doğru çıkarsanız biraz ileride sağ tarafta ilk olarak Kolağası İsmail Efendi’nin evini görürdünüz. Biraz daha yukarıda sol tarafta bir Terkos çeşmesi, onun yakınlarında da küçük bir cami ve mezarlık vardı. 1930-40’larda Bursa emekliler şehriydi. Doğal güzellikleri ve ucuz bir şehir oluşu bunun en büyük nedenleriydi. Temiz, bakımlı, düzenli trafiği ve rahat şehir içi ulaşımıyla huzur içinde yaşanacak bir büyük kent görünümündeydi. Bursa’nın İstanbul ile bağlantısı daha çok Mudanya üzerinden olurdu. Yalova hattı, kara yolunun çok virajlı ve uzun oluşu yüzünden itibar görmezdi. Mudanya otobüsle 40-45 dakika sürer, ardından deniz yolculuğu başlardı. Sus, Trak ve Marakaz vapurları hizmete girinceye kadar Gülcemal, Gülnihal serisi vapurlarla yapılan gece yolculuğu ertesi sabah erken saatte sizi İstanbul’a ulaştırırdı.
    Ulucami’den Setbaşı’na uzanan cadde üzerinde bulunan ve Uludağ eteklerine doğru çıkan tüm sokaklar bir zamanlar Temenyeri denilen mahalleye ulaşırdı. Temenyeri, meyve bahçeleriyle dolu Bursa Ovası’nı tepeden gören koskoca bir mesire yeriydi. Bursalılar özellikle Pazar günleri çoluk çocuk, evde hazırlanmış nevaleleriyle Temenyeri’ne çıkarak piknik yaparlardı. O zamanlar piknik deyimi bilinmezdi, buna kır gezintisi denirdi.
    O yıllarda stüdyo fotoğrafı çektirmek aile geleneğiydi. Bursa’da 2-3 güzel stüdyo vardı. Heykel’den Setbaşı’na giden yolun sol tarafında Foto yıldız, bundan 80-100 m. sonra da Foto Rekor vardı. Bir de Foto Spor olduğunu biliyorum ama yerini hatırlayamıyorum.
    1941’de Atatürk Caddesi üzerinde, belediye binasının karşısında, rahatça konak olarak adlandırılabilecek büyük ahşap bir evin üst katına kiracı olarak taşındık. Bu evin Şehbenderler sülalesinin evlerinden biri olduğu söyleniyordu. Yaz akşamları Bursalılar Atatürk Caddesinde gezintiye çıkarlar, kalabalık evimizin önünden sel gibi akardı. Karşımızdaki belediye bahçesi bir yazlık gazino idi. Gazinonun sahnesi de tam karşı duvarın dibine kurulmuş olduğu için evimize bakardı. Kısa bir süre sonra oturduğumuz köşkün büyük bahçesi de kiralanarak bir gazinoya çevrildi. Yeni gazinonun adı Çağlayan Gazinosuydu, onun da sahnesini görebiliyorduk. İki gazino arasında büyük bir rekabet başlamıştı. Safiye Ayla, Muala Gökçer, Mualla Mukadder o dönemin en gözde assolistleri olarak sahne alıyorlardı. Hafız Burhan da arada bir, gür sesiyle evimizin camlarını titretiyordu. Bizim taşınmamızdan sonra o köşk otel olarak hizmet verdi, adı da, şayet yanılmıyorsam Güven Oteli idi.
     Bursa denilince akla ilk gelenlerden biri de hamamlardır. Söylendiğine göre Bursa hamamlarının tümünün birer perisi vardı. Perilerin kiminin keçi, kiminin yılan, kiminin su samuru, kiminin guguk kuşu olduğu; her sabah hamamcının yaktığı tütsü ile çekildiği; bu nedenle gün boyu kimseye görünmediği söylenirdi. Banyo yaptığımız, doya doya yüzdüğümüz o güzel hamamın gizemine ortak olmak bizlere büyük bir mutluluk verirdi.
     Bursa çok değerli sanatçılar, politikacılar, iş adamları yetiştirmiştir. Bu, elbette kıvanç vericidir ama daha önemlisi: Bursa, kadınıyla, erkeğiyle dürüst, namuslu, faziletli, çalışkan insanlar yetiştirmiştir. Sanırım, Bursalılar için esas övünülmesi gereken de budur.
 
 Kaynak: Bülent Akkurt / Bir Zamanlar Bursa’da / Bursa Osmangazi Rotaract Kulübü yayınları, 1998, s. 23, 41, 43,

 

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 19/06/17