KAMİL KEPECİOĞLU

Bursa'nın Kültür İnsanları

Bursa'ya Hizmet Edenler  

Bursa Kitapları

 

 


   
      Kamil Kepecioğlu 1878 Girit/Hanya’da doğdu. Babası Ispartalı Halil Kâmil Efendi, annesi ise Sâfinaz Hanımdır. Babasının memur olması sebebiyle tahsilini Gebze, İzmir ve Edirne’de tamamladı. 1902’de
Mekteb- i Harbiye’den mezun olduktan sonra Manastır Askeri Rüşdiyesi Coğrafya Öğretmenliğine atandı. Birinci Dünya Savaşı’nda Filistin’de İngilizlere esir düştü. 20 Temmuz 1919’da başlayan Bursa Divan-ı
Harb-ı Heyet-i Tahkikiyyesi Refakat Katipliği görevi Yunan işgaline kadar devam etti. İstiklal Harbinde istihbarat alanında önemli hizmetler veren Kepecioğlu, 1928'de İstiklal Madalyası ile taltif edilmiştir. Binbaşı rütbesi ile 1930 yılında emekli oldu.

    1932’de Bursa Halkevi Tarih Komitesi Reisliğine getirilmesi ile Kamil Kepecioğlu’nun hayatında yeni bir safha başladı. Bursa Mahkeme Tutanakları (Şer’iyye Sicilleri) ile tanıştıktan sonra, tarihin derinliklerinden günışığına çıkartmaya başladığı bilgileri Uludağ Dergisi’nde yayınlayarak kamuoyunun bilgisine sundu. 1934 yılında Başbakanlık Arşivi Tasnif Heyeti Reisi Muallim Cevdet’ten aldığı teklif üzerine İstanbul’a giderek söz konusu arşivde Tasnif Heyeti Azası oldu. Daha sonra başkan yardımcısı oldu.(1935-1937) Bu görevden ayrıldıktan sonra Bursa’daki çalışmalarına dönen Kepecioğlu, Bursa Kütüğü adını verdiği dokümanları on dosya halinde tamamladı ve bu çalışmalar Halkevi tarafından satın alındı. İstanbul’daki son görev yeri Deniz Müzesi Arşivi oldu. 5 Ekim 1952’de İstanbul’da vefat etti. Arşivciliğin dört kutbu, dünyanın sayılı arşivlerinden biri olan Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde yapılan her çalışmanın dipnot ve bibliyografyasında şu dört isimle karşılaşılır:
• Ali Emiri
• İbnulemin
• Muallim Cevdet
• Kamil Kepecioğlu
Türk arşivciliğinin “aktab-ı erbaa”sı (dört kutup) kabul edilen bu şahsiyetler, en zor işlerden biri olan söz konusu arşivdeki belgelerin ilim alemine sunulması için büyük gayret göstermişlerdir. Kepecioğlu ayrıca Bursa Şeriyye Sicillerinde yıllarca çalışarak elde ettiği bilgileri alfabetik düzen içinde bir araya getirmiş konu başlıklarıyla ilgili bilgileri de diğer kaynak eserlerden derleyerek bir nevi “Bursa Ansiklopedisi”ni bize armağan etmiştir. 1933’te Halkevi’nin çıkardığı tanıtım kitapçığında şu cümleleri okuyoruz: “…Tarihi eserleri ve Evkaf mahzeninde mevcut eski ve şer’i sicilleri tetkik eden Kamil Bey, tarih noktasından da birçok vesikaları çıkarmıştır. 800’e varan bu vesikaları ayrıca bastıracağız. Yalnız şimdiye kadar tarih noktasından faydalı birçok malumat ve tetkik mahsulleri bu broşürün mahiyetinde ayrı bir fasıl halinde konacaktır.” Bursa Halkevi tarafından yayınlanan Uludağ Dergisi’nin Ocak – Şubat 1949 sayısında duyurulan Bursa Kütüğü’nün ek bir forma halinde verileceği haberi de gerçekleşememiştir. Bursa Kütüğü dört cilt halinde kaleme alınmış olan müellif nüshası 14 Mayıs 1958’de Halkevi’nden Bursa Yazma ve Eski Basma Eserler Kütüphanesine aktarılmıştır. Diğer eserleri şunlardır: 1. Bursa Hanları (Bursa 1935) 2. Bursa Hamamları (Bursa 1935)
3. Tarih Lügati (İstanbul 1952) (Server İskit tarafından yayınlanan Yeni Tarih Mecmuası’nın eki olarak verilmiştir.) Mustafa Everdi/Ali Birinci tarafından yeniden yayınlanmıştır. Ankara 1999. 4. Dört Asır Evvelki Fermanlar (Türk Tarih Kurumu tarafından satın alınan eser henüz basılmamıştır.) Uludağ Dergisi’nde (1935–1944) Kepecioğlu’nun şu araştırmaları yayınlanmıştır.
1. Türkler’de Spor,   2. Bursa’nın Eski Devirlerine Ait KayıtDefterleri,  3. Türkiye’de Merinos Koyunları,
4. İnegöllü İshak Paşa,   5. Timurtaş Paşalar,  6. Okçu Baba, 7. Fatih’in Hayatından Yapraklar ve Bursa.

“Bursa Şeriyye Mahkeme Kayıtlarından Toplanan Tarihi Bilgiler Ve Vesikalar” başlıklı makalesi Vakıflar Dergisinde(1940), “Yunus Emre Nerede Yatıyor” isimli yazısı ise Bursa Nilüfer Dergisinde (1945) yayınlanmıştır.
                                                             

 Bir Şehrin Karakter Tahlili :  Bursa Kütüğü

                                                                Söyleşen: Türkan GENÇ (Hayat gazetesi)


   
 Bursa Kütüğü'nü hazırlayan bilim adamları grubu içerisinde yer alan hocamız, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslâm Tarihi ve Sanatları Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mefail Hızlı, bu muhteşem esere ilişkin değerlendirmeleri “içeriden” bir bakışla anlattı.

Sayın Hocam, Bursa Kütüğü’nü günümüz diline çeviren ve basıma hazır hale getiren çalışma grubunun içinde bulundunuz. Bize önce bu eserin yazarı hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
Eserin yazarı Kâmil Kepecioğlu aslında bir asker, ama coğrafya ve tarihe oldukça meraklı. Ve bu merak onu, ülkemizin yetiştirdiği en önemli birkaç arşiv uzmanından biri yapacak yolculuğa çıkarmıştır.
Kepecioğlu, babası Ispartalı Halil Kâmil efendi’nin oğlu olarak 1878’de Girit’te Hanya’da doğdu. Bir süre sonra gittikleri Gebze’de 14-15 yaşlarına kadar bulundu ve bu arada ilk eğitimini aldı. Daha sonra onun askerî okullardan mezun olduğunu biliyoruz. Binbaşılık, öğretmenlik, halkevi reisliği yaptı. Başbakanlık tasnif heyetinde çalıştı. Kâmil Bey, beş yıl bir ay devam eden arşivciliği esnasında yaptığı hizmetlerle Türk arşivciliğinde seçkin bir yer kazanmıştır. Ali Emîrî Efendi, İbnülemin Mahmud Kemal ve Muallim Cevdet’in ardından dördüncü büyük tasnifçi olarak anılmıştır. Kâmil Kepecioğlu’nun son yılları Deniz Müzesi ve Arşivi’ndeki çalışmalarla geçti. 5 Ekim 1952’de İstanbul’da vefat etti ve Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.  Dopdolu geçen 74 yıl. Hayatının önemli bir bölümü ülkesine askeri alanda hizmetle geçmiş ve emeklilik sonrasında da geride, pek çok araştırmacının halen vazgeçemediği bir dizi eser bırakmış bu Bursa sevdalısı. Unutulmaması ve adının yaşatılması gereken seçkin bir asker, bir entelektüel, gayretli bir araştırmacı. Hayatının sadece bir bölümü Bursa’da geçen, ama bu kente vefa borcunu ödeyen muhteşem bir insan. Rahmetle anıyoruz.
Hangi eserleri kaleme almıştı Kâmil Kepecioğlu?
Kepecioğlu’nun eserleri arasında en önemlisi, yaklaşık 15 yılda hazırladığı Bursa Kütüğü. Ayrıca 1935’de yayınlanan Bursa Hamamları ve Bursa Hanları adlarını taşıyan iki eser ile 1952’de ilk kez basılan Tarih Lugati adıyla bir kitabı vardır. Öte yandan yine Bursa’nın camileri, imaretleri, medreseleri, mektepleri, türbeleri ve zaviyelerine dair eserleri olduğu söylenmekte ise de bulunamamıştır. Muhtemeldir ki, bu eserlerdeki bilgileri alfabetik düzen içinde Bursa Kütüğü’nde kullanmıştır. Ayrıca bilinen 10’u aşkın makalesi vardır.
Bu eser nasıl bir süreçte günümüz diline kazandırıldı?
Böyle bir eserin ortaya çıkması pek kolay olmadı. Aslında çeyrek asrı bulan bir macerası var bu eserin. Pek çok sıkıntılar yaşandı, moraller zaman zaman bozuldu. Ancak bu eserin vücut bulduğu gün bütün sıkıntılarımızın bir anda ortadan kalktığını ve zahmetten sonra rahmeti görmenin heyecan ve mutluluğunu yaşadığımızı söyleyebilirim. Ayrıca bu eserin kamuoyunun istifadesine sunulmasında, öğretim üyesi hocalarımızın çabalarının mutlaka belirtilmesi gerekir. Her biri ortaya koydukları araştırma ve incelemelerle yetkinliklerini kanıtlamış olan; Prof. Dr. Osman ÇETİN, Prof. Dr. Mustafa KARA, Prof. Dr. Hüseyin ALGÜL ve Doç. Dr. M. Asım YEDİYILDIZ ile bendenizin gayretleri bugün elimizde böyle bir kaynak eserin Bursa kültürüne kazandırılmasına imkân tanımıştır. Böyle bir çalışma grubunda yer almanın ayrıcalık olduğuna inandığımı belirtmeliyim. Çekilen onca sıkıntının mutluluğa nasıl dönüştüğünün en güzel örneği.
Ne tür bir serüvenden sonra bu son noktaya gelindi?
Bursa Kütüğü’nü yeni harflerle neşretme girişimi 60 sene kadar önce başlamıştır. Bu ilk teşebbüs ne yazık ki sonuçsuz kalmıştır. Daha sonra, Bursa Eski Basma ve Yazma Eserler Kütüphanesi’nden emekli olan merhum Mehmet Öz, bu eseri yeni harflere aktarmaya başlamış, bazı yerleri atlayarak “Eşkıya” maddesine kadar olan kısmı kaleme almış, ancak sağlık sebepleri dolayısıyla bu çalışma da bitirilememiştir. Bursa Kütüğü’nün yeni harflere aktarılması taleplerinin yoğunlaşması üzerine, 1987 yılında tarafımızdan bu çalışma başlatılmış ve Mehmet Öz’ün yaptıklarından istifade ve atladığı kısımlar da ilâve edilerek eserin baştan sona yeni harflere aktarılması ve hizmete sunulması kararlaştırılmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında, İlahiyat Fakültesi'nden 15 civarında öğretim elemanının katkısıyla başlatılan çalışma bir süre sonra bitirilmiştir. Eserle ilgili çalışmanın durdurulmasının temel sebebi, zamanla Bursa Kütüğü’nün henüz tamamlanmamış, müsvedde halinde bir eser olduğu kanaatine varılmış olmasıdır. Yapılan değerlendirme sonucunda, eserin özüne, içeriğine, temel yapısına, üslûbuna dokunmaksızın yeniden gözden geçirilmesi ve okuyucuya kolaylık sağlayacak bazı teknik düzenlemelerle sunulmasının daha uygun olacağı kararı çıktı. Eserin metni defalarca satır satır okundu, müellifinin fark edemediği hatalar düzeltilmeye çalışıldı, günümüz harfleriyle alfabetik bir düzen verildi ve çok uzun bir mesaiden sonra nihayet Bursa Kütüğü ortaya çıktı.
Özellikleri neler? Hangi konulardan bahsediyor?
Bursa Kütüğü adını, bizzat yazarının verdiği bu eser, Arap harflerine göre alfabetik olarak bu şehrin siyasi, ekonomik, sosyal, idari, bilimsel, edebi, dini, askeri, hukuki bütün konuları, şahıs ve müesseseleri hakkında bilgi vermektedir.
Kepecioğlu’nun, tahminen, 1930-1945 yılları arasında mahkeme sicilleri başta olmak üzere arşiv belgelerinden derlediği Bursa Kütüğü, yaşadığı dönemde bu şehre dair ulaşılabilecek ana kaynaklarda rastladığı bilgilerden oluşmaktadır.
Hazırladığımız bu çalışma, Kâmil Kepecioğlu’nun, Osmanlıca olarak kaleme aldığı dört ciltlik eserinin bugünkü harflere aktarılmış şeklidir. Bu eser 14.5.1958’de Bursa Yazma ve Eski Basma Eserler Kütüphanesi’ne intikal etmiştir.
Bu eser, günümüz harflerine dönüştürülmüş ve alfabetik düzeni tekrar gözden geçirilmiş, Farklı yer ve ciltlerde yazılan, ancak aynı konuyu ele alan maddeler birleştirilmiş ve tekrarlar büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır.
Bursa Kütüğü, sadece Bursa kültürünün değil, genelde Osmanlı kültürünün önemli bir bölümünü gün ışığına çıkardığı için Osmanlı hakkında bilgi edinmek isteyen araştırıcı ve meraklılarına çok değerli bilgiler verecektir. Eser, cami, çeşme, medrese, mektep, han, hamam, kervansaray, tekke, zaviye gibi dinî, ilmî ve sosyal yapılarla birlikte sanat, iktisat, kültür ve müesseseler tarihi konusunda da okuyucuyu aydınlatacaktır.
Bursa Kütüğü’nün bir kaynak değeri olduğu anlaşılıyor. Peki bu eser hangi kaynaklardan beslenmiştir?
Kepecioğlu, bu eserini hazırlarken daha çok yazma eserler ile arşivlere de başvurmuştur. Arşiv kaynakları arasında; Başvekâlet (Başbakanlık) Arşivi, Bursa Şer’iyye/Mahkeme Sicilleri ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’ndeki belgeler ağırlıklı olarak yer alır. Ayrıca değişik kütüphanelerde bulunan yazma eserler ile basma eserler (başta Osmanlı tarihleri olmak üzere tezkireler ve sözlükler gibi). Kepecioğlu bunlar dışında değişik mecmualardan (Tarih-i Osmanî Encümeni Mecmuası, Türk Tarih Encümeni Mecmuası, Vakıflar Dergisi ve Belleten gibi) ve şifahî bilgilerden de istifade etmiştir. Çağdaşı olan Bursa Mısrî Dergâhı postnişini Mehmed Şemseddin (Ulusoy) Efendi’den bir hayli yararlandığı anlaşılıyor.

Bursa Kütüğü   (Yılmaz Akkılıç, www.yenibursa.com ,  1.4.2010)

   2009’un sona ermesine birkaç gün kala Bursa kütüğüne kavuştu:  Büyükşehir Belediyesi, yerinde bir kadirbilirlik örneği ile Kâmil Kepecioğlu’nun neredeyse yetmiş yıl önce tamamladığı -ya da olanakları ölçüsünde tarayarak kayda geçirdiği- Bursa Kütüğü’nü yayımladı.
   Bu eser kalın/sağlam kapaklı, birinci sınıf kâğıda basılmış 1.138 sayfadan oluşan dört cilt halinde hazırlanmış. Sayfaları oldukça iri harflerle çift sütuna dizilmiş, her sütununda 50 satır var. Kâmil Kepecioğlu’nun hazırladığı metin ansiklopedi tekniğinden yoksun, yeniden düzenleyenler  -Arap abecesinden Türk abecesine çevirip maddeleri sıralayan ekip- herhangi bir ek ya da değişiklik yapmaksızın yayımlamayı uygun bulmuş.
   Dolayısıyla bu hâliyle belli bir kültür derinliği olmayan, sıradan insanların, örneğin öğrencilerin yararlanabilecekleri kaynak olma özelliği yok. Ancak belirli konularda araştırmalara yönelecek sınırlı sayıdaki kimselerin, akademik çalışma yapacakların veya tarih/din/cemaat konula-rına meraklı kişilerin yararlanabilecekleri bir yapıt. Bu yönüyle eksik olduğunu düşünüyorum. Örnek vermek gerekirse...
Yapıtta Osmanlı dönemine ilişkin ayrıntılar, sultanlar, şeyhler, dervişler, dinsel cemaat önderleri, bazı gelenekler, bozacılık, ağaçtan düşüp ölen “eşekçi karısı”, eşkıyalık… üzerine hayli ayrıntılı bilgiler var, ama Kurtuluş Savaşımız ya da 1923-1940 arası Cumhuriyet dönemimizle ilgili dişe tırnağa dokunur herhangi bir şey yok. Örneğin Bursa’ya on yedi kez gelen, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e dönüşümün ilk ciddi mesajlarını Bursa’dan veren Atatürk’ten veya Mustafa Kemal Paşa’dan söz edilmiyor. Bursa milletvekillerinden veya belediye başkanlarından, valilerinden de. Çok ayrıntılı inceleyemedim, ancak -örneğin- dört kez Bursa ve bir kez de Ordu’dan milletvekili seçilen Muhittin Baha Pars’ın adı, -o da şöylece- Bursa Mecmuası’nı çıkaran kişi olarak geçiyor. Pars kardeşlerin büyüğü ve ilk Türk operasının bestecisi Mehmet Baha, ortancası ve Atatürk’ün hem sınıf arkadaşı hem İttihat Terakki’nin asker kanadının kurucularından olan Hakkı Baha yok…

Bir büyük emeğin hazin sonu!  (Yüksel Baysal, Meydan gazetesi,  1.03.2010)

    
“Ve şerait canibinden dahi demleri heder olmak üzere murasele-i şeriyye irsal olunarak hilafı rıza harekete cesaret eden merkumlar tutulmak istenmiş ise de adem-i itaat ile muharebeye başlamalarıyla altı neferi maktul ve düşman ve tutulan 17 neferin tertib-i cezaları için emri-i şerifin vuruduna kadar Bursa kalasinde kalebend oldukları…”
Bu kadar yeter sanırım. Bu pragrafı Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin yayımladığı “Bursa Kütüğü” adlı dev eserden aldım. Söyleyin Allah aşkına, siz bu alıntıdan bir şey anladınız mı? Osmanlıca bilen çok az sayıda kişi hariç, bu cümlelerden bir şey anlayan beri gelsin! Oysa büyük bir heyecanla bekliyordum bu yapıtı... Kent Konseyi Genel Sekteri Tahsin Bulut, uzun uzun söz etmiş, Bursa açısından çok önemli olan bu yapıtın gün ışığına çıkması için nasıl çaba harcandığını anlatmıştı. Büyükşehir Belediyesi Basın Koordinatörü Fehim Ferik’ten bu dört çiltlik eseri aldığımda hemen içine daldım. Ve büyük bir hayal kırıklığına uğradım. 1940’lı yıllarda Kamil Kepecioğlu hangi sözcüklerle “ansiklopedisini” oluşturduysa, bu yapıtı hazırlayan profesör grubu aynen aktarmış günümüze… Kepecioğlu’nun yazdıklarını bir yana, çünkü o yine henüz arı hale gelmemiş bile olsa, anladığımız bir Türkçe ile yazmış. Kamil Kepecioğlu’nun alıntı yaptığı “Şeriye Sicilleri”nden yazıların aynen aktarılmış olmasını anlamak mümkün değil! 16. yüzyılın ağdalı Osmanlıcası ile yazılmış metinlerin kim tam olarak anlayabilir! Elimize bir Osmanlıca-Türkçe sözlük almış olsak bile, sürekli sözlüğe bakarak, bu dev yapıt okunamaz ki! Üzüldüm. Harcanan onca emeğe yazık… İlahiyat Fakültesi hocaları sadece eski harfleri yeni harflere çevirmekle yetinmişler, Türkçe’ye dönüştürme işini düşünmemişler! Öyle olunca da, bir avuç ilgilinin dışında kimsenin okumayacağı, kütüphanesinde süs diye saklayacağı iri dört cilt ortaya çıkmış…

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 22/04/17