27 MAYIS İHTİLALİ VE
            BİR TARİHİ ÇINAR: RECEP KIRIM


Bursa'da Siyasi Hayat





 

                                                

                                                                                                                Yüksel Baysal        


    27 Mayıs 1960 ihtilali, 10 yıl boyunca Türkiye’nin maderine hükmetmiş bir partinin, askeri bir müdahaleyle iktidardan uzaklaştırılması olarak geçer Türk siyasi tarihine.
   Siyasal yelpazenin solundan bakanların bir kısmı, 27 Mayıs ihtilalini genellikle alkışlarken, bir kısmı da ihtilali onaylamamakla birlikte bazı kazanımlarının göz ardı edilmemesi gerektiğini savunur. Sağ kesim ise şiddetle karşısında yer alır 27 Mayıs ihtilalinin…
   Aslına bakarsanız, bu konuda en sağlıklı bakış açılarından birini, ihtilalin baş mağdurlarından devrik Başbakanı Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes dile getirmiştir.
   Menderes, idamların gölgesi olmasaydı, 1961 anayasasının daha büyük çoğunluk tarafından kabul görebileceğini söyleyecek kadar sağduyulu bakabilmiştir olaya.
Ne yazık ki, toplumumuzun önemli bir kesimi, bu tarihi olayı değerlendirirken, aynı sağduyulu yaklaşımı sergilemeye yanaşmamıştır.


                        Yassıada Duruşmalarından Bir Görünüm

 

    Oysa, 1950-60 arasında halk kitlelerinin temsilcisi konumundaki Demokrat Parti’nin, toplumun bir çoğunluk diktatörlüğüne sürüklediği inkar edilebilir mi?
Basın özgürlüğünü savunarak iktidara gelip basının üzerinde terör estirmedi mi?
Üniversitelerde bilim özgürlüğünü gerçekleştirmek amacıyla aydınlardan destek alıp; üniversitelerle kavga etmedi mi?
   Tek parti iktidarının antidemokratik uygulamalarını ortadan kaldırmak iddiasıyla iktidara çıkıp, çok kısa sürede daha beter bir diktatörlüğe dönüşmedi mi?
Tahkikat Komisyonları kurarak, cepheler oluşturup, muhalefeti ortadan kaldırmak istemedi mi?
   Kurtuluş Savaşı’nın kahramanlarından, ikinci adam İsmet İnönü’ye yapılan saldırılara göz yumarak, aslında kendi kuyusunu kazmadı mı?
   Acı ama ders almadığımız bir deneyim ne yazık ki 27 Mayıs…
   Demokrat Bakış, siyasi tarihimizin önemli dönemeçlerinden biri olan bu önemli olayı, DP’li bir milletvekili olarak yaşayan Recep Kırım’ın anılarını, duygu ve düşüncelerini, sayfalarına taşıyarak bellekleri tazelemek istedi.
   Ortaokul öğrenciliğine, Merinos Fabrikasının temel atma törenine kadar gidiyor Recep Kırım’ın anıları. Atatürk’ü ilk kez bu törende görmüş, hem de epey yakından… Bunu onur duyarak anlatıyor… “Bizi okulca götürdüler. 20-25 metreden o büyü insanı görme şerefine nail oldum… Birinci cihan harbinden çıkmış bir ülke. Bir lokma, bir hırkaya çalışıyor insanımız. Yeterince sermayemiz yok. Onun için Merinos Fabrikası devletçe kuruluyor, Celal Bayar’ın İktisat Bakanlığı döneminde…”


Demokrat parti ile ilginiz nasıl başladı?
Ben aslında önceleri sendikacıydım. Merinos’ta çalışıyordum ve 1950 yılında Bursa Merinos Yünlü Sanayi İşçileri Sendikası’nı kurduk. Kurduktan sonra baktık ki, dışarıda bayğı işçi var. İpekiş var mesela… Oradaki işçiler de sendikaya girmek istediler. Biz de sendikanın ismini Bursa Mensucat Sanayi İşçileri Sendikası olarak değiştirdik ve onları da üye yaptık. Bizim sendikadan önce var olan İpekli Sanayi İşcileri Sendikası da bize iltihak edince daha da güçlendik. O dönemde Türkiye’nin belki de en güçlü sendikası olduk.
Kaç üye vardı?
İki bin civarında üye vardı. İlk profesyonel sendikacılardan biri ben oldum. Çünkü hem sendika işini yapmak hem de işçilik zordu. İşçi arkadaşlar işyerinden ayrılmamı istediler. Yeniden işe alınmama korkusuna rağmen arkadaşların teklifini kabul ettim. O zaman işçiler gönüllü olarak aidatlarını kendileri yatırıyorlardı. İşte böyle sendika faaliyetleri sürdürürken, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde sendikalarla irtibat kurduk.
Kimler vardı kurcular arasında?
Seyfi Demirsoy, Ömer Akçapınar, Hasan Özgüneş, İstanbul’dan Bahir Ersoy ve Sabri Tığlı. Hemen her yerden arkadaşımız vardı.
Biz üç arkadaş, 23 gün Anadolu gezisine çıktık. Evvela Teksif’i, ardından Türk-İş’i kurmak için. Allah nasip etti, kurduk. Ben iki dönem başkan vekilliği yaptım.
O günkü koşullarda grev yapabiliyor muydunuz?
Yapamıyorduk. İşçiye grev hakkı Ecevit döneminde verildi. Biz şunun bilincindeydik. Grevsiz toplu sözleşme, silahsız avcı ya benzer.


SENDİKACILIKTAN SİYASETE
Siyasete geçişiniz nasıl oldu?
Sendikacılık yaparken, 1951 yerel seçimlerinde belediye meclisine seçildim. Yine aynı yıl il genel meclisi seçimleri yapıldı. Ona da aday oldum ve seçildim.
Çalışmalara katılıyor muydunuz?
Bütün toplantılara katılıyordum. Bu arada 1952 yılında DP ilce idare heyetine seçildim. Sonra ilçe başkanı oldum. Sonra da milletvekili…
Milletvekili seçilmeden önce Ankara’da siyasal ilişkileriniz var mıydı?
Olmaz mı? Bir keresinde DP il ve ilçe heyetiyle Milli Savunma Bakanı Bursalı Hulusi Köymen’in yanına gittik. Dört ilçede depolar zeytin doluydu. Askeriyeden yardım istedik. Hulusi bey, “Biz askere papara yerine zeytin verelim ama askerimiz zeytini bilmez ki, nasıl yedirelim onlara?” dedi. Sonra Başbakan Menderes’in yanına gittik. Derdimizi ona da anlattık. Dedi ki, “Arkadaşlar bu benim alacağım şu kadar top zeytinle sizin stokunuz bitmez. Buraya kadar gelmişsiniz yese de yemese de ben bir miktar zeytininizi alacağım. Hulusi Bey’in münasip göreceği miktarda zeytin alalım ve askeri yavaş yavaş zeytin yemeğe alıştıralım. Ancak bu zeytin ilerde kara elmas değerinde olacak. Şimdi biz yeni bir şey yapıyoruz. Bugüne kadar çiftçiye yetiştirdiği mahsul için, bilhassa hububat için taban fiyat verilmemiş, tüccarın insafına kalmış, devletin insafına kalmış, ne kadar verirse veriyor, benim köylüm bir lokma bir hırkaya çalışıyor. Bu seneden itibaren taban fiyat vereceğiz…”
Hiç unutmuyorum, o konuşmada Adnan Menderes, Edirne’den Kars’a kadar otoban yolların yapılacağını söylemişti. Köy yolların bile asfaltlanacağını ifade etmişti. 1950 yılında Ankara’ya 10-12 saatte gidiliyordu. Arabayatağı köyünden Yıldırım’a okula bir saatte geliyorduk. O bir saatlik sürede inanın 10 tane vasıta ya geçiyordu ya geçmiyordu.


ADNAN MENDERESLE İLK TEMAS
Demokrat Parti döneminde Menderes'le yüz yüze görüştünüz mü?
Valla çok muhtelif vesilelerle bir araya geldik. Bursa’da kongreye gelmişti. Ben de o zaman hem sendika hem de ilçe başkanıydım. 1956-57 olabilir. Orada bir konuşma yaptım işçi meseleleriyle ilgili. Adnan Menderes, Tayyare Sineması locasında oturuyordu. Zannediyorum iyi bir konuşmaydı ki, tam yerime otururken, bir arkadaş geldi, “Sizi Adnan Bey görmek istiyor” dedi. Gittim arka tarafa, “Gel bakalım benim sevgili kardeşim” dedi. Elimi sıktı. “Sizi niye çağırttım biliyor musunuz?” dedi. “Hayır efendim” diye cevapladım. “Çok güzel bir konuşma yaptınız, sizi tebrik etmek istedim” diyerek bana iltifat etti. Ondan sonra Ankara’da görüştük.
1957 yılının ekim ayında milletvekili seçildiniz. Önseçimle mi?
Çok demokratik bir ön seçim yapıldı. Ocak ve bucak idare heyetleri, belediye meclisi, il genel meclisi üyeleri, ilçe idare heyetleri. Onlar seçiyorlardı. Hakim teminatı yoktu ama gayet dürüsttü. Bizim liste 12 kişiydi. DP Bursa teşkilatı, beni dördüncü sıraya getirdi. Celal Bayar, Agah Erozan, Saadettin Karacabey ve ben.
Celal Bayar, İstanbul ve Bursa listesindeydi değil mi? Hangisini kabul etmişti?
O yıl Bursa listesinden seçilmeyi kabul etti.
Celal Bayar, Bursa’yı seviyor muydu?
Çok severdi. İhtilale daha çok vardı, bizi Çankaya’da yemeğe davet etti. Bütün Bursa milletvekillerini. Bize aynen şöyle dedi: “Arkadaşlar galiba Bursa’yı biraz ihmal ettik. Ama bundan sonra bütün gücümüzü Bursa’ya vereceğiz. Bunu bilin, hazırlıklarını ona göre yapın. Büyük bir Bursa çıkarması yapacağız.”


İHTİLALİN AYAK SESLERİ
O günleri yani ihtilale giden süreci anlatır mısınız?
Ankara’da hep yürüyüşler oluyordu. Her gün oluyordu. Biz de merak ediyorduk, rahmetli Hüseyin Bayrı ile beraber Kızılay’a yürüyorduk. Orada oluyordu yürüyüşler. “555 K” diye bir şeyleri oldu. 5 Mayıs 5.gün, saat 5, Kızılay. Bu olayda bizzat bulundum.
Deniz Baykal’ı gördünüz mü?
Gördüm ama Deniz Baykal olduğunu bilmiyordum. O zaman o muydu, değil miydi, bilmiyoruz. Adnan Menderes arabadan indiğinde 15-20 metre mesafemiz vardı. Kalabalığın üstüne doğru yürüdü. O arada biri yakasına yapıştı Adnan Bey’in. Bu kadar gözümle gördüğüm halde ona benzetemedim. “Gençler ne istiyorsunuz?” diye sordu Adnan bey. Hürriyet istiyoruz diye bağırdılar. Adnan Menderes de “Bir başbakanın yakasına yapışacak kadar hürriyet var bu memlekette. Daha ne istiyorsunuz?” dedi.
26 Mayıs’ta neredeydiniz?
Ankara’daydım. Tandoğan’da Bursalı Zeki Mumcu’nun bir binası vardı. Onun bir dairesinde kalıyordum.
İhtilali nasıl haber aldınız?
27 Mayıs sabahı radyoyu atçımızda duyduk.
Sonra ne oldu?
Çoluk çocuğa bu bir askeri harekettir belli olmaz, ben hazırlanayım dedim. Giyinip, tıraşımı oldum. Onlara merak etmeyin dedim. Hırsızlık, uğursuzluk yapmadım. Korku şuydu, beni içeriye alırlar,a çoluk çocuk ne yiyecek, ne içecek? Meclisin en fakir milletvekili bendim. Milletvekili maaşımdan başka bir şey yoktu. Az sonra bir albay ve iki teğmen kapıyı çaldılar. Kapıyı açtım. Bursa milletvekili Recep Kırım mısınız dediler. Ellerinde bir liste var. Silahınız var mı diye sordular. Vardır dedim. Silahımı getirdim. Gayet yumuşak bir tavırla, “Sizden rica ediyoruz, ikinci bir emre kadar evinizden ayrılmayın, dışarı çıkmayın” dediler. Ben evdeyim dedim. Arada bir iki saat geçti. Yine üç-dört subay geldi. Bizi biraz misafirliğe götüreceğiz dediler. Çoluk çocuğunuzla konuşacağınız bir şey varsa konuşun dediler. Ben her şeyi konuştum dedim. Çıktık. Dışarıda bir araba bekliyor. Benden evvel de bir iki arkadaşı almışlar. Sonra bir arkadaşı daha aldık. Harb Okuluna gittik. Orada olan biten şeyleri anlatmak istemiyorum. Orada bir gece iki gün kaldık. İkinci gün arkadaşları tekrar evlerine göndermeye başladılar. Sıranın bana gelmesini bekledim. Akşam oldu, ama göndermeleri kestiler. Sonra öğrendik ki, “Bunları bırakmayın, ihtilal gayri meşru olur. Onların mutlaka cezalandırılması lazım” demişler. Profesörler heyeti bir bildiri yayınladı, Sıdık Sami Onar filan… Ondan sonra bırakılan arkadaşları tekrar geri getirdiler. Bir akşamüzeri subaylar geldi, 13’er kişilik isimler okudular. Lütfen çantalarınıza adreslerinizi yazın, onları eve göndereceğiz” dediler. Harp okulunun önünde cemseler sıralanmış. Oraya bindik, ortalık iyice karardı. Neye gittiğimiz belli değil. Bizi bir yerlere götürüp temizleyecekler, ihtilal bu şakası yok, diye düşünüyoruz. Yolda tankları, topları, uçakları görünce Etimesgut’a gittiğimizi anladık. 13’er kişi halinde uçaklara bindik. Binmeden önce bir subay “İlk defa duyacaksınız söylediklerimi, uçuş istikametimiz İstanbul. En ufak bir hareketinizde muhafızlarımıza vur emir verilmiştir” dedi. O haleti ruhiye içinde bir insan ne düşünür? Arkadaşlarla da konuşturmuyorlar. Geldik İstanbul’a… Zannettik ki, yukardan aşağı denize bırakacaklar. Benim yanımda bir arkadaş vardı, piyade yüzbaşı Kazım Çakır, sonra da Yassıada’da ahbap olduk. Eğildi kulağıma dedi ki, “Nereye gittiğimizi biliyor musunuz? Size kötü bir muamele yok. Bir adaya çıkacaksınız. Orada mahkeme edilmenizi bekleyeceksiniz” dedi. Böylece herkesten evvel benim haberim oldu.
Rahatladınız mı?
Tabii. Yeşilköy’de indik, vapura bindik. O arada olan biten şeyleri anlatmıyorum. Onları mahşere bıraktım. Hiç olacak işler değildi. Sonra kime yapıyorsun bunları?
Yassıada’ya geldiğinizde Adnan Menderes var mıydı?
Hayır, onları yarı getirdiler. Kalabalıktan ayırdılar.
Ne kadar kaldınız Yassıada’da?
1.5 yıl kaldım. Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdi. Havalandırma bile taksitle. Bulunduğumuz koğuşta camları açmak yasaktı. Ancak subay gelip, 10 dakika camları açma izni veriyordu.
Zor dönemlerdi değil mi?
Çooook… Mahkemede 4 yıl iki ay hüküm giydim. Mahkemeden çıktıktan sonra beraat edenleri bir tarafa, hüküm giyenleri bir tarafa, idamlıkları bir tarafa ayırdılar. Bizden 10 yılın hesabını sorular ama 406 milletvekilinin bir tek kuruşu çıkmadı..
Peki neye göre ceza verdiler?
Hiç öyle münasip görmüşler öyle ceza verdiler.
Kimler vardı beraat edenlerden?
Mesela Hulusi Köymen. Bursa milletvekili, Milli Savunma Bakanı. Halk Partisi’nin mallarını alan bir komisyonun başkanlığını yapmıştı. Bu yüzden çok korkuyordu. “Beni serbest bırakmazlar” diyordu. Bana bir mektup yazıp verdi. “Recep Bey, sizin hiçbir şeyiniz yok, beraat edersiniz. Bunları Bursa’ya gidince çocuklarıma verirsin” dedi. 13 kişilik grubun içindeyiz ve o üçüncü-dördüncü sıradaydı. Fakat o beraat etti. O beraat ettiğine göre, ben haydi haydi beraat ederim dedim. Ama 4 yıl 2 ay ceza aldım. Mektup da cebinde kaldı. Biz uçaklarla Kayseri Cezaevine, idama mahkum olanlar gemiyle İmralı’ya, beraat edenler de evlerine gittiler. Bir yıl Kayseri cezaevinde kaldım. Hulusi beyin mektubu bende kaldı. O mektubu sonra gönderdim.
Onu kim kurtardı?
Askerle arası çok iyiymiş.
Adnan Menderes ve arkadaşlarının idamını ne zaman öğrendiniz?
Biz idamları Kayseri’ye gittikten sonra öğrendik; adadayken kim asıldı kim kesildi hiç birinden haberimiz yoktu.
Tahmin ettiniz mi peki?
Tahmin ettik ama kesin olarak bilemedik.
Öğrenince ne yaptınız?
Herkes hüngür hüngür ağlamaya başladı; yaşlısı genci… Cezaevinde Menderes’e kızanlar vardı; şunu yapmasaydı, bunu yapmasaydı falan… Aama onlar da duyunca bizden çok ağlamaya başladılar.
Siz çıkamayınca aileniz ne yaptı?
Bu alın yazısı, mukadderat dedik. Hemen birkaç gün içinde apar topar Bursa’ya döndüler. Evimiz vardı hiç olmazsa kira vermediler.
Peki nasıl geçindiler?
Çocuk okulu bırakıyor ve yakınım olan Cemal Kırımlı’nın mensucat işyerinde çıraklığa başlıyor. Rahmetlinin verdiği haftalıkla geçinmeye çalıştılar.
Nasıl tahliye oldunuz?
Tahliyemize kırk gün kala İstanbul’a Toptaşı cezaevine nakledildik, oradan tahliye olduk. Sonra siyasi yasak vardı bizim mahkeme kararımızda.
Bursa’ya dönünce ne yaptınız? Geçim filan?
Merinos fabrikasında Çarşamba pazarında kurduğumuz kooperatif vardı. Benim evi satışa çıkarmışlar; işçi arkadaşlar kendi aralarında para toplamışlar. Tapuyu almışlar. Çıktıktan sonra onu sattım, Kapalıçarşı’da bir mağaza açtım, 25 sene orayı çalıştırdım. Durumu müsait olunca, paralarını ödeyeyim dedim ama hiçbir arkadaşın ismini vermediler. Hala bilmiyorum.
Fedakar arkadaşlarmış…
Ne diyorsunuz! İşçiden gördüğüm vefayı hiç kimseden görmedim. İşin acı tarafı benim eve geliyor işçiler, hanım üzülmesin, para getirdiği belli olmasın diye “Biz Kayseri’ye gittik Recep Ağabeyin yanından geliyoruz. Size de mektup yolladı” diyerek zarfı veriyorlar. Ben o para verenleri de bilmiyorum.


SÜNGÜYLE İNDİRİLMEYİ HAK ETMEDİK
İmralı’yı gördünüz mü hiç?
O günleri hatırlamak istemiyorum. Orayı ben uzaktan gördüm. Ama İmralı’dan toprak getirdi arkadaşlar. Yassıada’da yattığım için oranın toprağını da saklıyorum evimde.
Sizce 1950-60 arasında DP’nin hataları neydi?
Bir ihtilali hak edecek hatası yoktu.
Peki Vatan Cephesi?
O hata, onu kabul ediyorum. Ama üç tane sebeple ihtilal yapılmaz. Niye beni zorla alıyorsun, cezamızı millet versin. Beni süngüyle oradan indiriyorsun!
Oysa, Demokrat Parti 10 yıl daha aynı hızlı, aynı tempoyla kalkınmayı devam ettirseydi, Türkiye bugün birçok Avrupa ülkesinin önündeydi.


ADALET PARTİSİ DÖNEMİ
Siyasal yaşama tekrar ne zaman ve nasıl döndünüz?
Adalet Partisi toplantılarına gidiyorum ama üye olma hakkım yok. Her toplantıda bizi tanıtıyorlar. O zamanlar cezaevinde yatmak kahramanlık gibi bir şeydi. Kalabalık toplantılara gidiyoruz. Yıkılıyor salonlar. Bir süre sonra yasağımız kalktı. 1974 yılıydı sanırım rahmetli Kasım Önadım aradı. Bir yemeğe çağırdılar. İnsan Sabri Bey’in de aralarında bulunduğu bir grup, bana başkanlık telif etti. İhsan Sabri Bey, “Bizim başımızda Süleyman Demirel var. Ankara’da müşterek bir toplantı yaptık. Süleyman Bey’e de konuyu açtık. Suleyman Bey de bizim görüşümüzü paylaşıyor” dedi. Şaşırdım kaldım teşekkür ettim, aktif politikaya girmeyi düşünmüyorum. Çoluk çocuk da istemiyor, ben de istemiyorum dedim. Bozuldular. İhsan Sabri Bey, “Çok üzüldük sayın Kırım, bizi refüze etmeyeceğinizi tahmin etmiştik. Ama isterseniz size bir düşünme payı bırakalım” dedi. Ben ise kesin cevabımı burada veriyorum dedim eve geldim, çoluk çocuğa söyledim, katiyen dediler. Kime söyleyeyim bu konuyu. Saadettin Karacabey vardı. Ona açtım konuyu. Ber7aber hapis yattığımız Saadettin Bey, “Ben senin yerinde olsam kabul ederim. Benim yaşım uygun değil” dedi. Ama evi bir türlü ikna edemiyorum. En sonunda hanım ben karışmıyorum dedi. Çocular da “Git Allah vermeye ama başımıza bir şey gelirse katlanırız” dediler. Sonra Yalova’da İhsan Sabri Bey’in yalısında hep birlikte buluştuk. Yemekte kalkıp söyledim. Çok sevindiler. İhsan Sabri Bey, Süleyman Bey’e telefon açtı. Arkadaşlara bir ricada bulundum. Benim karşıma bir aday çıkarırsanız, vazgeçerim. İlçe kongreleri yapılıyor. 1974 yılı… Birkaç ilçe kongresini yaptık. Yenişehir ilçe kongresi sırasında Barlas Küntay geldi yanıma. “Abi hayırlı olsun, bana da çok ısrar var teşkilatta. Yüzüne karşı söylüyorum, sonra duyarsan üzülürsün” dedi. İl Başkanlığına aday yani. “Sen çıktıktan sonra ben yokum” dedim. Bursa’ya gelip, Kasım Önadım’a anlattım. “Katiyen olmaz” dedi. Cemal Külahlı filan hepsi ayaklandı. Barlas’ı ikna etmeye. Barlas’ı ikna edemediler. Süleyman Bey bana telefon ediyor. “Biz Barlas’ı ikna ederiz” diye. Teşkilattan da destek sesi geliyor.
Yola çıktınız geri dönmüyorsunuz yani?
Ben liste de yapmadım. Barlas Bey’in listesi ile seçime girdim. Kaybetti o. Ben aldım kongreyi. İki seni il başkanlığı yaptım. Toparladım teşkilatı.
1976 yılında bırakacağım ama aday çıkmadı. Israr ettiler. İl başkanlığına devam ettim. 1978 yılında Turhan Tayan bana geldi. “Abi” dedi, “bundan önceki kongrede aday çıkmadı. Tek başına kaldın. Aday olacaksanız çıkmayacağım, olmayacaksanız, ben aday olacağım” dedi. Benim de üçüncü dönem görev almaya hiç niyetim yok. Kongreye 10-15 gün kala benim yönetimimde olan arkadaşlar o kadar tavır koydular ki bu işe… Benimle selam sabahı kesecek duruma getirdiler. Bunun üzerine Turan Bey’e açtım telefonu, durum böyle, Allah size de başarı versin, bana da dedim ve tekrar aday oldum. Tabii seçimi kaybettim.


DP’NİN BİR KUSURU DA İNÖNܒYE KÖTÜ DAVRANMAK
İhsan Sabri Bey’i valilik döneminden tanıyorsunuz? Aranız nasıldı?
Çok iyi tanıyorum. Bana bir gün İhsan Sabri Bey’in makamında İsmet İnönü gelecek dediler. Hayri Bey’i çağırmış. Ben de merkez ilçe başkanıyım “Beyler sizi rahatsız ettim ama İsmet Bey gelecek Bursa’ya. Bazı yerlerde taşkınlıklar yapıyor Demokrat Parti teşkilatı. Ne düşünüyorsunuz Bursa için?” dedi. Ben dedim ki, Hayri Abi müsaade et, en küçüğünüz benim, İsmet Paşa Bursa’ya istediği gibi gelecek istediği gibi gezecek, bizim parti teşkilatından kimse karşı çıkmayacak. Başka yerlerde yaptılar da iyi mi oldu? Memlekete millete bu kadar hizmeti geçmiş bir insana, yapılır mı? Demokrat Parti’nin kusurlarından biri de bu işte. Bırakın gezsin bu adam. Kalktı İhsan Sabri Bey sarıldı öptü beni. “Çok memnun oldum, ben de yanı şeyleri düşünüyorum” dedi. İsmet Paşa Bursa’ya geldi, Mudanya’da kendi teşkilatı karşıladı. Sonra gitti.
Gelelim, 1980 sonrasına. Politikaya girdiniz mi?
1980 sonrasında DYP’nin kurucu üyesi oldum.
Günümüze gelelim. Başbakan Erdoğan Demokrat Parti’nin devamı olduklarını söylüyor. Sizce de öyle mi?
Benzer şeyler var ama aynı şey değil.
Neden?
Evet, siyasi çizgisine itirazım var. Bilhassa laiklik konusunda. Laiklikten bahsetmezler. Atatürk’ten bahsetmezler. Burası beni rahatsız ediyor.
DP’nin de benzeri söylemleri vardı. Türkçe ezana karşı filan…
Celal Bayar, bir numaralı Atatürkçü idi. Onun kadar Atatürk’ü seven bir başka adam tanımıyorum. Celal Bayar, tehlikeli yollara gidilmesine müsaade etmezdi. Hayatını ortaya koyar, yine Atatürk’ün gittiği yoldan ayrılmazdı. Ama ne yaptı? Biraz daha dini şeylerde serbestlik tanıdı. Ezan ha Arapça okunmuş ha Türkçe? Biraz din derslerine ağrılık verdi. Ben bir Müslüman çocuğuyum. Benim dinimin esaslarını bilmek mecburiyetindeyim. DP işi biraz oraya kaydırdı ama tehlikeli sınıra hiçbir zaman getirmedi.
Anılarınızı yazıyor musunuz?
Evet yazıyorum ama daha başlardayım.


DEMİREL-MENDERES-BAYAR
27 MAYIS İHTİLALİ
Demirel ile Menderes’i karşılaştırabilir misiniz?
Buna cevap vermesem olmaz mı?
Hangisini daha çok sevdiniz?
İkisini de çok sevdim.
Hangisi daha nitelikliydi, daha farklıydı?
Adnan Menderes çok merhametli bir insandı.
Bilgi olarak Demirel daha önde değil mi?
O da bilgiliydi. Adnan Bey, konuşmaya başlarken zorlanıyordu. Konulara bir girdi mi derya. Bütçe müzakerelerinde Adnan Bey’i üç saat dinlerdik.
Celal Bayar?
Celal Bayar'la daha çok Kayseri cezaevinde ilişkimiz oldu. O da çok büyük bir devlet adamı. Kafası müthiş çalışan, zeki bir adam. 102. Yaş günün İstanbul’da kutladık, orada hatıralar anlattı. İstiklal Harbi’ne ait.
İttihatçı gelenekten gelen, devleti bu kadar iyi bilen birisi Celal Bayar, nasıl bu kadar yanlış yaptı? O ihtilalin gelebileceğini görmedi mi? İsmet İnönü’yü görmedi mi?
Gördü. Eğer rahmetli Menderes, Celal Bayar’ı dinleseydi, ihtilal olmazdı. Celal Bayar’a gitmişler. Çok emin kaynaklardan beyefendi demişler “akşamdan sabaha ihtilal olacak, bunun tedbirini alın.” O da teşekkür etmiş Adnan Bey’i çağırtmış. Anlatmış olayı. Ankara’daki yüksek rütbeli subayları dağıtmasını, İstanbul’a, Anadolu’ya tayin etmesini istemiş. Adnan Bey dinlemiş, “Emredersin sayın Cumhurbaşkanım” demiş. Gidince Ethem Menderes’i çağırmış, anlatmış konuyu. Ethem bey demiş ki, “pek iyi olmaz daha çabuklaştırır bu işi. Aksi tesir de yapabilir” demiş. Adnan Bey de, “sayın cumhurbaşkanım öyle istiyor. Ben söz verdim bunu yapacağız” demiş. Çağırmış özel kalemi, bir yüksek rütbeli subay da o. Meğerse o da ihtilalin içinde. “Git komutanların listesini yap getir bana” demiş Ethem Bey. O subay “ne yapıyorsunuz siz demiş, çok yanlış yapıyorsunuz. Onları tayin ettirmekle, taşradaki nüveleri de teşekkül ettirmiş olacaksınız. O zaman ihtilal daha kolay olur” demiş. O zaman biraz daha düşüneyim, durumu Başbakana arz edeyim demiş Ethem Bey. Başbakanı arayıp anlatmış konuyu. O zaman kalsın demiş Adnan Bey. 10 gün sonra ihtilal olmuş.
Daha farklı şeyler de söyleniyor. Bazı subayların kıyma makinasına atıldıkları…
Yok öyle bir şey. Celal Bayar o yapıda bir insan değil.