Şair-Kitapçı ve Eleştirmen
   Nevzat Çalıkuşu (1955-)

Bursa'nın Kültür İnsanları

Bursa'da Edebiyat

Bursa Dergileri

 

 

 

         

        KİTAP OLMUŞ O YÂRİMİN KAŞLARI

                                                                                               Nazım Payan

    Bazı kişiler, çevresindeki insanlardan daha fazla önemser kurgu kahramanlarını. Yola azıksız, pusulasız çıkar da kurgu kahramansız çıkmazlar. Yorgunluğunu onun hülyasıyla onun serüveniyle atarlar. Otobüsçü İsmail Bey de onlardan biri. Çalıkuşu romanını okur ve etkilenir. Öyle ki soyadı kanunu çıkınca Çalıkuşu soyadını alır. Bu olgu, kalıtımın temel birimi olarak ailenin üçüncü çocuğu Nevzat’ın âdeta huyuna suyuna yerleşir. Karakadı Camii ile bitişik eski Bursa evinde o çocuk dağlayacak olsa eline resimli roman tutuştururlar, uyusa yanı başında renk renk kalemler. “Kitap” ona, kurulan bütün düşlerin yâreni olur.  

    Küçük Çalıkuşu daha ilkokuldayken kiralık kitap dükkânının gediklilerindendir. Kiralanacak kitaplara harçlık mı dayanır? Kitapevinin çıraklığına istekte bulunur. Böylece okunacak kitaplara para vermek derdinden kurtulur.

    1966’da Çelebi Mehmet Ortaokuluna kaydı yapılır. Çelebi Mehmet Ortaokuluna giderken iki hatırayı aradan yetmiş yıl geçse de unutmaz: Birincisi her sabah okul yolunda Yeşil Caddesi’ndeki Aydınlar Kitabevi’nin vitrinine bakması. En az yarım saat oyalanır. Diğeri ikinci sınıfta “Işık” adını verdiği bir gazete yayımlaması.

    “Işık”, çizgisiz defterin ikiye katlanılmasından esinlenmiş yirmi dört sayfalık bir gazete. Elle yazılmıştır. Tevfik Fikret, Hüseyin Rahmi Gürpınar tanıtımı, söyleşiler ve arkadaş şiirleriyle doldurur o sayfaları. Çabası Türkçe öğretmeninin dikkatini çeker. Çalıkuşu’nu müdüre götürüp     “Benim talebem gazete çıkarıyor.” der. Müdür Ziya Ünsel[1], ona kendi eseri Çılgın Doruklar’ı ve Türk Yurdu dergisini hediye eder. Türk Yurdu dergisinde “Türk Sineması”nın sorunlarıyla ilgili bir metin okur. Artık filmleri hoş vakit geçirmeye değil, tenkit etmeye izler.  Üç aboneli “Işık” gazetesi beşinci sayı sonrası kapanır.    

    Yıldırım Bayezid Lisesi yılları, kendisini şiire ve şiir kitabı yayınlamaya kaptırdığı yıllardır. İlkin bir arkadaşıyla birlikte Çağrışım’ı, ardından mezuniyetine armağan olacak Soluk’u yayımlar. Bu şiir kitabının en önemli özelliği eğitim sistemini eleştirmesidir. İçindeki sesle zil sesi bir türlü uzlaşamaz.

     Lisedeki derslerde bazı sıkıntılar yaşayınca kendisini hayata katacak bir başka yol bulur:  Kitapçılık. Pazar günleri Okçular Çarşısı’nda kitap sergisi açar. Yaşıtı müşterilerle tezgâhtaki eserlere dair diyalog kurmaktan müthiş zevklenir. Onlara ödünç kitap verir. Onlardan yeni yeni eser isimleri alır. Bu alış verişler nerdeyse bütün haftaya yayılır. Nitekim geçimini sağlayacak mesleğe usul usul kapı aralanmıştır.

    1974 yılında bir arkadaşıyla Fetih Kitabevi’nin anahtarını paylaşırlar. Bir yıl sonra kitabevinden ayrılır. 1975 yılında Kurtuluş Caddesi üzerinde öğretmen Hüseyin Kurt ile Ülkü Kitabevi’ni faaliyete geçirirler. Ülkü Kitabevi’nin ömrü de iki yılı bulmaz. 1980 yılının Mart’ında Kurtuluş Caddesi’nde Tuğ Kitabevi’ni ortaksız işletmeye başlar.

                      Fetih Kitabevi'nde

Genç Çalıkuşu’na mesleki öğüt George Orwell’dandır:

“İnsan ‘nadir’ kitaplara yönelmedikçe kitapçılık öğrenilmesi zor bir iş değil ve kitapların içeriği hakkında bir şeyler biliyorsanız işe bir adım önde başlarsınız.”[2]

    Sonuçta o, Bursalı hemşehrilerine okuduğu, okutma arzusunda olduğu “nadir” kitaplarını satacak. Tabii satacağını evvelinde kendisi okuyacak. İş edindiğinin zorluklarına karşı kitapla yekinmeyi öğrenecek. Şehrinin Ulu Camiine, Koza Hanına, Kapalı Çarşısına, Yeşil Külliyesine, Sultanlarına kitap aşısı vuracak. Saltanat Kapısı’na da… Evet, onları sonsuza kadar yaşatacak olan bu. Hâliyle sevdiklerini bütünleyecek. Ona göre “Önlenemez bir duygudur Bursa. Bu yalnız biz Bursa doğumlular için değil, öyle veya böyle Bursa’yla bir şekilde ülfeti olanlar için de böyledir kuşkusuz.”[3]

    Çalıkuşu hanesi, Alacamescit, Çekirge, Selimzade, Yeşil, İpekçilik, Altıparmak ve Nilüfer’de ailecek komşu hatırına sahiptir. Dahası her sabah kepenklerini kaldıran dükkanlar. Velhasıl hangi semtte olursa olsun onun kitapevi komşulara buluşma yeridir. Sanatçı dostlara tartışma alanıdır. Orada eski dostluklar sorgulanır, yeni dostluklar yeni akımların irdelenir, eşzamanlı etkinliklerin tasarımı gözden geçirilir.

    Mesela 1975-1976 yıllarında bir grup arkadaşıyla Yeni Nilüfer dergisini kültür arşivimize katarlar. Tiyatro ve sinemayı önceleyen bu dergi Çalıkuşu’nun anneannesinin verdiği kefen parasıyladır. Derginin dışında gelecekte Sanat Kitabevi Yayınlarına dönüşecek Yeni Nilüfer Dergisi Yayınları’ kurarlar. Ayrıca Bursa’nın Sesi ve Millet gazetesinde köşe yazarlığını sürdürür. Millet gazetesindeki köşesinin adı “Sanat Otağı”dır.

             Sanat Kitabevi önünde

    1976 yılında Yeni Nilüfer dergisinde şiirleri yayınlanan Mehtap Ügümü ile nişanlanır. 1977 yılında evlenirler. Bu evliliği basamak basamak edebî mektuplar gerçekleştirmiştir. Aynı yıl sinema yazılarını kitaplaştırır, oğlu Tuğtekin doğar. 1978 yılında askere gider.

    Dönüşte Tuğ Kitabevi’nin adını Sanat Kitabevi olarak değiştirir. Sanat Kitapevi birikimlerin bırakıldığı yerdir. Zamanla Bursa’nın kültür/sanat insanlarına en işlek mahfil görevini üstlenecektir.

    Derler ki Bursa’nın en eski kitapçısı Ali Haydar Bey’dir. Onun kurduğu kitabevi on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinden yirminci yüzyılın son çeyreğine kadar hizmet vermiştir. Babası bir sahaf olan Feraizcizade Mehmet Şakir Bey de Bursa’nın ilk özel matbaasının kurucusu ve işletmecisidir.

    Yakın tarih yazarı İsmet Bozdağ’ın da bir dönem kitabevi işlettiği söylenir. Öte yandan ciltçi Cavit Çemrek de bir dönem (1960-1990) Ulucami çevresinde eski sahaflar çarşısı geleneğini yaşatmağa çalışmıştır. Yine Prof. Dr. Ahmet Mumcu’nun babası ve genç bir gazeteciyken vefat eden Hande Mumcu’nun dedesi Zeki Mumcu kendi döneminin aydınlarına hitabeden bir kitapçıdır. 

    Kitapevleri şehri şehir yapan ögelerdendir. Hemşehrilerin kültür çıtasını raflarındaki kitaplarla tespiti mümkün: Sur, Dönem, Özşen, Bilge Sahaf, Mavi Işık, Özcan, Ümran, Akademi, Güneş, Marmara, Ezgi, Ülkü, Öykü, İlâhiyat, Asa, Kült, Ali Baba, Eser, Kültür, Barca, Kaynak, Çağdaş, Parantez, İmaj, Eylül, Çağlayan, Suvar, Öteki, Gökyüzü, Uludağ ve Bursa Kültür Merkezi tespitinizi kolaylaştıracak kitapevlerinden sadece bir kısmı. Bunlar yazar tanıtım ve imza günleriyle unutulmazlar arasındadırlar.

              

     Huylu huyundan vazgeçmez.

    Çalıkuşu, 1996 ile 2000 yılları arasında periyodik olmamakla birlikte şair İhsan Deniz ile İpek Dili dergisini yayınlar. Toplamı on üç sayı. Lakin gerçekleşen bir murat…

    Sanırım onun edebiyata eğiliminin nedeni şehrinin tazyikinden. Herkes bir şeyin eğiliminde yahut iddiasında. Herkesin bir “özel”i var: Kimileri ticaretle, sporla; kimileri televizyon dizileriyle, magazin dedikodularıyla; kimileri politikayla karışmak ister topluma. Ancak şehir hem ihtiyacına cevap verecek hem de kendisine yakışacakla övünür. Zaten bize şehirli olma zevkini aşılayan onlar değil mi? Bulunduğumuz yer, yaptığı işe yakışanla güzelleşmez mi?

    İşinin yakışıklısı Nevzat Çalıkuşu 2014 yılında emeklidir. Fakat hâlâ yayımlanan kitaplara; şiir, deneme ve eleştiriye kafa yorar.

               Selami Üney (sağda) ile

                 Nevzat Çalıkuşu'nun kitaplarından biri


[1] Ziya Ünsel’in yayımlanmış dokuz eserinden biri de Harput Masalı’dır.

[2] George Orwell, Kitaplar ve Sigaralar, s. 17, Sel Yay.

[3] “Tahtakale Buluşmaları”- Nevzat Çalıkuşu – you tube’den.

      

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 21/04/26