|

KİTAP
OLMUŞ O YÂRİMİN KAŞLARI
Nazım Payan
Bazı kişiler,
çevresindeki insanlardan
daha fazla önemser kurgu kahramanlarını.
Yola azıksız,
pusulasız çıkar da kurgu kahramansız çıkmazlar. Yorgunluğunu onun hülyasıyla
onun serüveniyle atarlar.
Otobüsçü İsmail Bey de onlardan biri.
Çalıkuşu romanını okur ve etkilenir.
Öyle ki soyadı kanunu çıkınca Çalıkuşu soyadını alır. Bu olgu, kalıtımın
temel birimi olarak ailenin üçüncü çocuğu Nevzat’ın âdeta huyuna suyuna
yerleşir. Karakadı Camii ile bitişik eski Bursa evinde o çocuk dağlayacak
olsa eline resimli roman tutuştururlar, uyusa yanı başında renk renk
kalemler. “Kitap” ona, kurulan bütün düşlerin
yâreni olur.
Küçük Çalıkuşu daha ilkokuldayken kiralık kitap dükkânının
gediklilerindendir. Kiralanacak kitaplara harçlık mı dayanır?
Kitapevinin çıraklığına istekte bulunur. Böylece okunacak kitaplara para
vermek derdinden kurtulur.
1966’da Çelebi Mehmet Ortaokuluna kaydı yapılır.
Çelebi Mehmet
Ortaokuluna giderken iki hatırayı
aradan yetmiş yıl geçse de
unutmaz: Birincisi her sabah okul yolunda Yeşil
Caddesi’ndeki Aydınlar
Kitabevi’nin vitrinine bakması. En az yarım saat oyalanır. Diğeri ikinci
sınıfta “Işık” adını verdiği bir gazete yayımlaması.
“Işık”, çizgisiz defterin ikiye katlanılmasından esinlenmiş yirmi dört
sayfalık bir gazete. Elle yazılmıştır. Tevfik Fikret, Hüseyin Rahmi Gürpınar
tanıtımı, söyleşiler ve arkadaş şiirleriyle doldurur o sayfaları. Çabası
Türkçe öğretmeninin dikkatini çeker. Çalıkuşu’nu müdüre götürüp
“Benim talebem gazete çıkarıyor.” der. Müdür Ziya Ünsel[1],
ona kendi eseri
Çılgın Doruklar’ı
ve
Türk Yurdu dergisini hediye eder.
Türk
Yurdu dergisinde “Türk Sineması”nın
sorunlarıyla ilgili bir metin okur. Artık filmleri hoş vakit geçirmeye
değil, tenkit etmeye izler. Üç
aboneli “Işık” gazetesi beşinci sayı sonrası kapanır.
Yıldırım Bayezid Lisesi yılları, kendisini şiire
ve şiir kitabı yayınlamaya kaptırdığı yıllardır. İlkin bir arkadaşıyla
birlikte
Çağrışım’ı,
ardından mezuniyetine armağan olacak
Soluk’u
yayımlar. Bu şiir kitabının en önemli özelliği eğitim sistemini
eleştirmesidir. İçindeki sesle zil sesi bir türlü uzlaşamaz.
Lisedeki derslerde bazı
sıkıntılar yaşayınca kendisini hayata katacak bir başka yol bulur: Kitapçılık.
Pazar günleri Okçular
Çarşısı’nda kitap sergisi açar. Yaşıtı müşterilerle tezgâhtaki eserlere dair
diyalog
kurmaktan müthiş zevklenir.
Onlara ödünç kitap verir. Onlardan yeni yeni eser isimleri alır. Bu alış
verişler nerdeyse bütün haftaya yayılır. Nitekim geçimini sağlayacak mesleğe
usul usul kapı aralanmıştır.
1974 yılında bir arkadaşıyla
Fetih Kitabevi’nin anahtarını paylaşırlar. Bir yıl sonra kitabevinden
ayrılır. 1975 yılında Kurtuluş Caddesi üzerinde öğretmen Hüseyin Kurt ile
Ülkü Kitabevi’ni faaliyete geçirirler. Ülkü Kitabevi’nin ömrü de iki yılı
bulmaz. 1980 yılının Mart’ında Kurtuluş Caddesi’nde Tuğ Kitabevi’ni ortaksız
işletmeye başlar.
Fetih
Kitabevi'nde
Genç Çalıkuşu’na mesleki öğüt George Orwell’dandır:
“İnsan ‘nadir’ kitaplara yönelmedikçe kitapçılık öğrenilmesi zor bir iş
değil ve kitapların içeriği hakkında bir şeyler biliyorsanız işe bir adım
önde başlarsınız.”[2]
Sonuçta o, Bursalı hemşehrilerine
okuduğu, okutma arzusunda
olduğu “nadir” kitaplarını satacak. Tabii satacağını evvelinde kendisi
okuyacak. İş edindiğinin zorluklarına karşı
kitapla yekinmeyi öğrenecek.
Şehrinin Ulu Camiine, Koza
Hanına, Kapalı Çarşısına, Yeşil Külliyesine, Sultanlarına kitap aşısı
vuracak. Saltanat Kapısı’na da… Evet, onları sonsuza kadar yaşatacak olan
bu. Hâliyle sevdiklerini bütünleyecek.
Ona göre
“Önlenemez bir duygudur Bursa. Bu yalnız biz Bursa doğumlular için değil,
öyle veya böyle Bursa’yla bir şekilde ülfeti olanlar için de böyledir
kuşkusuz.”[3]
Çalıkuşu
hanesi, Alacamescit, Çekirge, Selimzade, Yeşil, İpekçilik, Altıparmak ve
Nilüfer’de ailecek komşu hatırına sahiptir.
Dahası her sabah kepenklerini
kaldıran dükkanlar. Velhasıl hangi semtte olursa olsun onun kitapevi
komşulara buluşma yeridir. Sanatçı dostlara tartışma alanıdır. Orada eski
dostluklar sorgulanır, yeni dostluklar yeni akımların irdelenir, eşzamanlı
etkinliklerin tasarımı gözden geçirilir.
Mesela 1975-1976 yıllarında bir grup arkadaşıyla
Yeni Nilüfer
dergisini kültür arşivimize katarlar. Tiyatro ve sinemayı önceleyen bu dergi
Çalıkuşu’nun anneannesinin verdiği kefen parasıyladır. Derginin dışında
gelecekte
Sanat Kitabevi Yayınlarına dönüşecek
Yeni
Nilüfer Dergisi Yayınları’nı
kurarlar. Ayrıca
Bursa’nın
Sesi ve
Millet
gazetesinde köşe yazarlığını sürdürür.
Millet
gazetesindeki köşesinin adı “Sanat Otağı”dır.
Sanat
Kitabevi önünde
1976 yılında
Yeni Nilüfer
dergisinde şiirleri yayınlanan Mehtap Ügümü ile nişanlanır. 1977 yılında
evlenirler. Bu evliliği basamak basamak edebî mektuplar gerçekleştirmiştir.
Aynı yıl sinema yazılarını kitaplaştırır, oğlu Tuğtekin doğar.
1978 yılında askere gider.
Dönüşte Tuğ Kitabevi’nin adını
Sanat Kitabevi olarak değiştirir. Sanat Kitapevi birikimlerin bırakıldığı
yerdir. Zamanla Bursa’nın kültür/sanat insanlarına en işlek mahfil görevini
üstlenecektir.
Derler ki Bursa’nın en eski
kitapçısı Ali Haydar Bey’dir. Onun kurduğu kitabevi on dokuzuncu yüzyılın
son çeyreğinden yirminci yüzyılın son çeyreğine kadar hizmet vermiştir.
Babası bir sahaf olan Feraizcizade Mehmet Şakir Bey de Bursa’nın ilk özel
matbaasının kurucusu ve işletmecisidir.
Yakın
tarih yazarı İsmet Bozdağ’ın da bir dönem kitabevi işlettiği söylenir. Öte
yandan ciltçi Cavit Çemrek de bir dönem (1960-1990) Ulucami çevresinde eski
sahaflar çarşısı geleneğini yaşatmağa çalışmıştır. Yine Prof. Dr. Ahmet
Mumcu’nun babası ve genç bir gazeteciyken vefat eden Hande Mumcu’nun dedesi
Zeki Mumcu kendi döneminin aydınlarına hitabeden bir kitapçıdır.
Kitapevleri şehri şehir yapan ögelerdendir.
Hemşehrilerin kültür çıtasını
raflarındaki kitaplarla tespiti mümkün: Sur, Dönem, Özşen, Bilge Sahaf, Mavi
Işık, Özcan, Ümran, Akademi, Güneş, Marmara, Ezgi, Ülkü, Öykü, İlâhiyat,
Asa, Kült, Ali Baba, Eser, Kültür, Barca, Kaynak, Çağdaş, Parantez, İmaj,
Eylül, Çağlayan, Suvar, Öteki, Gökyüzü, Uludağ ve
Bursa Kültür Merkezi tespitinizi
kolaylaştıracak kitapevlerinden sadece bir kısmı. Bunlar yazar tanıtım ve
imza günleriyle unutulmazlar arasındadırlar.

Huylu huyundan
vazgeçmez.
Çalıkuşu, 1996 ile 2000 yılları arasında periyodik olmamakla birlikte şair
İhsan Deniz ile
İpek Dili
dergisini yayınlar. Toplamı on üç sayı. Lakin gerçekleşen bir murat…
Sanırım onun edebiyata eğiliminin
nedeni şehrinin tazyikinden. Herkes bir şeyin eğiliminde yahut iddiasında.
Herkesin bir “özel”i var: Kimileri ticaretle, sporla; kimileri televizyon
dizileriyle, magazin dedikodularıyla; kimileri politikayla karışmak ister
topluma. Ancak şehir hem ihtiyacına cevap verecek hem de kendisine
yakışacakla övünür. Zaten bize şehirli olma zevkini aşılayan onlar değil mi?
Bulunduğumuz yer, yaptığı işe yakışanla güzelleşmez mi?
İşinin yakışıklısı Nevzat
Çalıkuşu 2014 yılında emeklidir. Fakat hâlâ yayımlanan kitaplara; şiir,
deneme ve eleştiriye kafa yorar.
Selami Üney
(sağda) ile
Nevzat Çalıkuşu'nun kitaplarından biri
[1]
Ziya Ünsel’in
yayımlanmış dokuz eserinden biri de Harput Masalı’dır.
[2]
George Orwell,
Kitaplar ve Sigaralar, s. 17, Sel Yay.
[3]
“Tahtakale
Buluşmaları”- Nevzat Çalıkuşu – you tube’den.
|