BURSA’NIN YETİŞTİRDİĞİ BİR DEĞER: METİN GÜVEN

(HAYATI-SANATI-ESERLERİ)

Bursa'da Edebiyat

 

 

 

         Metin Güven

 

   

                                                                                                                       Melih KARAGÖZ

BURSA ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ  - TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANA BİLİM DALI YENİ TÜRK EDEBİYATI BİLİM DALI- YÜKSEK LİSANS TEZİ'nin bir bölümüdür- BURSA 2021                     

  

1. BÖLÜM

……….

1.2.1940-2010 Türk Şiirinde Bursa’ya Genel Bir Bakış

Bursa, doğal güzellikleri ve tarihi duruşuyla öteden beri dikkatleri üzerinde toplayan bir kent olmuştur. Osmanlının dibâcesi olarak anılan bu kent, Anadolu’nun Türkleşmesindeki önemli noktalardan birini oluşturur. Hasan Âli Yücel, “Bursa bir tarih sergisidir. Hiçbir kitap, onun kadar, 1299’la 1923 arasındaki olayları bize doğru haber vermez. Osmanlı şahini, Uludağ’a kurduğu yuvadan havalandı.”(Kayabaşı, 1996: 19) diyerek bu kentin önemini vurgulamıştır. Bursa, 6 Nisan 1326 yılından, Edirne’nin başkent olduğu, 1402 yılına dek Osmanlı Devleti’ne başkentlik yapmıştır. Siyasal yönden önemi bir yana Bursa, Hristiyan âlemiyle İslâm âleminin kesişme çizgisinde ekonomik ve kültürel açıdan da önemli bir kenttir. Bu dönem, kentin edebiyat ve şiir alanında parlak bir sayfa açmasına vesile olmuştur.

1326’daki fethinden günümüze dek birçok şair yetiştirmiş olan Bursa, Osmanlı Devleti’nde XVI. yüzyılın sonuna kadar birinci ve bu tarihten sonra İstanbul’un ardından ikinci, en çok şair yetiştiren kent olması da onun önemli bir özelliği olmuştur.1 (Atlansoy, 1998: 9).

 

1 Kadir Atlansoy, Bursa Vefeyatnamelerindeki Şairlerin Biyografileri isimli çalışmasında bu sayıyı 290 olarak belirlenmiştir. Ayrıntılı bilgi için bk. Atlansoy, Kadir (1998). Bursa Şairleri: Bursa Vefeyatnamelerindeki Şairlerin Biyografileri, Bursa: Asa Kitabevi.

 

Klasik Türk şiir geleneğinde Bursa’da karşılaşılan önemli şairlere göz atılacak olunursa durum şöyle özetlenebilir: XIV. yüzyılın sonuyla XV. yüzyılın başında yaşamış olan Ahmed-i Dâî, II. Murat’ın tahta geçtiği yıllarda Bursa’ya yerleşmiştir. Bu kentte onun adını taşıyan bir mahalle, camii ve hamam olduğu ve Dâî’nin bu kentte vefat etmiş olabileceği söylenmektedir (Necdet, 1996: 42). Yine aynı dönemde bir başka önemli şair Süleyman Çelebi de Bursa’da yaşamıştır. XV. yüzyılda Klasik Türk şiirinin ustalarından biri kabul edilen Ahmet Paşa, vezirliğe dek yükselmişken yaptığı bir hata dolayısıyla Bursa’ya gönderilmiş ve bu kentte vefat etmiştir. XVI. yüzyıla gelindiğinde Bursa’nın kültür ve edebiyat tarihi açısından en renkli simalarından biri olan Lâmii Çelebi’yle karşılaşılır. Kırktan fazla eseri olan Lâmii’nin Bursa Şehrengizi, Bursa’nın kültür hayatı ve kent hafızasını yansıtması bakımından önem arz eden bir eserdir. XVII. yüzyılda Bursalı olup, kendilerinden söz ettirebilmiş şairler: Cünunî Dede, Şühudî, Haşimî, Niyazî-i Mısrî ve Selisî’dir. XVIII. yüzyılda Bursa’da yaşamış, dikkat çekici isimler İsmail Beliğ ve yazdığı dini-tasavvufi şiirleriyle İsmail Hakkı Bursevî olmuştur. XIX. yüzyılda Eşref Mustafa Paşa ve Senih Süleyman, Bursalı şairler olarak anılabilirler (Necdet, 1996: 43-54).

Cumhuriyet dönemine girilirken bu kent, Üsküp’e benzemesi ve tarihsel izlerinin yoğun olması dolayısıyla Yahya Kemal’in ilgisini çekmiştir (Kayabaşı, 1996: 19). Bursa, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında ciddi anlamda ilk kez Reşat Nuri Güntekin ile işlenir. Daha sonra, Kemal Tahir, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Haşim, Hasan Âli Yücel, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Falih Rıfkı Atay, Attilâ İlhan, Bedri Rahmi Eyuboğlu ve Ceyhun Atıf Kansu gibi yazar veya şairlerin eserlerinde de kendine yer bulmuştur. (Bkz. Edebiyatımızda Bursa)

Bursa’nın Türk şiirine 1940’lı yıllarda yansıması şu şekilde özetlenebilir: Bursa göğünün altında huzura erişmiş gibi görünen Tanpınar’ın Ülkü mecmuasında, ilk ismi Bursa’da Hülya Saatleri olan, Bursa’da Zaman şiiri 1941 yılında yayımlanmıştır. Aynı yıl Ahmet Kutsi Tecer’in Bursa’yla ilgili olarak Kaplıcada İhtiyar Aslan ve Nilüfer isimli iki şiiri yayımlanır. Yine aynı yıl, bir yıl önce Bursa Cezaevi’ne nakledilmiş olan, Nâzım Hikmet şiirine Bursa’yla ilgili imgeler sokmaya başlar. 1942’de Orhan Veli, meşhur şiiri Gemliğe Doğru’yu kaleme alır. 1943’de Niyazi Akıncıoğlu’nun bu kentle ilgili bir şiiri yayımlanır. Bedri Rahmi Eyuboğlu, Merhaba Yeşil isimli şiiriyle Bursa’nın doğasına yönelmiş; 1946 yılında yayımlanan Karadayı’ya Mektup şiirinde de Orhaneli ilçesinin Çöreler Köyü’nde tanıştığı muhtar Karadayı’ya seslenmiştir. 1949 yılında Bursa’yla ilgili yazılmış en uzun şiir Selâhattin Batu tarafından kaleme alınır. Bursa’da Yeşiller ismini taşıyan kitabında aynı isimde doksan dört dizelik bir şiire ek olarak Ulu Cami’de Öğle isimli 20 dizelik ikinci bir şiire yer verir (Kayabaşı, 1996: 21). Attilâ İlhan 1940’ların sonunda Bursa’da Yaylım Ateş isimli şiirini yayımlamış ayrıca Cahit Külebi 1948 yılında Denizin Getirdikleri isimli şiirinde Gemlik Körfezi’nde kaldığı on beş günün izlenimlerini aktarmıştır (Kayabaşı, 2017: 27-29).

1950’li yıllarda Bursa’dan bahseden şiirlere kuşbakışı bakıldığında durum şöyle özetlenebilir: 1951 yılında İsmail Gerçeksöz, Bursa’nın Destanı isimli kitabını yayımlar. Bu yıllarda Bursa’ya Halkçı bir tutumla yaklaşan Ceyhun Atıf Kansu, Bursa’da On Bir Türbe isimli bir şiir yayımlamıştır. 1952’de Oktay Rifat, Uludağ Sokak Satıcıları şiirinde yerel motifleri kullanmıştır. 1955’te Mehmet Başaran, Bursa Ovası’nda şiirinde bu kenti aydınlık imgelerle betimler ve bir başka şiiri, Gülleri Bursa’nın Rumeli Kokar‘da toplumcu kültürle Rumeli arasında bağ kurar. 1956’da Halim Yağcıoğlu, altı şiirinde mekân olarak Bursa’yı seçer. 1958 yılında Behçet Kemal Çağlar, Bursa Notları isimli iki parçadan oluşan şiirinde Bursa’nın tarihinde gezintiye çıkar. Öğretmen M. Gündüz Göktürk’ün Bir Şehir Getiriyorum isimli kitabı 1959’da Bursa’da yayımlanır. Bu kitap, Bursa’nın şiiri alt başlığını taşımaktadır. (Kayabaşı, 2017: 30). Yine aynı yıl İhsan Üren, Bursa Elli Kadın’da yerel motiflerden beslenir.

1960’lı yıllarda Bursa’dan bahseden şiirlerin sayısında azalma mevcuttur. Ahmet Faruk İnal, 1961-1964 yıllarında İnegöl ilçesinde Elif isimli bir dergi çıkarır ve burada yerel çizgide şiirlerini yayımlar (Kayabaşı, 1996: 21). 1965 yılında Türk şiiri, Bursa doğumlu bir şairi kazanır. Zekai Özger (Daha sonra Arkadaş Z. Özger olarak tanınacaktır) isimli bu genç şair, Ömer Zafer Göktürk ile çıkardıkları Kent-162 isimli dergide ilk şiiri Niye Kapalı Kapılarınız- Bulamıyoruz’u yayımlar. 1968 yılına gelindiğinde Selâhattin Batu’nun Bursa’dan Selam şiiri Varlık dergisinde yayımlanır.

 

2 Kent-16 isimli bu derginin bugün tek kopyası Millî Kütüphanede yer almaktadır. Bazı kaynaklarda Metin Güven’in ilk şiirinin burada çıktığı söylenmişse de bu dergide Metin Güven imzalı herhangi bir ürüne rastlanmamıştır.

 

1978 yılında, Hasan Hüseyin, Bedrettin Cömert’in öldürülüşü üzerine duyduğu üzüntüyü Bursa, Gemlik ve Kumlada ressam Balaban’la geçirdiği günlerin izlenimleriyle beraber yazdığı dört şiirde anlatmıştır. İbrahim Ünal Taşkın, bu yıllarda Bursa’ya Gazel isimli bir şiir yazmıştır. Ayrıca bu yıllarda Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu’nun aruz vezniyle yazdığı Gemlik Körfezi’nde Yaz isimli bir şiiri vardır. Yine bu yıllarda Nevzat Çalıkuşu, çeşitli şiir kitaplarını Bursa’da yayımlar (Kayabaşı, 2017: 30). Hilmi Yavuz, Tanpınar’ın izinden giderek Bursa ve Zaman isimli şiirini bu yıllarda yayımlar. 1987’de Bahaettin Karakoç, Bursa’da Can Esrik Yeşil şiirinde Bursa’nın tarihi-destani manzarasında bir gezintiye çıkmıştır.

1992 yılında Ahmet Necdet, İnegöl Hey İnegöl isimli şiir kitabında Bursa’dan bahseder. Aynı yıl Yaşar Faruk İnal, Kasabam- İnegöl Şiirleri isimli kitabında İnegöl için yazdığı şiirleri toplar. 1999 yılında Mücahit Koca, Dağ Çağrısı isimli kitabında Uludağ için yazdığı şiirleri bir araya getirir. Niyazi Özsan, 1997-1999 arasında Bursa’yla ilgili şiirlerini çeşitli dergilerde yayımlar.

2004 yılında Metin Güven, Arap Şükrü Sokağı’nda isimli şiirini Akatalpa dergisinde yayımlar. Ayrıca Güven, yine bu yıllarda Mutlaka Bursa isimli bir şiir daha yayımlar. 2007 yılında Yaşar Faruk İnal, Nilüfer Çiçeği Bursa ile yerel temalı şiirlerine devam eder. Müslim Çelik, 2009’da Bursa Lirikleri isimli kitabını yayımlar. 2012 yılında Ahmet Uysal’ın ölümünden sonra dostları tarafından bir araya getirilen şiirleri Bursa’ya Şiirler ismiyle yayımlanır. 2014 yılında Nuri Demirci, Sadekâr isimli şiir kitabıyla modern bir şehrengiz kaleme alır. 2015’de Hilmi Haşal, Kalbimin Başkenti isimli kitabında Bursa’yla ilgili şiirlerinin önemli bir kısmını bir araya getirir.

Bu şairlerden başka şiirlerinde Bursa’ya yer vermiş şairler olarak: Behçet Kemal Çağlar, Necati Cumalı, Hasan İzzettin Dinamo, Orhan Veli, Ömer Bedrettin Uşaklı, Osman Attila, Cengiz Bektaş, Zeki Ömer Defne, Barış Pirhasan, Nurer Uğurlu, Halil Uysal, İlhan Geçer, Arif Nihat Asya sayılabilir.

Kayabaşı, Cumhuriyet sonrası Bursa üzerine yazılmış şiirlerde göze çarpan imgeleri: Tarih, sultan, çınar, cami, türbe, avize, minare, şadırvan, çeşme, mermer, su, dağ, Nilüfer, kaplıca, Yeşil, zaman, ipek, huzur, ova, gümüş, servi, çini ve saltanat olarak belirlemiştir (Kayabaşı, 1996: 21).

Bursa’yı konu ve tema olarak söylemlerinin odağına yerleştirmiş şair ve yazarların yanında, Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatı vadisinde eser vermiş, Bursa doğumlu/Bursalı şairler de herhangi bir sıralamaya tabiî tutulmaksızın örneklenecek olunursa şu şekilde bir isim kadrosuyla karşılaşılır: Ahmet Necdet Sözer, Nevzat Çalıkuşu, Selami Üney, İhsan Deniz, Metin Güven, Arkadaş Z. Özger, Celâl Sılay, İsmet Tokgöz, Niyazi Özsan, Emin Ülgener, Yaşar Faruk İnal, Serdar Ünver ve Muharrem Sönmez.

 

           

2. BÖLÜM : BURSALI BİR ŞAİR: METİN GÜVEN

2.1.Metin Güven’in Hayatı

Tam ismi Mehmet Metin Güven olan şair, 24 Ocak 1947 yılında Bursa’da Ümmüş Güven ile Mustafa Nuri Güven’nin beşinci çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Aile kökeni esas olarak, Bursa Uluabat Gölü kıyısındaki Gölyazı (Apolyont) Köyü’ne dayanmaktadır.3 Anne tarafından dedesi Halil Bey, o günün koşullarında ne bulduysa satmak için büyük çabalar harcayan bir ticaret adamıdır. Ramis Dara, Halil Bey’le ilgili olarak: “Halil Bey, bir zamanlar, 1943’te öldüğüne göre, bundan önce, bu adadan gemilerle çeşitli ürünler ihraç edermiş İtalyanlara ve çok da çapkın biriymiş.” demiştir (Dara, 2001b: 91).

 

3 Metin Güven’in aile kökenine dair aktardığı bir bilgiye göre büyük büyük dedelerinin 1200’lü yıllarda Çin’in Sincan bölgesinden, Ankara’nın bir bölgesine gelerek yerleştikleri ve daha sonra bu bölgeye Sincan adının verildiği yönündedir. Büyük dedelerinden biriyse daha sonra Bursa’ya gelip yerleşmiştir.

 

Baba tarafından dedesi Osman Çavuş, askerde öldüğü için babaannesi Ümmüşerif Hanım, Akçalar Köyü’nde yaşayan ve toprak ağası olan İdris Bey’le evlenmiştir. Şairin bir kısım akrabası bu üvey dedesi dolayısıyla Akçalar Köyü’nde yaşamaktadır (Güven, 2008a: 8).

Halil Bey ve ailesinin, Karacabey’de oldukları bir zaman diliminde – o yıllarda annesi 14 ya da 15 yaşlarındadır – annesine eşkıya önderi Domuz Hakkı âşık olur ve annesini Halil Bey’den ister. Domuz Hakkı’ya Ümmüş Hanım’ın, dayısının oğluyla nişanlı olduğu söylenir (Ümmüş Hanım nişanlandığında dokuz, Hafız Mustafa ise on dokuz yaşındadır.) ancak eşkıya Hakkı böyle bir durumu anlayışla karşılamaz. İşi inada bindirir. Bu işin güzellikle olmazsa silahla olacağını belirtir. O zamandan sonra eşkıyalarla Halil Bey’in ailesi arasında bir kovalamaca başlar.

Hafız Mustafa, o yıllarda İstanbul’daki bir medresede tahsil ve terbiye görürken, yedek subay olarak askere alınır. Arabistan’da İngilizlere esir düşer ve bu esaret yedi yıl sürer. Bu arada Hafız Mustafa’ya orada bir kısmet çıkar. Bir Arap şeyhi, kızını ona vermek ister, parmağına bir yüzük takar, o utancından “Ben nişanlıyım” diyemez. Babasının askerliği bittiği gibi annesiyle babası Bursa’da evlenir. Annesi Tahtakale Veledi Vezir Caddesi’ndeki sarı boyalı evden, babasının Mumcular’daki evine gelin gider ancak eşkıya korkusundan burada bir gece bile kalamazlar. Bu kovalamaca çeşitli yerlerde sürse de Metin Güven’in büyük ablası Meliha’nın doğumundan sonra eşkıya Domuz Hakkı, takipten vazgeçer (Dara, 2001a: 163-164). Mustafa Nuri ve Ümmüş Güven çiftinin Meliha’dan sonra Muazzez, Neriman, Ahmet Şeref ve Mehmet Metin isimli dört çocuğu daha dünyaya gelir. Mustafa Nuri ve Ümmüş Güven, daha sonraki yıllarda Akçalar Köyü’ne Ümmüşerif Hanım’ın yanına yerleşirler (Güven, 2008a: 8).

Hafız Mustafa ve Ümmüş Hanım kuzenlerdir. Metin Güven: “Uzun bir zamandır, hiçbir gelir getirmeden, Apolyont Gölü’nün ortalarında kılçıklı bir sazan balığı gibi uyuklayan” (Güven, 2008a: 8) Halilbey Adası’nın bu evlilikte payı olduğunu söyler. Miras sorunları çözülemediği için mal yabancıya gitmesin gibi bir mantığın uzantısının bu evliliğe sebep olduğunu belirtir4. Halilbey Adası, Uluabat Gölü’nde yer alan adaların en büyüğüdür. Yılların geçmesiyle hısımlarının hemen birçoğu umutlarını bu adaya bağlar. Ne babası ne üç teyzesinin kocası ne de iki dayısının elleri doğru dürüst iş tutar. Küçük dayısı Ömer Bey alkoliktir ve elli yaşlarındayken kan kusarak ölmüştür. Büyük dayısı Sait Bey, Güven’in deyimiyle, ‘şeriatçı’dır ve namaz kılarken ölmüştür. Bunların sebebi Güven’e göre, Ömer Bey’in hayatı sevmekle kaçıp gitmek arasında bocalaması; Sait Bey’in belki de dünyadan umudu kesip öteki dünyanın nimetleriyle ilgilenmesidir (Güven, 2008a: 8-9). Halil Bey’in, Sait ve Ömer dışında tespit edilen diğer çocukları Serdane, Emine ve Ümmüş’tür.5 Metin Güven, Halil Bey ve arkasından gelen çocukları için şunları söylemiştir:

“Halil Bey dedemin başlattığı bu, feodalizmin çöküşünü fark eden ve bu yüzden de ticarete yani kapitalist üretim ilişkilerine sıçramayı hedef alan ve o günün üretim biçimi göz önüne alındığında “ilerici” denebilecek çabaları, çeşitli nedenlerle ondan sonra gelen kuşaklar sürdür(e)mediği için ailenin feodal-bürokrat niteliği ne yazık ki, fazla bir değişikliğe uğramadı. Sadece, ailenin hemen her unsurundan görülen belirgin bir üst benlik ve insana tepeden bakan sanal bir “kibir” kaldı geriye. Yalnızca bu bile, benim aile bağlarımdaki çürük halkaları açıklar sanıyorum. Çocukluğumdan beri gerçek bir ideolojik savaşın ortasında kaldım.” (Güven, 2008a: 8)

 

4 Halilbey Adası, Metin Güven’in ninelerinden birinin düğünü esnasında o civardan geçen dönemin padişahınca, bu padişah Sultan Abdülaziz ya da Abdülhamid olabilir, ninesine düğün hediyesi olarak verilmiştir. Bu bilgi, 20.12.2019 tarihinde saat 15:00’de, Eşber Yağmurdereli ile kendisinin hukuk ofisinde yapılan mülakattan edinilmiştir.

5 Bu bilgiler, şairin en küçük ablası Neriman Ceyhan’ın oğlu Engin Ceyhan ile 05.01.2020 tarihinde yapılan mülakatta edinilmiştir.

 

Metin Güven, dört beş yaşlarındayken, küçük dayısı Ömer Bey hastalandığı için annesiyle birlikte dayısını Gölyazı Köyü’ne ziyarete giderler. Ömer Bey rakı içerken tam karşılarındaki duvarda asılı mavzeri isteyip istemediğini sorar ona, o mavzeri istemez. Sonra masanın üzerindeki daktiloyu gösterip, onu isteyip istemediğini sorar, o daktiloyu ister. Metin Güven bu konuyla ilgili olarak şunları söyler: “Böylece ilk daktilom daha okuma yazma bilmeden Gölyazı köyünden alınmış, Akçalar’a getirilmiş ve benim odama konmuştu. Yazar (şair) olmamda bu olayın büyük etkisi olduğunu sanıyorum.” (Dara, 2001a: 165). Ayrıca dayılarından Ömer Bey’e daha yakın olduğunu ve bu yaptığı seçimin çocukluk yıllarından, sonraki yıllara dek onda belki de hiç pişmanlık yaratmayan tek seçim olduğunu dile getirir (Güven, 2008a: 9). Bu seçim belki bilinçli bir seçim değildir ancak onun yaşamındaki dönüm noktalarından biri olarak kabul edilebilir.

Güven’in babası, bu yıllarda alkol ve sigara satarak para kazanmıştır. Akçalar ve civarı dağ köylerin başbayisidir. Başta eşine para kazandırdığı için Ümmüş Hanım’ı rahatsız etmeyen bu durum, Hafız Mustafa’yı alkole başlatan ve fazla miktarda içirten merakıyla beraber evde büyük tartışmalara sebep olur. Sonraları ada civarındaki köylüler Hafız Mustafa’ya, “Komünist Hafız” demeye başlarlar. Güven: “İyi ki; benim “Komünist Hafız” bir babam olmuş. “Komünistlik” de, “Hafızlık” da bellek ve hoş görünün bileşkeleridir. Ya da ben öyle düşünüyorum.” (Güven: 2008a: 9) diyerek babası hakkındaki düşüncelerini dile getirir.

Yaşamını biçimlendiren ve belki de duygularını altüst eden rahatsızlığı, çocukluk yıllarında yaşar. Bu, akraba evliliğinin sonucu olduğu söylenen çocuk felcidir. Rahatsızlığın giderilmesi için 1954 yılında, İstanbul Şişli Şifa Yurdu’nda sol bacağından ameliyat geçirir ve bu sebeple okula bir yıl geç başlar (Orhunbilge, 2010: 23). Çocuk felcinin vücudundaki etkisiyse sağ bacağının topallıyor oluşudur. Bu arada Metin Güven’in ağabeyi Ahmet Şeref, sekiz yaşındayken yanlış teşhis konduğu ve ardından yanlış tedavi edildiği için konuşamaz, yürüyemez ve tümüyle bakıma muhtaç kalır.

Mehmet Metin Güven ilk çocukluk yıllarını Gölyazı’nın bitişiğindeki Akçalar'da geçirir. On bir yaşına dek bu köyde yaşamıştır. Gölyazı’nda dayıları oturduğu için sık sık ziyarete gitse de orada hiç uzun süreli kalmaz. Güven bu konuda: “Gölyazı’ya gidişlerimiz genellikle nişan, düğün gibi törenlere denk gelirdi ya da annem tarafından öyle denk getirilirdi.” (Güven, 2008b: 4) demiştir. Haziran 2008 tarihli Onaltıkırkbeş dergisinde Yorgun Bir İstiridye Gibi ‘I’ başlıklı yazısında şunları dile getirir:

    “Ben anne ve babamın en küçük çocuğu olduğum için, çocukluk yıllarım yaşlı denecek kadınlar arasında geçti. Bunlar komşularımız Mukadder yenge, Hamide nine ve Gölyazı’ndan ara sıra konukluğa gelen Fatma teyzeydi. Geceleri kandil, ya da lambanın etrafında toplanırdık ve o yaşlı kadınlar bize, yani bana ve ağabeyime masallar anlatırdı ve masalların hemen tamamı belden aşağı idi. Hele Mukadder yenge: “çocuklar cahil kalmasın” diye bize her akşam şalvarını açarak cinsel organını gösterirdi.(…) Bütün kadınlar mı öyleydi, yoksa çevremdeki o yaşlı köylü kadınlar mı öyleydi pek bilmiyorum, ama kadınların apış aralarından hayata baktıklarını düşünmüştüm o yıllarda. O günlerden bu yana da hiçbir kadınla cinsellik konuşmadım, konuşmaya da niyetim yok.” (Güven, 2008a: 8)

 

Metin Güven’in bağımsızlık duygusunun, bu dönemde kendi verdiği bir kararla başladığı söylenebilir. O, bu duygunun oluşumunu şöyle anlatır:

    “Cuma günlerini severdim. Çünkü Cuma günleri Akçalar’a pazar kurulurdu. Dağ köylerinin insanları ve Gölyazı’ndan gelen balıkçılar ürünlerini satarlardı. Bir de her Cuma Hasanağa’dan gelen Şaban dayımız vardı, bana her cuma harçlık verirdi ve ben de, giderdim “Koreli” bakkala; Bisküvi ve lokum şekeri alırdım, iki bisküvi arasına lokum şekerini sıkıştırır yerdim. Bir cuma Şaban dayının verdiği harçlıkla, Berber Yakup’a (namı diğer Kel Yakup) gitmiş ve dişimi çektirmiştim… Annem çok endişelenmişti. Babam badem bıyıklarının altından kıs kıs gülmüştü. Sanki keyif almıştı benim bu davranışımdan… Öyle ya, kimseye danışmadan, kendi verdiğim bir kararla bir iş yapmıştım… Ruhumdaki ve beynimdeki “bağımsızlık” duygusu o olayla başlamıştı diyebilirim.(…) İlk gençlik yıllarımda da Babam bana hiçbir zaman karışmamıştı, bütün kararlarımı kendim veriyordum, annem kimi zaman bu tavrından dolayı babama kızardı bile.” (Güven, 2008a: 9)

 

Babasına ‘Komünist’ deseler de Güven’e göre, onun pek çok zaman ‘Hafız’ tarafı ağır basarmış. Örneğin, evde cin çağırma törenlerine izin verirmiş. Bir kopya kalemle Metin Güven’in tırnağı boyanır, bir takım dualar okunur ve cinden gelmesini isterlermiş. O, parmağını oynattıkça ışık parmağına vurur, onlar da parmağındaki değişen görüntüleri cin sanırlarmış. Güven bu konuda: “Ve bu oyunu ben çok seviyordum… İlk hınzırlıklarım o yıllarda başlamıştı. Ve şimdi anlıyorum ki, yazdığım ilk şiirin tohumları da ruhuma o zaman serpilmişti.” (Güven, 2008a: 9) demiştir. Metin Güven, Akçalarda yaşadıklarını asla unutmaz ve bunlar onun çocuk ruhuna işlenir. O, Akçalar'da arkadaşlık, dostluk, komşuluk gibi ilişki biçimlerini öğrenmiştir. Metin Güven bu konuyla ilgili olarak: “Beni “şair” yapan, insan yapan gerçek hazine orada, yani çocukluğumda… Ve ben şimdi; her iki yöredeki insanları, yelkenli sandalları, göl kenarlarını, balıkçı öykülerini çok özlüyorum. Hasret; Yaşamın taç yaprağı benim için.” (Güven: 2008b: 4) diyerek bu dönemin onda bıraktığı izleri somutlaştırmıştır.

Metin Güven, ilkokulu Akçalar’da okumuştur. Bu yıllarda yaramaz bir çocuk olduğunu, haftada bir attan ya da eşekten düştüğünü, en yakın arkadaşlarının kendinden beş yaş büyük olan yeğeni Kıvanç ile Aga Mehmet olduğunu söyler. Kıvanç, Metin Güven’i sırtına alarak okula götürdüğünde ikisi de bundan sevinç duyarmış.

Akçalar’daki ilkokulda, o yıllarda üç öğretmen olduğu için üç sınıfta ders görülürmüş. 1, 2 ve 3’ler bir sınıfta; 4 ve 5’ler ayrı birer sınıfta olmak üzere. Metin Güven’in ilk öğretmeni Zahide Beyhan’dır. Sonra sırasıyla okuldaki diğer öğretmenler, Aynur Hanım ve Sabit Bey de dersine girer (Dara, 2001a: 165-166).

Metin Güven, ilkokulu bitirdikten sonra, 1959 yılının sonbaharında, Bursa merkeze taşınırlar. Bu işe, Metin Güven’in daha iyi bir eğitim almasını isteyen, üvey dedesi İdris Bey önayak olur. Bursa’da taşındıkları bu ev, İnebey Caddesi’ndeki 47 numaralı evdir. O günün tanıklarından biri olan Oğuz Yalçın bu konuda şunları söyler: “Babaannemin, anneme, “İlk oturduğumuz evi Apolyontlular almış” dediğini çok iyi anımsıyorum. İlk o zaman görmüştüm Metin Güven’i.” (Yalçın, 2010: 6) Yalçın Oğuz, onu anlatırken oyunlara katılmadığını/katılamadığını belirttikten sonra, onun bir köşede yalnızlığı tercih ettiğini dile getirir.

Metin Güven, matematiği iyi olduğu için 1959 yılında, Ticaret Lisesi’nin orta bölümüne kaydettirilmiştir. Liseyi de aynı okulda tamamlar. Bu konuyla ilgili olarak: “Benim fikrim alınsaydı; herhalde “düz lise” dedikleri bir okulun orta kısmını seçerdim. Ama sormamışlar işte ve ben böyle bir “tercih” yüzündendir ki; ilk gençliğimi “para” merkezli dersler görerek yaşadım daha çok.” (Güven, 2009c: 15) demiştir. O, bu yıllarda fazla ders çalışmadığını, dersleri dinlemek yerine derslerde sürekli Tolstoy, Gorki, Jack London ile diğer Amerikalı ve Rus yazarların kitaplarını okuduğunu dile getirir. Lise bittiğindeyse hemen hemen tüm Rus ve Amerikalı yazarları okumuştur (Güven, 2010b: 1). İlk dönemlerde karnesinde düşük notlar olsa da okulun müdürü Ali Özeller, onu okulun bilgi yarışması ekibine dâhil edermiş (Güven, 2009c: 15). Aynı sokakta oturdukları, evlerinin neredeyse bitişik olduğu, bir başka arkadaşı Kerim Evren, onun okul yaşamıyla ilgili şunları dile getirmiştir:

   “Metin okul yaşamında da çok çalışkan bir öğrenciydi. Karşılaştırmak için hep ona sınavlarda aldığı notları sorardım. Ben 4,5 gibi notlara sevinirken, onun notları hiçbir zaman 9,8’in altına düşmezdi. Küçücük evinde bir çalışma masası da yoktu. Kucağına kitabı oturtur, üstüne iki büklüm kapanır, öylece ders çalışırdı ama sonunda hep en yüksek notları alıp beni hayli şaşırtırdı. Bu onun çok zeki olduğunu kanıtlıyordur.” (Evren, 2010: 2)

 

Hafız Mustafa, bu dönemde alkol satmayı bırakmış, bacanaklarından biriyle 1961 yılında ortak olmuş ve Bursa’daki pazaryerlerinden birinde peynirci dükkânı açmıştır. Metin Güven, bu dükkâna öğleden sonraları uğrar ve burada vakit geçirirmiş. Dükkâna uğrayacağı günlerden birinde, Bursa’nın simgeleşen isimlerinden “Deli Ayten” ile karşılaşan Metin Güven, “Deli Ayten”in kendini öpen ilk kadın olduğunu anlattığı yazısında, karşılaşmalarının hikâyesini de şöyle anlatır:

   “Bir gün, boynunda asılı kocaman davulu çalarak yürüyen bir kadın gördüm dükkân civarında ve yanına yaklaştım, her ne olduysa o anda oldu işte. Sonradan adının “Deli Ayten” olduğunu öğreneceğim kadın birden beni kendine çekti ve uzun uzun öptü. Sonra da benim pek anlam veremediğim bir takım sesler çıkardı, çevreden gülüşmeler ve dalga geçmeler oldu ve ben hemen dükkânımıza kaçtım ve ağladım.” (Güven, 2010e: 182)

 

Sonraki yıllarda Bursa’nın bir başka “meşhur deli”si, “Kamçılı Huriye” ise ona ilk dayak atan kadın olacaktır. İki ayrı kadından ve aslında iki ayrı meşhur “deli” kadından farklı davranışlar gören Güven: “Bursa’yı belki de mebzul miktarda delisi olduğu için seviyorum.” (Güven, 2010e: 183) dedikten sonra sözlerini şöyle sürdürür:

   “İki aykırı deli kadın davranışı: Biri öpüyor, öteki kamçılıyor. Ama ben ikisini de rahmetle ve minnetle anımsıyorum şimdi. İyi ki biri öpmüş, diğeri de kamçılamış. Belki de mühtehir bir gezgin olarak hemen her zaman evden kaçmayı tasarlayan çocuk beynim, yaşamanın yasalarını ve ihlalin sınırlarını onlardan öğrenmiştir. Belki değil, kesinlikle öyle.” (Güven, 2010e: 183)

 

1962 yılında liseye başlayan Metin Güven, çocukluk yıllarında oyunlara katılamadığı gibi ilk gençlik yıllarında da arkadaşlarının yaptıkları cadde turlarına katılamamıştır. Arkadaşları o dönemde kimi zaman Kız Lisesi’nin kimi zaman Necatibey Kız Enstitüsü’nün çıkış saatlerini bekler ve kızların ardından Setbaşı-Postane arasında turlar atarlarmış. Feridun Orhunbilge’nin anlattığına göre, bu turlardan sonra Metin Güven’in İnebey’deki evine uğranır, hem annesinin hem ağabeyinin hatırları sorulurmuş. Bu hatır sormalar hem ‘teyzenin’ hem de bakıma muhtaç olan ‘ağabeyin’ çok hoşuna gidermiş. Annesi, onlardan Metin’i yalnız bırakmamalarını istermiş. Feridun Orhunbilge bu konu hakkında: “Küçük bir daktilosu vardı Metin’in ve bir de o zamanlar hiçbirimizde olmayan bir kitaplığı… Annesi oğlunun yalnızlığına üzülür ve bize onu her zaman aramamız için sürekli uyarılarda bulunurdu.” (Orhunbilge, 2010: 25) demiştir. Metin Güven’in sahip olduğu bu daktilo, dayısının ona armağan ettiği daktilo olmalıdır.

Bu yıllarda Metin Güven, yerel bir gazetede gazeteciliğe başladığını dile getirmiştir:

   “Bu arada ben, yerel gazetelerde gazeteciliğe başlamıştım. Kendi adımla mahalle röportajları yapıyordum. “Özden Özer” mahlasıyla da köşe yazıları yazıyordum. Niye o takma isimle? Zira o özgürlük yıllarında bile bir liselinin siyasi yazılar yazması hoş karşılanmazdı. Ama gazete yönetimi de benden siyasi yazılar yazmamı istiyordu, bu durumu Ali Özeller’e söyledim. –Takma isim kullan, ama ben bunu bileyim demişti. Ve sonra “Özden Özer” ismini birlikte kararlaştırmıştık.” (Güven, 2009c: 15)

 

Bursa’da, Güven’in bahsettiği yıllarda çıkan yerel gazetelerden Yeni Ant, Haber, Hâkimiyet ve Millet gazetelerinin 1962 ile 1965 yılları arasındaki sayıları taranıp, Özden Özer ismine rastlanılmamıştır.6

 

Metin Güven’i bu yıllarda dış yaşama bağlayan önemli etkenlerden birinin tiyatro olduğu söylenebilir. Bu tiyatro faaliyetleri aynı zamanda onun yaşamındaki dönüm noktalarından birini oluşturur. Orhunbilge: “Metin’in belki de içindeki zehri dışa akıtmasına yardımcı olan etkenlerden biri o tiyatro çalışması olmuştu.” (Orhunbilge, 2010: 25) demiştir. Özen’in aktardıklarına göre7, Türk Kültür Derneği, 17 Ağustos 1960 günü, Ankara’da kurulmuştur. 6 Eylül 1960’da derneğin Bursa şubesi yapılan bir toplantıyla yönetim kurulunu belirler. Türk Kültür Derneği Bursa Şubesi ilk kongresini 18 Şubat 1961’de gerçekleştirir ancak bundan kısa bir süre sonra dernek kongresinin meşru olmadığı mürakip heyet tarafından tespit edilmiş ve bu durum idare heyetinin istifasına yol açmıştır. Bursa Şubesi’nin kongresi Eylül ayının sonunda gerçekleşir. 2 Ekim 1962 Pazar günü yeni yönetim kurulu seçilir. Derneğe günümüzde Halk Eğitim Merkezi’nin bulunduğu yerdeki salon, lokal olarak verilmiştir. Milli Eğitim Şûrası’nda 10 Şubat 1962’de Halkevlerinin eski haline getirilmesiyle ilgili olarak alınan kararla bir yıl sonra, 30 Nisan 1963’te Türk Kültür Derneği’nin ismi Halkevi olarak değiştirilmiş olsa da Oda Tiyatrosu, Türk Kültür Derneği’nin çatısı altında faaliyete başlamıştır. Oda Tiyatrosu ekibi, ilk oyun olarak, John Steinbeck’in yazdığı Fareler ve İnsanlar’ı 20 Haziran 1962’de sahneye koymayı planlamıştır ancak oyunun hazırlanmasında zorlukların ortaya çıkması üzerine oyun ertelenmiştir. Bunun üzerine, Oda Tiyatrosu ekibi, birer perdelik üç oyunun hazırlıklarına başlar. Henry Duvarnis’in yazdığı ve Aykut Sözeri’nin yönettiği Yalnız oyunu; Cahit Atay’ın yazdığı, Mustafa Özcan’ın yönettiği Pusuda oyunu; Eugene O’neill’in yazdığı, Aykut Sözeri’nin Tolga Yıldırım takma ismiyle yönettiği Harp Sahası oyunu, 1 Ağustos 1962’de sahnelenmiştir (Özen, 2013: 86-131). Metin Güven, o günü şöyle anlatır:

   “Salondaki 20 seyirci, oynayanların yakınları ya da Türk Kültür Derneği yöneticileri idi. Zaten daha fazla seyirci gelmesine imkân yoktu. Çünkü salonda 35 kadar sandalye vardı. Daha sonraki günlerde, sandalye sayısından fazla seyirci olunca, komşu kahveden tanesi 25 kuruş kira ile sandalye alınmaya başlandı. O zamanki adıyla Çınarlı Kahve de böylelikle hem kâr ediyor, hem de bu genç gruba ve tiyatroya hizmet ediyordu.” (Akkılıç, 2002: 1661)

 

6 Bursa Millet gazetesinin 1964 sayılı nüshaları bugün elde mevcut değildir. Metin Güven’in Özden Özer ismiyle yazdığı yazıların 1964 senesine ait nüshalarda olması muhtemeldir.

7 Bursa Oda Tiyatrosu, kuruluşu, faaliyetleri ve oyunları hakkında daha fazla bilgi için bk. Uğur Ozan Özen, Bursa Oda Tiyatrosu, 1. b., Bursa: Nilüfer Belediyesi, 2013.

 

Bu genç topluluk için tiyatro yapmak bir tutku halini almıştır. Kendilerine tahsis edilen salon dışında, Setbaşı Köprüsü’nün altında bile çalışmalar yaparlar. Ancak bu dönemde bazı sorunlar oluşmaya başlar. Parasızlık, kadın oyuncu bulamama bunlar yetmezmiş gibi Bursa Çocuk Dostları Derneği tarafından tiyatronun elinden soyunma odaları alınır. Bu soyunma odasının yerine Bursa Çocuk Dostları Derneği tarafından 23 Nisan 1961 günü, çocuk kitaplığı açılır. Burası gündüzleri kütüphane, geceleriyse Oda Tiyatrosu’nun soyunma odasıdır. Temmuz ayından Ekim ayına dek zorluklar yaşanır, oyuncuların bu durumda oynamalarının zor olduğu belirtilir. Nihayetinde gündüzleri kütüphane, geceleriyse soyunma odası olarak kullanılan bu oda tekrar Oda Tiyatrosu’na tahsis edilir (Özen, 2013: 129-131).

Oda Tiyatrosu faaliyetlerine devam ederken, Bursa’da “beş aydın hanım” çocuk tiyatrosu kurmak için aralarında komite kurar. Hanımların Halk Eğitim Merkezi’nde her gün gelen müracaatları kabul ettikleri açıklanır. Komite, müracaat edenlere maddi ve manevi yardımlarını esirgemeyeceklerini belirtir. Bursa Halk Eğitim Çocuk Tiyatrosu Kolu ile Bursa Çocuk Dostları Derneği birlikte “Çocuk Tiyatrosu” kurar. Bu beş aydın hanımdan biri, Metin Güven’in arkadaşı Süleyman Vardar’ın annesi Şermin Vardar’dır. İlk olarak üç perdelik Tom Sawyer oyunu 19 Mayıs 1964 tarihinde, saat: 15.00’te Çelebi Mehmet Ortaokulu Salonu’nda sahnelenir. Oyuncu kadrosu şu şekildedir: Feridun Orhunbilge (dilsiz), Nevzat Şenol (melez), Halil Ergun (babalık), Nejat Vardar (şişko), Zekâi Özger (Sid Sawyer), Nural Makinacı (Polly Teyze), Ömer Zafer Göktürk (Tom Sawyer), Müzeyyen Yeşilyurt (Becky), Kerim Koyuncu (Huck).8 Ömer Zafer Göktürk, 15 Nisan 2008 tarihli Onaltıkırkbeş dergisinde “Zekai Özger’le Kent-16’lı Tom Savyer’li Yıllar” başlıklı yazısında, bu tiyatronun Bursa Devlet Tiyatrosu öncülüğünde oluşan bir Çocuk Tiyatrosu olduğunu dile getirmiştir. Ancak burada bir nokta açıklığa kavuşturulmalıdır. Bursa Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün işbirliğiyle kurulan Bursa Çocuk Tiyatrosu 1959-1961 yılları arasında üç oyun sergilemiştir ve bu oyunlar arasında bahsi geçen Tom Sawyer isimli oyun yoktur. Orhunbilge ise o yılları şöyle anlatmıştır:

    “Çelebi Mehmet Lisesi’nin tiyatro salonu o zamanlar okulların içinde en kullanışlı salondu ve bizler orada her ay düzenlenen şiir günlerine katılır, yazdığımız şiirleri okurduk. Aynı salonda bir yandan da tiyatro çalışmalarımız olurdu. Alpay İzer’in sahnelediği Tom Sawyer isimli oyunda oynuyorduk. Ömer Zafer, Zekai, Süleyman Vardar ve ben Dilsiz… Orada Metin Güven’i tanıdım… Dostluğumuz o salonda başladı. Sonra İlker Akçay’ın sosyalizm derslerini dinlerken gelişti. Artık yeni bir grup oluşmuştu. Atatürk Lisesi grubu ve tiyatro grubu… Atatürk Lisesi grubunda kimler yoktu ki… Ömer Zafer Göktürk, [Arkadaş] Zekai Özger, Kent-16’yı çıkardılar… Kardeşi Nadir, müziğe eğilimliydi ve sonraki yıllarda Ezgi’nin Günlüğü’nü kurdu. Halil Ergun, Nevzat Şenol, Gökhan Mete, Nihat Behram… Halil ile Nihat lise sonda Atatürk Lisesi’nden ayrılıp İstanbul Haydarpaşa’ya geçtiler… Sonra Ali Uyandıran (Dunkof)… Daha isimlerini şu anda anımsayamadığım eski dostlar.” (Orhunbilge, 2008: 4)

 

8 Bu Bilgiler, Yeni Ant Gazetesi’nin 12-13 Ocak 1964; Hâkimiyet Gazetesi’nin 12 Ocak 1964; Yeni Ant Gazetesi’nin 18-19 Mayıs 1964, tarihli nüshalarında yer alan imzasız haberlerden alınmıştır. Ayrıca bu konu hakkında ayrıntılı bilgi için bk. Uğur Ozan Özen, Bursa Oda Tiyatrosu, 1. b., Bursa: Nilüfer Belediyesi, 2013.

 

Metin Güven, gündüz okul saatleri dışında, sürekli olarak, arkadaşlarıyla Çelebi Mehmet Ortaokulu’nun salonunda tiyatro çalışmalarına katılmaya başlar. Güven, bu arkadaşlarıyla tiyatro dışında da bir bağ kurmuştur. Henüz o yıllarda yeniyetme edebiyatçı olan bu gençler, tiyatro çalışmalarından sonra akşamları, Meydan Restoranda, Ömür, Atlantik ve Rodop Meyhaneleri’nde, şarap sofrasının çevresinde toplanırlar ve bu toplantılar onların unutulmaz aşklarının anlatıldığı sohbetlerle dolup taşarmış.

Tiyatro çalışmaları devam ederken, Orhunbilge’nin aktardığına göre, Bursa’da yerel bir gazete olan Millet Gazetesi, bu arkadaş grubuna kapılarını açar. Metin Güven, Feridun Orhunbilge, Arkadaş Zekai Özger, Bilgin Alanbey, Ömer Zafer Göktürk, Süleyman Vardar, bu gazetede sanat ve sinema sayfaları hazırlayan, kente gelen sanatçılarla söyleşi yapabilmek için yarışan, genç bir yazarlar grubunu da oluşturmaya başlarlar (Orhunbilge, 2010: 25).9

 

9 Bursa Millet gazetesinin 1964 tarihli nüshalarının bugün elde mevcut olmaması dolayısıyla verilen bu bilgi kesinleştirilememiştir.

10 Bu bilgiler, 20.12.2019 tarihinde saat 15:00’de, Eşber Yağmurdereli ile kendisinin hukuk ofisinde yapılan mülakattan edinilmiştir.

 

Tiyatro faaliyetleri, gazetecilik, lise ve akşam buluşmalarıyla sürüp giden ilk gençlik yılları, bu arkadaş grubunun üniversiteye giriş sınavlarını kazanmasıyla dağılmıştır. Bu arkadaş grubunun bir kısmı İstanbul’daki üniversitelere diğer kısmı Ankara’daki üniversitelere girmiştir. Metin Güven’se 1965 yılında, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Maliye bölümüne kaydolmuştur. Güven, üniversiteye başladığı için gazetecilik serüveni bitmiştir. Üniversite yıllarını, o dönemde Ankara’da bulunan küçük ablası Neriman ve eşi Hasan Basri Ceyhan’ın Cebeci’deki evi başta olmak üzere; Eşber Yağmurdereli ve birkaç arkadaşının beraber kaldıkları Bahçelievler, 56. Sokak, numara 7/5’deki bekâr evinde geçirir. Metin Güven, bu yıllarda üniversitede yoklama zorunluluğu olmaması dolayısıyla sık sık Bursa’ya gider gelirmiş10. O, Ankara yıllarını şöyle anlatır:

   “Ankara yıllarımda yaşamımda edebiyat fazla yoktu. Dersler ve siyasal gelişmeler beni daha çok ilgilendiriyordu. Artık hayata “soldan” bakar hale gelmiştim. Oysa Bursa’da; özellikle de gazetecilik yaptığım yıllarda daha ortada duruyordum, hatta birazcık “sağ”daydım galiba.” (Güven, 2009c: 15)

    Metin Güven, ilk şiirini bu yıllarda kaleme almıştır. Şiir yazmasının sebebini ise:

    “Roman yazamazdım zira “acul” ve sabırsız bir karakterim vardı, öyküyü sevmiyordum. Zaten öykü aslında romanın kardeşi değil miydi? Niyazi Özsan ve Arkadaş Z. Özger arkadaşlarımdı ve onlar şiir yazıyorlardı. Evet, şiir yazmalıydım.” (Güven, 2009c: 15)

diyerek dile getirmiştir. İlk şiirini yazdığı yıllarda ABD’nin Vietnam’a saldırısı söz konusudur. O, bu savaşa karşıdır ve yüreği Vietnam halkından yanadır. Tek başına Halilbey Adası’na gider ve ilk şiirini burada kaleme alır. Güven, bu şiirin: “Demir demirdir/ Kan da Kan” diye başlayan ve baştan sona militanca söylemi olan bir şiir olduğunu söyler (Güven, 2009c: 15).

Bu şiiri, Halil İbrahim Bahar’ın genel yayın yönetmeni olduğu Soyut dergisine gönderir. Bir hafta sonra gelen yanıt şöyledir: “Delikanlı bu şiirde sen yoksun.” (Güven, 2009c: 15) Bu yanıtın ona müthiş bir ders olduğunu dile getirir. Bu dersi hiç unutmayan Güven’in o şiirden sonra yazdığı hiçbir şiir dergilerden geri çevrilmez. Güven, Halil İbrahim Bahar’ın, onun şair olmasında büyük katkısı olduğunu dile getirir (Güven, 2009c: 15). Yazdığı ikinci şiir olan “Bilmiyorum Bir Adam”, Soyut dergisinin Şubat 1968 tarihli sayısında yayımlanır. Yayımlanan bu ilk şiirin heyecanını şöyle anlatmıştır:

   “Dergi bana postayla gelmişti, çok sevinmiştim. Hemen sokağa çıktım ve Bursa Atatürk caddesini ağır ağır yürüyerek Haluk Şahin’in kitabevine gittim. Sanıyordum ki; herkes dergiyi okumuştu ve herkes beni tanıyordu. –Bak, bak diyorlardı birbirlerine: Bu delikanlı var ya; Metin Güven… Bu duygularla, Haluk ağabeyin kitapçısına ulaştım. –Soyut geldi mi? Dedim. –Soyut Bursa’ya gelmiyor. Dedi H. Şahin. Hani derler ya; “Başımdan kaynar sular boşandı.” ben de aynen öyle olmuştum. O yolu tekrar yürümek istemedim ve bir taksi tutarak eve geldim.” (Güven, 2009c: 15)

Hayata ‘soldan’ bakar hale geldiği Ankara’da, 1968 yılının Nisan ayında, Bursa’dan arkadaşları olan, genç şair ve yazarlarla Yeni Eylem dergisini çıkarırlar. Derginin sahibi ve sorumlu yönetmeni Eşber Yağmurdereli’dir. Hazırlayan, Süleyman Vardar’dır ve yazı kurulunu da Bilgin Adalı, Metin Güven ve Arkadaş Z. Özger oluşturur. Derginin ilk sayısında Eşber Yağmurdereli, Hüseyin Cevahir, Ahmet İnam, İlker Akçay, Niyazi Özsan, Haluk Şahin ve Metin Güven imzaları görülür. Bahçelievler, 56. Sokak, numara 7/5’deki bekâr evi, Yeni Eylem dergisinin yönetim yeri olarak gösterilmiştir. Eşber Yağmurdereli, derginin ilk sayısında yer alan “Çıkarken” başlıklı yazısında, derginin ideallerini şöyle dile getirir:

   “Yeni Eylem” devrimci ve öncü tutumuyla edebiyatımızın son kuşağını da içererek kendi öz kadrosuyla geldi. Başlangıçtaki bu kadroya kuşkusuz ileride daha yenileri katılacak ve “Yeni Eylem” gerekmedikçe son kuşak öncesi yazarlarına başvurmayacak. Kendi getirdikleri ve getirebilecekleriyle yetinmek yoluna gidecek.” (Yağmurdereli, 1968: 1)

 

Yeni Eylem dergisi, umut dolu ve idealist bir kadroyla yola çıkmış olsa da uzun soluklu olamamıştır. Ancak üç sayı çıkarılabilen derginin ikinci ve üçüncü sayılarının bugün elde mevcut bir örneği bulunmaz. Derginin bu kadar kısa ömürlü oluşunun sebebini daha sonraki yıllarda Metin Güven, Arkadaş Z. Özger’in geçimsizliğine bağlayacaktır (Orhunbilge, 2010: 25).

Ankara’da arkadaşlarıyla Yeni Eylem dergisini çıkaran Metin Güven, Bursa’ya gelişlerinde de boş durmamıştır. Yılmaz Akkılıç ve Uğur Ozan Özen, 1968 yılında R. Ferdinand’ın yazdığı ve Kutay Yalınalp ile Metin Güven’in birlikte yönettiği Kargalar Okulu oyununun sahnelendiğini söylemişlerdir. Metin Güven: “Zaman zaman Bursa’ya gelirdim yine. Bu gelişlerde vaktimi daha çok Halkevi’nde ve Oda Tiyatro’sunda geçirirdim. Yanlış anımsamıyorsam, bir oyunda reji asistanlığı yapmıştım, bir oyunda da “oyuncu” idim, ama o oyun oynanmadan tiyatroyu elimizden almışlardı.” (Güven, 2009c: 15) demiştir. Yılmaz Akkılıç ve Uğur Ozan Özen’in bahsettiği bu yönetme işinde Güven, reji asistanlığı görevini üstlenmiş olabilir.11 1969 yılında Oda Tiyatrosu’nun yönetici kadrosunda yer aldığı bazı kaynaklarda söylenmişse de bununla ilgili herhangi bir bilgi ya da belge bugün elde mevcut değildir. Bursa Oda Tiyatrosu, Gülten Akın’ın yazdığı ve Kutay Yalınalp’ın yönettiği Keloğlan isimli oyunu prova ederken, dönemin siyasi atmosferinden payını almış, 1969 yılında “solcuların toplanma mekânı” denerek Halkevi’nin elinden alınmıştır. Metin Güven, tiyatrodan üniversite yıllarına uzanan süreç hakkında şunları dile getirir:

    “Önce tiyatro vardı yaşamımda. Bursa Halkevine ait Oda Tiyatrosunda sahne tozunu değilse bile tiyatrocu olmanın gerektirdiği disiplini, coşkuyu ve iş ahlakını tanıdım. Sonra yaşları 18-20 arasında değişen on genç insandan korktular ve tiyatromuzu elimizden aldılar. Ardından yüksekokul yılları geldi. Ve Arkadaş Z. Özger, Hüseyin Cevahir, İsmet Tokgöz, Haluk Şahin, Özkan Mert, Bilgin Adalı vb. insanlarla ortak bir dergi işine kadar uzanan dostluklar.” (Adalı, 1991: 22-23)

Metin Güven, 1968-1969 öğretim yılında Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Maliye bölümünden mezun olur. Bu arada şiirleri de Soyut ve Direniş gibi dergilerde yayımlanmaya başlar. Soyut dergisinde ikinci dizin içinde yer alan ilk 36 sayıda 10 eseriyle o, dergiye en çok katkı sağlayanlar içinde onuncu sıradadır12 (Çetindağ, 2017: 13).

 

11 Kutay Yalınalp ile 13.12.2019 tarihinde yapılan görüşmede ilerleyen yaşının getirmiş olduğu bazı sıkıntılardan ötürü bu bilgi netleştirilememiştir.

12 Soyut dergisi hakkında ayrıntılı bilgi için bk. Mete Çetindağ, Soyut Dergisinin Sistematik İndeksi 1-72. Sayılar, (Yüksek Lisans Tezi), Kırklareli: Kırklareli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2017. Ayrıca diğer sayılar hakkında ayrıntılı bilgi için bk. Yusuf Bal, Soyut Dergisinin 37-107. Sayılarının Sistematik İndeksi, (Yüksek Lisans Tezi), Kırklareli: Kırklareli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2013.

13 Bu bilgi, Engin Ceyhan ile 05.01.2020 tarihinde yapılan görüşmeden edinilmiştir.

 

Mezun olduktan sonra 42 ay işsiz dolaşan Metin Güven, dönemin Milli Eğitim Bakanlığı’nın İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi mezunlarına öğretmenlik hakkı tanımasıyla bu fırsattan yararlanır ve 1972 yılında matematik öğretmeni olarak Trabzon Akçaabat Düzköy’e atanır. Şair Düzköy Ortaokulu’nda 1972-1973 yılları arasında görev yapar. Trabzon’da görev yaptığı dönemde ailesine gönderdiği mektupları, ilk gençlik yıllarında sahiplendiği kedisi Ali Rıza Tom’un ismiyle imzalayıp gönderir.13 Yine bu yıllarda, Trabzon’da öğretmenlik görevini yapan, arkadaşı Ahmet Özer’in, Onaltıkırkbeş dergisinde yayımlanan, 60’lar, 70’ler Trabzon’unda isimli yazısında, Güven hakkındaki değerlendirmesi şöyledir:

  “Metin, Bursa’nın kültür sanat ortamında yakın arkadaşlıklar kurduğu Arkadaş Z. Özger, Eşber Yağmurdereli, Alpay İzer, Halil Ergün, Niyazi Özsan gibi sanatsever dostlarıyla yakaladığı duyarlılığı yükseköğrenimini yaptığı Ankara’da daha da pekiştirmiş ve o birikimlerle gelmişti Trabzon’a.” (Özer, 2010: 4)

 

Metin Güven, görev süresinin dolmasıyla doğduğu ve büyüdüğü kent olan Bursa’ya, bir daha ayrılmamak üzere döner. Yeni görev yeri Bursa Keles Ortaokulu’dur. Burada 1974-1976 yıllarında görev yapmıştır. Ayrıca bu yıllarda şiirleri, eleştiri ve siyasi yazıları Yansıma ve Oluşum dergilerinde de yayımlanmaya başlar.

Yine bu yıllarda, ilk sayısının 1973 yılının Aralık ayında yayımlandığı, Yılmaz Akkılıç’ın genel yayın yönetmeni, Güner Akkılıç’ın sahibi olduğu Yeni Dönem dergisinde, ikinci sayıdan itibaren sorumlu yazı işleri müdürü olur. Yeni Dönem dergisi siyasi bir dergidir. Uzun soluklu olamamıştır. Altıncı ve son sayısı, 1974 yılının Mayıs ayında yayımlanır. Metin Güven imzası derginin iki, üç, dört ve beşinci sayılarında görülür.

 

Behçet Necatigil’in Mektuplar kitabında yer alan 20 Şubat 1975 tarihli Akal Attila’ya yazdığı mektubunda, Milliyet Sanat’ın açtığı “1974’ün En Başarılı Genç Şairi” yarışmasına, Metin Güven’in de dâhil olduğu görülür. Behçet Necatigil’e gönderilen ve ön aşamayı geçmiş 26 şairden o, en çok Mehmet Taner’i beğendiğini dile getirdikten sonra, övgüye değer bulduğu bazı şairleri de sıralar. Övgüye değer bulduğu şairler arasında Metin Güven, Soyut dergisinin 68. sayısında yayımlanan “Hicran” şiiriyle kendine yer bulur (Necatigil, 2012). 1974’ün En Başarılı Genç Şairi İsmail Uyaroğlu olmuştur.

Güven, Keles Ortaokulu’ndan sonra Bursa Akşam Ticaret Lisesi’ne atanır, burada ekonomi ve istatistik dersleri vermeye başlar. Bu dönemde Yeni Ortam Gazetesi’nde, Önder Adalı takma ismiyle, siyasi yazılar yazmaya başlamıştır. Feridun Ohunbilge bu yılları şöyle anlatır:

   “Metin’in okulu evine çok yakındır ve o görevine rahatlıkla gidip gelmekte, hatta zaman zaman Akşam Lisesi’nin baba öğrencileriyle birlikte okul çıkışı birahane keyfi bile yapabilmektedir. Evimin Metin'e çok yakın olması bizim de çok sık buluşup görüşmemize olanak tanımaktadır. Öyle ki, eve çıkarken Metin’e uğramadan ve ‘abey’in sevinç çığlıklarını duymadan geçirdiğimiz bir gün bile yoktur. Yaşam koşullarının getirdiği ekonomik zorlukların bir şişe şarap bile almamıza olanak vermediği günlerde bilirdim ki, Metin’in dolabında mutlaka bir şişe içki vardır. Bu konuda hiç yanılmazdım. Metin şişeyi açar, mutfakta ne varsa çıkarır ve kurulan sofrada şiir ve felsefe söyleşileri başlardı.” (Orhunbilge, 2010: 26)

 

Metin Güven’in 1976 yılında başına gelen bir olay, şairde hayatının ilerleyen dönemlerinde de izini gösterecek bir rahatsızlığa –agorafobiye– sebep olmuştur. Metin Güven, bu olayı şöyle anlatır:

   “3 Eylül 1976 günü, bir arkadaşımla Ulucami Postanesinden Altıparmak’a doğru yürüyorduk. Stadın oraya saptık. Amacımız bir dolmuşa binip garaja ulaşmaktı; çünkü aklımıza Mudanya’ya gitmek gelmişti. Biz yolun sağ yanındaydık, sol taraftan ve karşıdan genç bir grup geldi ve bana saldırdı, 35 kişi falan vardı… Ellerinde silah yoktu sanırım. Ve bu insanlar beni bıçak, muşta, zincir ve tekmeyle oldukça hırpaladılar, her yanımdan kanlar akıyordu. Yanımdaki arkadaş kaçmıştı; bir yerlerden beni tanıyan başka bir arkadaş, zar zor durdurabildiği taksilerden birine atıp Bursa Devlet Hastanesine götürdü, iki gece orada kaldım, sonra eve geldim, daha sonra da uzun bir süre, yaklaşık altı ay Bursa Tıp Fakültesi Hastanesinde tedavi gördüm. Sekelleri henüz geçmedi o dayağın. Ve ben yirmi beş yıl sonra halen psikolojik tedavi görüyorum.” ( Dara, 2001a: 167)

 

Metin Güven’e yapılan bu saldırı, daha sonraki dönemlerde “zorunlu inziva” haline dönüşecektir. O, bu saldırıdan sonra dışarı çıkması gerektiğinde mutlaka birkaç kadeh alkol içip öyle dışarı çıkacaktır. Şiirlerinin ve yazılarının yayımlandığı dergiler ve Yeni Ortam gazetesinde, 1976 yılında, onun imzası görülmez.

1976 yılındaki bu saldırıdan sonra hayat ve şiirden bir süreliğine zorunlu kopuş, 1977 yılının Ocak ayında son bulur. Soyut dergisinin, Ocak 1977 tarihli 99. sayısında “Her Gün Biraz Daha” isimli şiiri yayımlanır ve bu tarihten sonra şiirleri aynı hızla yayımlanmaya devam eder. Bu yıllarda şiirleri, Soyut dergisi dışında, Somut, Türk Dili, Hâkimiyet Sanat gibi dergilerde de yayımlanmaya başlar.

Bazı kaynaklar Metin Güven’in 1980 yılında, bir yıl hapiste kaldığını dile getirmişse de bu konuyla ilgili elde hiçbir belge mevcut değildir.14 Ancak Ahmet Özer’in, Onaltıkırkbeş dergisindeki yazısında, Metin Güven hakkında şöyle bir bilgi verilmiştir: “12 Eylül’de gözaltına alındığında, ona gelen mektuplarda yazılanlar sorgulamanın bir bölümünü oluşturmuştu.” (Özer, 2010: 13) Bu bilgiden anlaşılacağı üzere Metin Güven de 12 Eylülün korku günlerinden payına düşen tutuklamayı almıştır. Yine de bu tutuklamanın tarihini net olarak belirlemek mümkün değildir. Bu tutuklama, darbenin ilk günlerinde, ilk aylarında ve tutuklamaların yoğun olduğu zaman dilimlerinden birinde olmuş olabileceği gibi Metin Güven’in, 1985 yılında gizli örgüt kurduğu gerekçesiyle gerçekleşmiş olan tutuklama da olabilir.

 

14 Hikmet Altınkaynak’ın Türk Edebiyatında Yazarlar ve Şairler Sözlüğü’nde; internette şairin biyografisinin yer aldığı bazı sitelerde, Metin Güven’in 1980 yılında bir yıl tutuklu kaldığı dile getirilmiştir. Eşber Yağmurdereli ile 20.12.2019 tarihinde İstanbul’daki hukuk ofisinde ve Bilgin Alanbey ile 17.12.2019 tarihinde Bursa’da Alanbey Hukuk Ofisi’nde yapılan görüşmelerde, böyle bir durumun katiyen olmadığı, onlar tarafından belirtilmiştir.

 

12 Eylül’ün karanlık günlerinde, ilk şiir kitabı Ömrüm Geçen Bir Sağnak Gibi, Ankara’da, Ahmet Say’ın yönettiği Türkiye Yazıları yayınlarının, şiir dizisinin 16. kitabı olarak, 1981 yılının Kasım ayında yayımlanır. Bu kitap, Celal’e ithaf edilmiştir. Kitabın ithaf edildiği Celal Canpolat, öğretmendir. Feridun Orhunbilge, Celal Canpolat ve bu kitapla ilgili olarak: “Kitap “Celal İçin” sunumuyla başlamaktadır. Öğretmen Celal Canpolat 12 Eylül döneminin eli kanlı faşist katillerinin Bursa’daki kurbanlarından bir dosttur.” (Orhunbilge, 2010: 23) diyerek, bu konudaki tek bilgiyi de paylaşmıştır. Kitabın arka kapağında yer alan tanıtım bülteninde Remzi İnanç, Metin Güven’e dair şunları söyler:

   “Metin GÜVEN, siyah bağa gözlüklü genç bir ozan. Geçen yıl kitapevine girerken, birden can dost Bedrettin Cömert’i bir çalım anımsatmış ve yüreğimi hoplatmıştı. Bunu kendisine anlattığımda, benzetmenin sevincini hemen aşan bir hüzün kaplamıştı yüzünü. Bursa doğumlu ve Bursa’da oturan, antenlerini sanatın bütün dallarına, dalların tüm emekçilerine açık tutan, ince, duyarlı iyi bir ozandır Metin GÜVEN. (…) İnsana güven veren, yaşının üstündeki bilge tavrı şiirlerine de yansıyor. Çağına tanık olmak sorumluluğunu yüklenmiş bu ozan dosta merhaba! diyoruz.”

 

Metin Güven, 12 Eylül’ün sekellerinin devam ettiği günlerde, Feridun Orhunbilge ile bir içki sofrasındayken, ona olan güvenini açıkça ortaya koyar. Feridun Orhunbilge bu durumu şöyle anlatır:

“Sıkıyönetimce yakalanan (ve daha sonra idam edilen) bir arkadaşın eşi olan Gülay Özdeş’in birkaç gün Bursa’da bir evde saklanması gerekmektedir. Metin’in evinin bu konuda sakıncalı olduğuna karar verilmiştir. Gülay bu günlerini bizim evde geçirecektir. Hiç karşı gelmeden kabul ettim ve gerçekten Gülay geldi. Eşime Metin’le ortak bir arkadaşımızın kardeşi olduğunu ve birkaç gün bizde misafir kalacağını söyledim.” (Orhunbilge, 2010: 26)

 

Feridun Orhunbilge’nin bahsettiği Gülay Ünüvar Özdeş, THKO’nun kurucularındandır. Feridun Orhunbilge’nin bahsettiği ‘bir arkadaş’ ise Müfit Özdeş’tir. Ancak Müfit Özdeş, idam edilmez. Orhunbilge burada yanılmış olabilir.

1982 yılının Temmuz ayında aramalar, tutuklamalar, sürgünler ve idamlar devam ederken, Osman Şahin, bir kitap üzerine yazdığı bir yazı dolayısıyla bir buçuk yıl ceza almıştır. Metin Güven, Şile Cezaevi’nden Yalova Cezaevi’ne nakledilen Şahin’i görmeye, Ahmet Özer’le birlikte gider. Görüşme yapılabilmesi için cezaevine bakan savcıdan izin almaları gerekmektedir ancak yakın akrabası olmadıklarından bu görüşmeyi gerçekleştiremezler. Onlar da bir çay bahçesine gidip bir büfeden Yalova kartpostalı alıp arkasını birlikte yazdıktan sonra imzalayarak Osman Şahin’e postalarlar (Özer, 2010: 14)15.

 

15 Osman Şahin ile 20.01.2020 tarihinde yapılan görüşmede, ilerleyen yaşının getirmiş olduğu bazı sıkıntılar sebebiyle net bir görüşme gerçekleştirilememiş ancak kendisi cezaevindeyken çok sayıda yazar ve şairin ona mektup ve kartpostal gönderdiğini ifade etmiştir.

 

Güven’in şiirlerinin yayımlandığı dergilere bu yıllarda Dönemeç ve Yazko eklenir. Şiirleri yayımlanmaya devam ederken Metin Güven’in ikinci şiir kitabı Güvercin Yüreğinde Gül Renkli Çocuklar, Ayko yayınlarının sanat ve kültür dizisinin 8. kitabı olarak, 1984 yılında yayımlanır.

1985 yılında Metin Güven, adını ilk kez Emniyet Müdürlüğü’nde duyduğu ‘gizli’ bir örgütün şefi olduğu gerekçesiyle gözaltına alınır. Metin Güven’in geçirdiği çocuk felcinin, vücudunda gözle görülür etkisiyse sağ bacağının sol bacağına göre kısa oluşudur ve o, bu rahatsızlık yüzünden aksayarak yürür. Buna rağmen onun gözaltında ağır bir şiddete maruz kaldığı söylenmektedir.16 Yeğeni Onur Behramoğlu17, Sol Kültür dergisinde Güle Güle Metin Dayı başlıklı yazısında şunları söyler: “Son uzun konuşmamızı, bir çatlak iki de kırık kaburga kemiğiyle hastanede çektiği çilesini paylaştığında yapmıştık.” (Behramoğlu, 2010: akt. Orhunbilge, 2010: 27) Metin Güven, daha sonra İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanır ve aklanır.

 

16 Bu bilgiler Eşber Yağmurdereli ile 20.12.2019 tarihinde İstanbul’daki hukuk ofisinde yapılan görüşmeden edinilmiştir.

17 Onur Behramoğlu, Metin Güven’in küçük ablası Neriman Ceyhan’nın torunudur. Hasan Basri ve Neriman Ceyhan çiftinin Engin ve Meral isimli iki çocuğu vardır. Meral Ceyhan, Namık Kemal Behramoğlu ile evlenir. Bu evlilikten Onur Behramoğlu doğar. Ayrıca Metin Güven, Ataol Behramoğlu ve Nihat Behram ile de Bursa’da lise yıllarında dostluk kurmuştur. Bu bilgiler Eşber Yağmurdereli ile 20.12.2019 tarihinde İstanbul’daki hukuk ofisinde yapılan görüşmeden edinilmiştir.

 

Metin Güven, bu yıllarda kısa bir evlilik yaşamıştır. Evliliğine dair tam bir tarih vermek mümkün değildir. Bunun sebebi çok kısa süren bu evlilik hakkında kaynakların tarih vermeyişi ve şair hakkında mülakat yapılan kişilerin tam bir tarih belirleyememesidir. Ancak Feridun Orhunbilge’nin bu konuda verdiği bir bilgi, bu evliliğin ne zaman gerçekleştiğine dair ipucu verir niteliğe sahiptir. Orhunbilge, Metin Güven’in çocukluk anılarını anlattığı sırada, onun yaşadığı evliliğe dönerek bu konuyu şöyle anlatır:

   “Belki de o kısacık evlilik yaşamını da o deneyim biçimlendirdi. Bir şair özentisi ile evlenerek annesinin ve ağabeyinin yanından ayrılan ve kendisine küçük ve güzel bir yuva kuran Metin, yazık ki bu mutlu yaşamını uzun süre götüremedi. Evlendiği kız oturdu şiir yazdı, ya da yazmaya çalıştı. Metin ev işlerini yaptı… Gelin hanımın ev işleriyle uzak-yakın hiçbir ilgisi yoktu. Bir gün bu yeni evli çifti yemeğe çağırmıştık. Eşim mutfakta yemekleri hazırlarken, o da kalkıp yardım etmek istemişti. Yardım etmek için patatesleri soymaya başlayınca, patateslerin küçücük kaldığını ve yarıdan fazlasının çöpe gittiğini gören eşim kibarca “Metin’i yalnız bırakmamasını ve onun yanına gitmesini” istedi de patatesleri kurtardık… Evinde hep Metin yemeği hazırlar, sofrayı kurardı… Artık yakınmalara da başlamıştı. “Bu evde hizmet edeceğime, gidip evimde anacığıma hizmet ederim…” diyordu. “Teyze de hiç hoşlanmadı yeni gelinden… Bunu her seferinde açık açık söyledi de… Metin hem okulda, hem de evde çalışırken “şair özentisi” gelin hanım şiir yazıyordu sözüm ona. Aslında amacı, Metin’in çevresinden yararlanıp isim yapmaya çalışmaktı… Metin’den ayrıldıktan sonra unutulup gitti, ben şu anda bu kısa süreli gelinin adını bile anımsamıyorum.” (Orhunbilge, 2010: 24)

 

Orhunbilge’nin bahsettiği, “şair özentisi kısa süreli gelin” Saffet Soyöz’dür. Soyöz, 1957 yılında Kırklareli’nde dünyaya gelmiştir. 1974 yılında Bursa’da liseyi bitiren Soyöz, 1977 yılında teknik ressam olarak özel sektörde çalışmaya başlamış, 1978-1986 arası yıllarda devlet memurluğu yapmış, 1993 yılında tekrar memuriyete geri dönmüştür. Tek şiir kitabı, Yangın Bela Kül ismini taşır. Bu kitap, 1995 yılında Prospero yayınları arasından çıkmıştır. Kitabın yayımlandığı bu yıllarda, evli ve bir çocuk annesi olduğu kitabın tanıtım bülteninde belirtilir. Şiirleri Türkiye Yazıları, Yazko Edebiyat, Somut, Ekin, Milliyet Sanat, Akatalpa vb. gibi çeşitli dergilerde yayımlanmıştır (Soyöz, 1995). Nevzat Çalıkuşu, 15 Ocak 2006 tarihli Onaltıkırkbeş dergisinin ilk sayısında yazmış olduğu “Yeniden Saffet” isimli yazısının sonunda, Saffet Soyöz’ü ölümünün ikinci yıl dönümünde sevgi ve saygıyla andığını dile getirir. Böylece Soyöz’ün 2004 yılında vefat ettiği anlaşılmıştır. Yine aynı yazıda Çalıkuşu’nun sahibi olduğu kitabevine, Soyöz’ün, kızıyla gelmiş olduğu da aktarılmıştır. Metin Güven ile Saffet Soyöz’ün yaşadığı bu kısa evlilikte çocukları olmamıştır. Güven’in Soyöz ile taşındığı ev, şairin İnebey Caddesi’ndeki baba evine de yakındır. Bu ev, Atatürk Caddesi’nin hemen üstünde, Selçukhatun Mahallesi Yeni Yol Sokak'tadır. Feridun Orhunbilge’nin verdiği bilgiye göre bu evlilik annesinin yaşadığı yıllarda gerçekleşir. Engin Ceyhan, büyükannesi Ümmüş Güven’in 1986 yılında vefat ettiğini söylemiştir. Dolayısıyla bu evliliğin 1986 yılında, Metin Güven’in annesinin ölümünden önce son bulduğu söylenebilir çünkü bakıma muhtaç olan ağabeyi Ahmet Şeref’in sorumluluğu annesinin vefatından sonra Metin Güven’e kalacaktır. Orhunbilge bu durumla ilgili olarak şunları söyler:

   “İşte o zaman Metin’in gerçekten zor günleri başladı. İnebey’deki o küçük yoksul evde çilekeş annesi, ağabeyi ile birlikte yaşarlarken, ağabeyinin bakımını tamamen annesi üstlenmişti. Ablaları çoktan evlenip yuvalarını kurmuşlar, “ortak miras” olan İnebey’deki o ahşap evin kullanım hakkı annede kalmıştı. Daha sonra “Teyze” öldüğünde, ablaları evi Metin’le ağabeyine bıraktılar.” (Orhunbilge, 2010: 24)

 

1986 yılında Metin Güven, ileriki yıllarda anılacağı kedilerinden ilkini de sahiplenir. Bu kedinin ismi Hüsmen’dir ve ona yeğeni Engin Ceyhan tarafından verilmiştir.18 Kerim Evren ise evliliği ve kedilerine dair: “Başarısız bir evlilik yaptı ve mutluluğu yakalayamadı. Boşandıktan sonra yalnız, kedileriyle yaşamını sürdürdü. Maaşının önemli bir kısmını çok sevdiği kedilerine harcıyordu.” (Evren, 2010: 2) demiştir.

18 Bu bilgi, Engin Ceyhan ile 05.01.2020 tarihinde yapılan görüşmeden edinilmiştir.

 

Metin Güven’in üçüncü şiir kitabı Lâl Olsun Ölsün, Süreç yayınlarının sanat ve felsefe dizisinin 8 numaralı, yayınevinin 26 numaralı kitabı olarak, 1986 yılının Nisan ayında yayımlanır. Altmış dört sayfalık bu kitapta elli altı şiir mevcuttur.

Yine bu yıllarda, Metin Güven’in tüm dengelerini sarsacak bir olay gerçekleşir. Ataması, İnebey Caddesi’ndeki evine çok yakın olan Akşam Ticaret Lisesi’nden, evine çok uzak olan yeni açılmış bir liseye çıkar. Atandığı bu okula taksiyle gidip gelmekten başka bir seçeneği yoktur ve gidip gelmek için ödeyeceği para maaşına yakındır. Bir yandan ağabeyi Ahmet Şeref’i, evde yalnız başına bırakmak zorunda kalacaktır. Metin Güven ya bu okula gidecek ya da istifa edecektir. Bu atamanın durdurulması için tüm kapıları çalar ancak bir sonuç alamaz, kapılar tek tek yüzüne kapanır. Bu arada Feridun Orhunbilge’nin Milli Eğitim Müdürlüğü’nde çalışan bir arkadaşı onu biriyle tanıştırmak için yanına çağırır. Arkadaşının onu tanıştıracağı kişi, Milli Eğitim Müdürlüğü’nde atama işlerini yürüten müdür yardımcısıdır. Müdür yardımcısının oğlu, Feridun Orhunbilge’nin derse gittiği kolejden öğrencisidir. Müdür yardımcısı, Feridun Orhunbilge’den oğlunun mantık dersi zayıf olduğu için oğluna özel ders vermesini ister – Orhunbilge’ye göreyse oğluna gerekli notu vermesini istemektedir – Orhunbilge, bu konuda onu kırmayacağını ancak kendisinin de bir isteğinin olduğunu söyler. Metin Güven’in atadıkları okula gidemeyeceğini ve evde de bakıma muhtaç bir ağabeyinin olduğunu dile getirir. Müdür yardımcısı, eski okuluna atanmasının ancak valilik oluruyla mümkün olduğunu söyler ve iki gün süre ister. İki gün sonra müdür yardımcısının yanına giden Feridun Orhunbilge, kararnameleri alarak Metin Güven’e götürür. Güven, bu duruma çok şaşırsa da hemen kutlamaya geçilir. Sanki ağabeyi Ahmet Şeref de her şeyi anlıyor gibi o esnada sevinç çığlıkları atar. Ertesi gün kutlama Çağdaş Gazeteciler Lokali’nde devam eder (Orhunbilge, 2010: 26).

 

Metin Güven’in dördüncü şiir kitabı olan Dala Yakın Yaprağa Uzak, Ağustos 1990’da Dia yayınları tarafından yayımlanır. Kitap, Metin Güven’in 1970 yılından 1990 yılına dek çeşitli zaman dilimlerinde yazdığı şiirleri ihtiva eder.

1981 yılında, Ahmet Say’ın yayına hazırladığı Türkiye Yazıları yayınları arasından çıkan ilk şiir kitabı Ömrüm Geçen Bir Sağnak Gibi, 1990 yılının Eylül ayında, Ulusal Kültür yayınlarına geçmiş ve bu yayınevinin şiir dizisinin ilk kitabı olarak, Mavi Filinta adıyla yayımlanmıştır. Ömrüm Geçen Bir Sağnak Gibi böylece Mavi Filinta adını alarak, ikinci baskısında adı dışında herhangi bir içerik değişikliğine uğramadan, yayımlanır.

Mavi Filinta’nın yayımlanmasının ardından Metin Güven, İzmir Kitap Fuarı’nda imza gününe davet edilir. Bu imza gününe arkadaşı Feridun Orhunbilge’yle katılır. Feridun Orhunbilge bu konuda:

   “İmza gününde Metin’i mutsuz eden bir şey vardı. Oysa, böylesine günlerde o hep coşkulu olurdu. Oysa bu kez suratı asık ve hiç de mutlu olmayan bir durumdaydı. Uzun bir süre bunun nedenini öğrenmek için sıkıştırdım. Bir şey söylemiyordu. Ama bir süre sonra sıkıntısının nedenini anlattı. Metin’in hemen yanındaki stantta Edip Akbayram imza dağıtıyordu. Nedense Metin’in canı buna sıkılmıştı: “-İki engelli insanı yan yana dizmekten zevk mi alıyorlar bunlar?” diyordu. “İkimizi ayrı ayrı çağırsalardı ya…” İlk kez Metin’in engelli olmaktan gocunduğunu orada fark ettim.” (Orhunbilge, 2010: 26)

diyerek, Metin Güven’in ince duyarlılıklara dolu olduğunu gösteren bu anısını dile getirmiştir.

    Metin Güven’in, bu yıllarda şiire ve şiirle düşünmeye daha da önem vermeye başladığı görülmektedir. 1990 yılına kadar üç şiir kitabı yayımlanmış Güven’in, 1990 yılı içerisinde bir kitabı ikinci baskısını yapmış ve bir kitabı daha yayımlanmıştır.

Metin Güven, Dala Yakın Yaprağa Uzak isimli kitabıyla, 1991 yılında, Ordu Sanat Evi tarafından verilen, Vedat Güler Şiir Ödülü’ne layık görülür. Güven, bu yıllarda gittikçe tanınan bir şair olma yolunda emin adımlarla ilerler.

1984 yılında Ayko yayınları tarafından yayımlanan Güvercin Yüreğinde Gül Renkli Çocuklar isimli kitabı, 1991 yılında, Ulusal Kültür yayınları tarafından Eşkiya Bir Kartal Sureti ismiyle yayımlanır. Güvercin Yüreğinde Gül Renkli Çocuklar da böylece Eşkiya Bir Kartal Sureti ismini alarak ikinci baskısını yapmıştır.

 

Metin Güven’in kitapları bu dönemde arka arkaya yayımlanmaya devam eder. 1992 yılında, Yarasa Karnında Aşk isimli kitabı, Ulusal Kültür yayınlarının şiir dizisinin beşinci kitabı olarak yayımlanır. Altmış dört sayfalık bu kitapta toplam elli dört şiir yer alır. Metin Güven, 1968 yılının Şubat ayında Soyut dergisinde yayımlanan ilk şiirini de bu kitaba dâhil etmiştir. Yine aynı yılın Ekim ayında Suları Unutan Gölge ismini verdiği altıncı kitabı Gölge yayınları tarafından yayımlanır. Suları Unutan Gölge toplamda 1100 adet basılmış ve her biri numaralandırılmıştır. Ayrıca bu dönemde, ürünlerinin yayımlandığı Milliyet Sanat, Gösteri, Varlık vb. gibi dergilerin yanına Kıyı dergisi de eklenmiştir.

Metin Güven’in bir inziva halini alan hayatını paylaştığı, annesinin vefatından sonra tüm bakımını üstlendiği ağabeyi Ahmet Şeref, 11 Eylül 1994 Pazar günü vefat eder. Metin Güven’den on yedi yaş büyük olan ağabeyi, aynı gün Alacahırka Mezarlığı’na defnedilir. Ağabeyinin vefatından kısa bir süre sonra, Metin Güven’in 1992 yılında Ulusal Kültür yayınlarından ilk baskısını yapan Yarasa Karnında Aşk isimli kitabı, Prospero yayınlarına geçer ve isim değişikliğine gidilmeden yeni baskısı yayımlanır.

1994 yılının Ekim ayına gelindiğinde Metin Güven’in yedinci şiir kitabı Ten ve Gül, Prospero yayınları tarafından yayımlanır. Yetmiş iki sayfalık bu kitapta yer alan toplam şiir sayısıysa elli sekizdir. Kitap iki bölümden oluşur. Birinci Bölüm: Ten izleri; ikinci bölüm: Gül lekeleri adını taşır.

Metin Güven, yirmi dört yıl süren öğretmenlik hayatından, 1996 yılında ekonomi ve istatistik dersleri verdiği Bursa Akşam Ticaret Lisesi’nde öğretmenlik yaparken, malulen emekliye ayrılmıştır. Kerim Evren: “Öğretmenlikten emekli olduğu günü anımsıyorum. Çok mutluydu. Artık şiire daha bol zaman ayırabilecekti. Memurluk onu çok sıkmıştı. Artık özgürdü. Bu özgürlüğü içkili bir sofrada kutlamıştık.” (Evren, 2010: 2) demiştir. Öte yandan Feridun Orhunbilge’nin anlattığına göre Metin Güven, emekli olduktan sonra belki de yalnızlığın verdiği sıkıntıyla bu dönemde içkiyi arttırır. İçki içmeden dışarı çıktığında bir yerde düşüp kalmaktan korkar (Orhunbilge, 2010: 27). Metin Güven, “Yalnızlığı seçmekle (başka şansım mı vardı ayrıca) hayatımı zorlaştırdığımı ben de biliyorum. Ama yaşamı bütün dengeleriyle yakalama gibi bir koşunun unsurlarından biriyim aynı zamanda.” (Güven, 2001b: 7) diyerek aslında yaşamındaki münzeviliğin sebebini aktarmış olur.

 

1997 yılının Ocak ayında Metin Güven’in sekizinci şiir kitabı Gece Müziği, Suteni yayınlarının şiir dizisinin 30. kitabı olarak yayımlanır. Aynı yılın mart ayında, Metin Güven’in dokuzuncu şiir kitabı Aşk Bitti Akşam Sürüyor, Prospero yayınları tarafından yayımlanır. Elli beş sayfalık bu kitapta toplamda kırk şiir mevcuttur. Yine aynı yılın Temmuz ayında, şairin onuncu kitabı Geriye Söz Kalır, Hera Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Metin Güven bu dönemde, 1990 yılından 1997 yılına dek, üretkenliğini arttırmış, peş peşe kitaplar yayımlamıştır. Bu yedi yıllık süreçte şairin, üç kitabının ikinci baskıları da dâhil edilirse, toplamda yedi kitabı yayımlanmıştır.19

 

19 Behçet Necatigil Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü isimli eserinde Metin Güven’in 1997 yılında Elmas ve Dantel isimli seçme şiirlerinin yayımlandığını söylemiştir. Metin Güven’in Gece Müziği kitabındaki “Şairin Ölümü” şiirinde geçen, “Bir eli elmas/ Bir eli dantel (Güven, 1997: 45)” dizeleri böyle bir kitabın olabileceği hakkında bir ipucu niteliği taşısa da bahsi geçen bu kitaba ulaşılamamıştır.

 

Metin Güven’in on birinci şiir kitabı Yaz Biliyor Her Şeyi, 1998 yılının ekim ayında, Suteni yayıncılığın şiir dizisinin 45. kitabı olarak yayımlanır. Elli üç sayfalık kitapta toplamda kırk yedi şiir vardır. 27-28 Mart 1998’de Bursa’da kültür ve sanatla ilgilenen kişilerin bir araya gelerek her yıl düzenli bir şekilde olmasını istedikleri Bursa Edebiyat Günleri, Bursa Tayyare Kültür Merkezi’nde üçüncüsünü gerçekleştirir. Metin Güven’in de konuşmacılar içinde yer aldığı bu sempozyumda o, “Erkeksi Yanılsama” isimli bildirisini sunar.

Öğretmenlikten emekli olduktan sonra Metin Güven, İnebey Caddesi numara 47’deki evinde okumaya ve yazmaya ağırlık vermiştir. Ayrıca emekli olduktan sonra yaşadığı bu ev bir mahfil hüviyetine de bürünmüştür. Edebiyat ve sanatla ilgilenen–isimleri, yaşları ve sayıları değişse de– dostları, Metin Güven’i ölümüne dek yalnız bırakmamıştır. Kerim Evren bu konu hakkında şunları dile getirir:

   “Yalnız yaşamasına rağmen, ne zaman ziyaretine gitsem, evinde onu hep dostlarıyla bulurdum. Öğrencileri, dostları, şiir severler, edebiyatseverler onu hiç yalnız bırakmadılar. Bu durum beni teselli ederdi. Arkadaşımın çok seveni olması, onu daha da güçlendiriyordu.” (Evren, 2010: 2)

 

Zühtü Engüdar takma ismini kullanan arkadaşı Ersin Erdem, Metin Güven’i ve bir mahfil hüviyetindeki, kedileriyle beraber yaşadığı bu evi şöyle tarif eder:

   “İnebey Caddesi 47 no’lu yola çıkıntı yapan müstakil ev. Zili çalıp bekleyin, birazdan kapı otomatik olarak açılacak. Küçük avluda serinleyen, uyuklayan, koşuşturan kedileri gözleyerek –bunu mutlaka yapmalı– sağdaki mutfak kapısının önünden yatak odasına, banyo ve tuvalete açılan kapıların olduğu küçük bir hole varacaksınız. Solda bir kapı daha var, açın, salondasınız. Karşınızda bahçeyi gören geniş bir pencere, yanda televizyon, iki kanepe, sandalyeyle çalışma masası, üzerinde bilgisayar ve salona hâkim bir koltukta gözlükleri, benim için hiç uzamayan sakalıyla bir Budha bilgeliğinde Metin Güven.” (Engüdar, 2010a: 15)

 

Orhunbilge’nin anlattığına göre, bu evin arka odası, Metin Güven’in yatak odasıdır. Bu odada annesinden kalma yorgan ve yastık yığını sararmaya yüz tutmuş bir vaziyettedir. Evin çatısı şiddetli yağmurlarda akar ve Metin Güven her seferinde akan yerlere kap kacak koyar. On beş günde bir gelen temizlikçi kadın ya da arada bir uğrayan ablalarından biri evi tepeden tırnağa temizlese de iki üç gün sonra ev eski halini alır ve Metin Güven’in kedileri tam bir özgürlük içinde evin her tarafında dolaşırlar (Orhunbilge, 2010: 27).

Bu arada Metin Güven, yayın yaşamını Bursa’da sürdüren ve 1990-1993 arasında yayımlanan Biçem dergisinde de ürünlerini yayımlar. Biçem dergisi 1993 yılının Mayıs ayında Yeni Biçem olarak isim değiştirir ve Yeni Biçem dergisi 1996 yılının sonlarına doğru dağılmaya başlar. Bu derginin kadrosundan ayrılan Halûk Cengiz, Nahit Kayabaşı ve Nuri Demirci 1997 yılının Mayıs ayında Düşlem dergisini çıkarmaya başlarlar. Nuri Demirci bu konuyla ilgili olarak şunları dile getirir:

“Yeri gelmişken, Bursa’da, çıkan dergilere belli mesafede duran ya da olana bitene bir anlamda seyirci kalarak mesafesiz yaklaşan iki kişiden söz edilebilir. İlki Metin Güven’dir ikincisi Mustafa Durak. Ne içindedirler zamanın ve halin ne de büsbütün dışında; öyle konuşlanmayı tercih etmişlerdir.” (Demirci, 2010)

 

Metin Güven’in Bursa’da var olan edebiyat ve sanat ortamına ve hatta edebiyat dergilerine belirli bir mesafeden baktığını Ramis Dara da dile getirir. Dara bu konuyla ilgili olarak şunları söyler:

   “İnsan ilişkileri, hele edebiyatçılar arasındakiler, çok düz çizgi izlemez, dalgalanmalar olur; bilirsiniz… Metin Güven’le küs olduğumuz bir dönem hiç olmadı. Kıyasıya tartıştığımız da pek olmadı. Ama dönem dönem, ondan, Bursa’da çıkardığımız dergilere daha yakın durmasını istediğim olmuştur. O, mesafesini koruyunca da, benim biraz çekildiğim.” (Dara, 2001a: 162-163)

 

4. Bursa Edebiyat Günleri 19-20 Mart 1999 tarihinde gerçekleşir. Bu sempozyumda Mustafa Durak’ın, Metin Güven şiirini ele alan Aşk Şairi: Metin Güven Şiiri isimli bildirisinin şaire sataşan bir yanı olması Metin Güven’in hoşuna gitmez. Güven, bu bildiride bütüne bakmadan parça üzerinden giden ve bilinçli olarak yapılan bir davranış olduğunu düşünür (Akbaba, 2002) ve daha sonra Durak ile Metin Güven’in arası, bu bildiri sonrası açılır. Ancak Metin Güven yıllar sonra bu yazıdan hayli istifade ettiğini de dile getirir. Ramis Dara’nın aktardığına göre, Durak’ın, Metin Güven’in sahibi olduğu Halilbey Adası’nda özel bir üniversite kurma hayali de vardır (Dara, 2001b: 91).

2000 yılında Bursa yeni bir dergiyle tanışır. Bu dergi Akatalpa ismini taşır. Melih Elal, Serdar Ünver, Ramis Dara, Ali Özçelebi ve İhsan Üren derginin çekirdek kadrosunu oluşturur. Bu dergide, Metin Güven imzalı ilk ürün, Ağustos 2000 tarihli sekizinci sayıda yer alan “Kül” isimli şiiridir. Ancak Metin Güven, emekli oluşundan sonra yalnızca şiir yazmaz. Vaktini şiirle düşünmeye de ayırdığı görülen şair, bu dönemden sonra şiir, şiirin kaynakları, kendi şiir dünyası ve şiire dair görüşleriyle ilgili yazılarını çeşitli dergilerde yayımlar. Akatalpa dergisine bu açıdan bakıldığında onun şiirle ilgili yazılarının yoğun oluşu görülür.

2001 yılının Şubat ayında Metin Güven’in, on ikinci şiir kitabı Unutmak İyidir, Yön yayınlarının 126 numaralı ve şiir dizisinin 56. kitabı olarak yayımlanır. Avdik ve At Mezarlığı isimleri verilen iki bölümden oluşan yetmiş dokuz sayfalık kitapta toplamda altmış yedi şiir yer almaktadır.

Kitap yayımlandıktan sonra, Bursa’da kitapçılar çarşısı olarak bilinen Sönmez İş Sarayı’nda yer alan Kelepir Kitabevi’nin sahibi ve aynı zamanda şairin arkadaşı Sıtkı Bey, Metin Güven’i imza gününe davet eder. İmza gününde şiirleri okunmuş, kitaplarını imzalamıştır. O güne dek on iki şiir kitabı yayımlamış olan Metin Güven, yanındaki arkadaşlarına en çok imzayı o gün verdiğini söylemiştir (Engüdar, 2010b: 16).

Metin Güven, 2002 yılında Şaban Akbaba’ya verdiği bir röportajda: “İlk kitabım Ömrüm Geçen Bir Sağnak Gibi’dir. O kitabımda yer alan şiirlerimden biri “Yürüdüm Sana Doğru Koştum” adlı şiirdir. Bu şiirimi Haluk ÇETİN besteledi. Sanırım Ekim ayı başlarında bir CD olarak çıkacak.” (Akbaba, 2002) demiştir. Metin Güven’in bahsettiği bu albümün ismi Yürüdüm Sana Doğru’dur ve albüme isim veren şiir de Güven’in bahsettiği şiiridir. Bu albüm 2002 yılından on beş yıl sonra 2017 yılında Ada Müzik tarafından çıkarılmıştır.

İhsan Üren’in aktardığına göre, 2003 yılında Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Turizm Vakfı, öğretmenlere yönelik bir mektup yarışması açar. Bu mektup yarışmasına bin dört yüzün üzerinde mektup gelir. Değerlendirmeyi yapacak ödül kurulunda şu isimler vardır: Muzaffer İzgü, Feyza Hepçilingirler, Hüseyin Yurttaş, İhsan Üren ve Metin Güven. Yarışmada Özlem Tezcan Dertsiz birinci seçilir (Üren, 2003: 7).

9. Bursa Edebiyat Günleri, 16-18 Nisan 2004 tarihinde gerçekleşir. Metin Güven, uzun bir aradan sonra ilk kez sempozyumda yer alır. Burada “Bilgi, Bileşke ve İnsan ve Hayat” isimli bildirisini sunar. Güven’in imzası yazı ve şiirleriyle Akatalpa dergisi dışında çeşitli dergilerde de görülmeye devam eder. Aynı yıl, Gösteri dergisinde yayımlanan “Tambur” isimli şiiri, Mehmet H. Doğan tarafından hazırlanan 2004 Şiir Yıllığı’na dâhil olmuştur.

Metin Güven, arkadaşları olan Arkadaş Z. Özger ve Ömer Zafer Göktürk tarafından 1965 yılında tek sayı çıkmış olan Kent-16 dergisine atıfta bulunarak, 15 Ocak 2006 tarihinde editörü olduğu Onaltıkırkbeş dergisini yayımlamaya başlar. Derginin sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü Zühtü Engüdar takma ismini kullanan Ersin Erdem’dir. Ersin Erdem ayrıca derginin koordinatörüdür. Buna karşın aslında derginin tüm sorumluluğu Metin Güven’e aittir ve dergiyi o yönetir. Dergi’nin yazışma adresi Metin Güven’in İnebey Caddesi’nde oturduğu evidir. Onaltıkırkbeş dergisi, kâr amacı gütmeyen bir dergidir ve dolayısıyla yazarlarına telif ödemez. Derginin sloganıysa “şiir, çığlık, yaşam kandili” olarak belirlenmiştir. Kapağında “yılda sekiz defa yanar” ibaresinden yılda sekiz defa yayımlandığı anlaşılmaktadır. Derginin manifestosu ilk sayıda belirlenir. Metin Güven ilk sayıda Bursa dergilerine bakışını: “Her ne kadar dergimizin adında Bursa’yı çağrıştıran bir rakam varsa da biz, tam olarak Bursa’nın dergisi değiliz. Aslında “Onaltıkırkbeş” sahici anlamda Türkiye’li de olmayacak.” (Güven, 2006a: 1) diyerek özetler. Onaltıkırkbeş dergisi mütevazı bir dergidir. Metin Güven: “Biz belki “Onaltıkırkbeş” olarak çıkabildiğimiz süreçte zamanı yürürlükten kaldırmak isteyenlere karşı gül ve güvercin gölgelerinde ses veren küçük bir çığlık olacağız.” (Güven, 2006a: 1) diyerek bu mütevazılığı bildirir. Dergi saman kâğıda basılmıştır ve on altı sayfadan oluşur.

Metin Güven imzası derginin yayımlandığı süre boyunca, o hayattayken 39 sayı çıkmıştır, ilk sayfada yer alır. Bu yazıların büyük çoğunluğu şiire, şaire, hayata ve hayatın ittiği yerde tutunmaya çalışanlara dair yazdıklarıdır. Dergi’nin son sayfasında Yeni Ortam gazetesinde yazarken kullandığı Önder Adalı takma ismini kullanır. Bu yazılar konularını çoğunlukla Güven’in okuduklarının izlenimleri ve güncele dairdir. Bu dergi, Metin Güven’i yaşama bağlayan en önemli unsurlardan olmuştur. Yazıları dışında şiirlerini de burada yayımlar. Önder Adalı takma isminden başka ara ara Goncagül Gürtunca20 ve Özden Özer21 takma ismini de kullanarak dergide yazılar yazmıştır.

 

20 Goncagül Behramoğlu Gürtunca, Onur Behramoğlu’nun ablasıdır. Metin Güven, bu ismin telaffuzunu beğendiği için Onaltıkırkbeş dergisini çıkarırken Goncagül Gürtunca’yı arayıp ismini kullanmak için izin isteyip alır ve bu isimle dergide çeşitli konularda yazılar yazar. Bu bilgi Goncagül Behramoğlu Gürtunca ile 19.12.2020 tarihinde yapılan görüşmeden elde edilmiştir.

21 Metin Güven’in lise yıllarında kullandığı bu takma isimle Onaltıkırkbeş dergisinin 15 Ocak 2010 tarihli 34. sayısında karşılaşılmıştır. Ayrıca şairin, ilk şiirlerinde Bertan Onursal takma ismini kullandığı aynı derginin Güven’in vefatı üzerine hazırlanan 15 Ekim 2010 tarihli 40. sayısında dile getirilmiştir.

 

2008 yılının Ocak ayında, Metin Güven’in on üçüncü şiir kitabı Kedi Uykuları, Kibele yayıncılık tarafından yayımlanır. Bu yayınevinin şiir dizisinin ilk kitabı olan Kedi Uykuları, doksan üç sayfadır ve kitapta toplamda yetmiş iki şiir yer almaktadır.

Şükrü Bilgiç’in aktardığına göre, 6 Nisan 2008 tarihinde, Bursa’da kitapçıların ve sahafların yer aldığı Sönmez İş Sarayı’nın alt katında Metin Güven’in çıkan yeni kitabı için bir imza günü düzenlenir. Bu imza günü saat, 14.00-18.00 arasında olmuştur. Şükrü Bilgiç, Onaltıkırkbeş dergisinin 1 Mart 2009 tarihli 27. sayısında yer alan Yeniden Bursa’da Olmak isimli yazısında hem Metin Güven hem çıkardığı bu dergi hakkında birtakım değerlendirmelere giderek şunları söyler:

   “Onaltıkırkbeş’e karşı utandım ve mahcup oldum. Son derece, hoş, sevimli ve kaliteli bir dergi. Metin’i kutluyorum ve sürekliliğini diliyorum. Sevgili Metin Güven, eski Metin. Eksiltmemiş, eklemiş. Uzun süre görüşemediğim Metin, duyuşuyla, tavrıyla, düşünceleriyle zamanı en iyi yakalayan şairlerimizden ve aydınlarımızdan. Çok sevindim. Doğrulardan taviz vermeyen, yeni ve zamana uyan doğruları atlamayan, kararlı bir şair arkadaşım olarak kalacak hafızamda yeni bir buluşmaya kadar.” (Bilgiç, 2009: 13)

 

Onaltıkırkbeş Dergisi’nin 15 Ocak 2010 tarihli 34.sayısının, üçüncü sayfasının en alt köşesinde yer alan bir habere göre şairin on dördüncü şiir kitabı hazırdır. Bu kitap, Kanda Yaşıyoruz, Kanda Öleceğiz. Ne Güzel! ismini taşımaktadır. Bu kitabın bir Cesare Pavese uyarlaması olduğu ve yakında Kibele yayıncılıktan çıkacağı da yine aynı haberde verilmiştir. Ancak bu kitabın, bugün basılı halde bir kopyası mevcut değildir. Kitap adeta Metin Güven’in vefatı sonrası kayıplara karışmıştır. Uzun uğraşlar ve araştırmalar sonucunda bu kitabın, şairin arkadaşı olan Nuri Demirci tarafından saklandığı ve kaybolmaması sağlandığı anlaşılmıştır. Nuri Demirci bu konu hakkında önce: “Yayımlanmayı bekleyen iki şiir dosyasının olduğunu biliyorum. Bu dosyalardan biri bende.” (Demirci, 2010) demiş ve şairin vefatından sonra: “Basıldı, basılıyor sözleriyle beş yıl oyalanan Kanda Yaşıyoruz, Kanda Öleceğiz. Ne Güzel! adlı şiir dosyası hâlâ bende; basılmadan kaldı öylece.” (Demirci, 2010) diyerek bu konu hakkında bilgi vermiştir.22 Kanda Yaşıyoruz, Kanda Öleceğiz. Ne Güzel! isimli dosyaya ulaşılsa da Nuri Demirci’nin sözünü ettiği diğer dosyaya ulaşılamamıştır. Nuri Demirci ayrıca: “Metin Güven’in evinden yakınları tarafından, onca özel eşyaya ve kütüphane dolusu kitaba yüz verilmeden, sadece bilgisayarının alınıp götürülmesi, onun yayımlanmamış şiirlerine ve düzyazılarına ulaşmamızı şimdilik engelliyor.” (Demirci, 2010) diyerek bunun zorluğuna da değinir. Kanda Yaşıyoruz, Kanda Öleceğiz. Ne Güzel! isimli bu kitap yetmiş üç sayfadan oluşmaktadır.

 

22 Nuri Demirci’nin ilettiği dosya üzerinde çalışılıp, Metin Güven’in yayımlanacağını haber verdiği Kibele yayınlarının sahibi ve aynı zamanda şairin dostu olan Eşber Yağmurdereli ile yapılan mülakatta bu kitabı basacağına dair söz alınmıştır. Kitap yayımlanmaya hazır şekilde bekliyor.

23 (http://www.sabitfikir.com/?q=haber/dunya-siir-gunu-bursada-kutlaniyor, Erişim: 30.12.2018)

 

Metin Güven’e, 21 Mart 2010 Pazar günü saat 16:00’ da Bursa Baro Lokali’nde, BUYAZ tarafından Şiir Onur Ödülü verilmiştir.23 Bu ödül töreninde şairin arkadaşları Hilmi Haşal ve Nuri Demirci, Güven ve şiiri hakkındaki değerlendirme yazılarını okumuşlardır. Ayrıca çocukluk arkadaşı Kerim Evren ve genç şair arkadaşı–ömrünün sonlarında her daim destekçisi olan ve Onaltıkırbeş dergisini çıkarmasına da yardım eden–Muharrem Sönmez ise onun şiirlerini seslendirmişlerdir.

Feridun Orhunbilge, eve kapanan, sürekli kilo alan ve rahatsızlıklarla mücadele eden arkadaşını her seferinde İstanbul’a hava almaya ve dolaşmaya çağırsa da Metin Güven, ona kedilerini yalnız bırakamayacağını söylemiştir. Ayrıca Feridun Orhunbilge bu konuyla ilgili olarak:

   “Son günlerinde Godot’yu bekler gibi Ankara’dan gelecek misafirini bekledi. Kim olduğunu bilmediğim bir şair kızdan söz ediyor ve arabasıyla Bursa’ya geleceğini, bir deniz kıyısına tatile gideceklerini söylüyordu. Benden gidebilecekleri Bursa’ya en yakın sahil adreslerini istiyordu. Erdek’den Ayvalık’a, Çınarcık’tan İznik gölüne kadar gidebilecekleri yerleri söyledim. Ama hiçbirini beğenmiyor, görkemli bir gezi olsun istiyordu.” (Orhunbilge, 2010: 27)

demiştir. Godot geldi mi bilinmez ancak Metin Güven, Godot’yu beklerken Ahmet Özer, Feridun Orhunbilge ve Şükrü Bilgiç’in aktardıklarına göre üst üste iki kez mide kanaması geçirir. Hatta Ahmet Özer’in belirttiğine göre son mide kanaması vefatından bir hafta önce gerçekleşmiştir (Özer, 2010: 16).

Metin Güven 16 Ağustos 2010 Pazartesi günü vefat etmiştir. Şairin vefatını, onu her zaman oturduğu koltukta, uyur gibi bulan ve son günlerinde hayatını idame ettirmesini de sağlayan, “manevi kızım” dediği Hülya Hanım haber vermiştir. Ancak Hülya Hanım hakkında, şairin onun için yazdığı bir şiir dışında, hiçbir bilgi bulunamamıştır.

Şairin cenazesi 17 Ağustos 2010 Salı günü, Bursa’nın Tahtakale semtinin üzerindeki hisarda yer alan tarihi Şehadet Cami’sinden –bu camiye Kale Cami’si de denir– ikindi namazına müteakiben kaldırılmış ve Alacahırka Mezarlığı’nda ağabeyi Ahmet Şeref’in gömülü olduğu, parsel numarası 311 olan mezara defnedilmiştir.

Metin Güven’in yeğeni Engin Ceyhan ile yapılan görüşmede, şairin evindeki kitaplarının Bursa Nilüfer Belediyesi’ne bağışlandığı öğrenilmiştir. Nuri Demirci bu konu hakkında şunları dile getirir:

“Bu devrin ve bu sakat anlayışın sahibi olan muhterem ser-zevat, bugün siz haklısınız! Şimdi hiç durmayın, İnebey Caddesi’ndeki 47 numarada öyle bir başına kalıveren evi, bahçesiyle, kedileriyle ve yanındaki evlerle birlikte tez elden kamulaştırın ve kentsel dönüşüm projenize yeni bir mekân katın. Plaza yapın, site yapın, pasaj yapın. Metin Güven’i bir daha öldürün ve Bursa’da yaşayan tek bir kedi bile bırakmayın!” (Demirci, 2010)

 

Metin Güven ile birlikte çıkardıkları Onaltıkırkbeş dergisinden hiç kopmayan Ersin Erdem bu dergiyi Metin Güven’in vefatından sonra üç sayı daha çıkarmıştır. Onaltıkırkbeş’in 15 Ocak 2006 yılında başlayan serüveni, 43 sayı ve beş yıl sonra 1 Mart 2011’de bitmiştir. Derginin 40. sayısı Metin Güven’e adanmıştır.

Ersin Erdem, şairin evine ailesinden izin alarak gittiğinde gördüklerini, vefatı üzerine hazırlanan Onaltıkırkbeş’in 40. sayısında şöyle dile getirir:

   “Ailesinin izniyle uğrayabildiğim evinde hala Metin Güven; koltuğu, hiç ayrılmadığı yeleği, kapıyı açan otomat’ın düğmesi, televizyonun uzaktan kumanda aracı, kitaplar, yakın gözlüğü, bozuk para kutusu, masanın gözlerindeki ilaçlar, kediler, kediler… Meraklı gözlerle bakan ve geceleri (Komşuların söylediğine göre) ağlayan kediler.” (Engüdar, 2010b: 28)

    Bugüne dek nice şiirleri, kitapları, kedileri, ölümleri gören bu ev şairin vefatı sonrası yıkılmış önce otopark yapılmış, ardından iki katlı bir binaya dönüşmüştür. Halilbey Adası, 2018 yılında 2/3’ü 520 milyon liraya satılığa çıkarılmıştır.

 

2.2.Metin Güven’in Edebi Kişiliği ve Eserleri

Metin Güven; öğretmen, şair ve dergici kimlikleriyle çok yönlü bir kişiliktir. İlk şiirinin yayımlandığı 1968 yılının Şubat ayından, vefat ettiği 2010 yılının Ağustos ayına dek şiir yazmıştır. Yaşamının merkezini şiirin oluşturduğu Güven’in düz yazıları: Deneme, eleştiri, siyasi-sosyal ve şiirin yönünü ortaya koyanlar olarak sayılabilir. Güven’in düz yazılarını topladığı bir kitabı yoktur. Bu yazıları çeşitli dergilerde kalmıştır. Bir araya getirilmeyi beklemekte olan, bir kitap hacminde, düz yazısı bulunmaktadır. Metin Güven 1981-2008 arasında toplamda on üç şiir kitabı yayımlamış24 ve bir kitabı hazır olmasına rağmen yayımlanamamıştır. Bu açıdan Metin Güven’in eserlerini yalnızca edebî eserler başlığı altında değerlendirmek mümkündür.

 

24  Güven, şiir kitaplarını iki ciltte toplamak istemiştir ancak buna ömrü yetmemiştir. Bunlardan biri “Kedi Kılından Hırka” diğeri “Kedi Çobanı” ismini taşıyacaktır. Bu isimlerden biri olan Kedi Kılından Hırka aynı zamanda şairin şiirlerinden birinin adıdır. Şiir için bk. Güven, Metin (2001). Unutmak İyidir, İstanbul: Yön Yayıncılık.

 

2.2.1. Edebi Eserleri

2.2.1.1.Telif Eserler

2.2.1.1.1. Ömrüm Geçen Bir Sağnak Gibi

Metin Güven’in ilk şiir kitabıdır. Ankara’da Ahmet Say tarafından yönetilen Türkiye Yazıları yayınlarının şiir dizisinin on altıncı kitabı olarak 1981 yılının Kasım ayında yayımlanmıştır. ( Kitap Ahmet Say tarafından basıma hazırlanmıştır.) Yirmi altı şiirin yer aldığı kitapta, şiirlerin yazılma tarihlerine bakılınca, 1980 yılından dokuz şiirin; 1981 yılından sekiz şiirin yer aldığı görülmektedir. Bu şiirlerden bir kısmıysa çeşitli dergilerde yayımlanan şiirleridir. Kitabın adı önce Militan olarak düşünülmüş ancak 12 Eylül döneminin hemen ertesinde basıldığı için yayınevi tarafından ismi değiştirilmiştir (Dara, 1993: 5-7). Kitap “Celal için” ithafıyla başlamıştır. Kitabın ithaf edildiği Celal Canpolat, Feridun Orhunbilge’nin aktardığına göre bir öğretmendir ve 12 Eylül’ün karanlık günlerinde öldürülmüştür (Orhunbilge, 2010: 23).

Kitap yayımlandıktan bir süre sonra Ahmet Özer, Kıyı dergisinde bu kitapla ilgili birtakım değerlendirmelerde bulunmuştur. Ahmet Özer kitap hakkında şunları söylemiştir:

   “26 şiirin yer aldığı kitabını, acılı yılların acıyla alıp götürdüğü çok sevdiği bir dostuna armağan etmiş. Bir yerde şiirlerini de bu acılı yılların insanı kuşatan, bütün güzellikleri yağma eden, ölümleri gündemden hiç çıkarmayan zamanların içinden süzüp getirmiş(…) Kimi dizelerini yoğun bir şiirsellikle besleyen şairin, kimilerinin bütünüyle sonuca varmak için koştuğunu görürüz. Onda dizelerin tek tek etkili olmasından çok, bütünüyle verilmek istenilen anlamın önemi ağır basar. ‘Gözlerin anlatmakla bitmiyor’ uzun bir şiiridir kitabın. Doğanın yırtıcı kuşları, uysal ve çalışkan yaratıkları, karanlık geceleri, gölleri, rüzgârları, berrak gökyüzü, kabaran nehirleri, cehennem uğultuları birer malzeme olarak kullanılarak ‘içerde’ olana seslenilir. Umutsuz geçen günler içinde, zaman zaman sorularla karşılar ‘kahraman’ını. Hayatın, nerede olursa olsun hâkimiyetini sürdürdüğünü vurgulayarak, seslendiği gözlerin, bir yerde ‘hayat’ olduğunu belirtir. Şiirlerinde, çocukları, hayatın tazeliğini sunan birer simge olarak kullanan Metin Güven, bir yandan onlardan yana yüreğini koyarken, diğer yandan da onların yaşanılan hayatın içinde, nice olumsuzlukların tuzakların arasından geçmekte olduğunu vurgular.” (Özer, 2010: 14)

 

Metin Güven, 2002 yılında Şaban Akbaba’ya verdiği bir röportajda kitaba ismini veren şiirin Haluk Çetin tarafından bestelendiğini ve bir albümde kendine yer bulacağını dile getirmiştir. Bahsedilen albüm 2017 yılında Yürüdüm Sana Doğru ismiyle çıkarılmıştır.

 

2.2.1.1.2. Güvercin Yüreğinde Gül Renkli Çocuklar

Metin Güven’in ikinci şiir kitabıdır. 1984 yılında Ankara’da Ulus’ta yer alan Ayko yayınlarının, sanat ve kültür dizisinin sekizinci kitabı olarak yayımlanmıştır. Altmış dört sayfadan oluşan kitapta kırk yedi şiir yer alır. Bu şiirlerden bazıları çeşitli dergilerde yayımlanan şiirleridir. Kitapta 1982 yılında yazdığı otuz iki şiir mevcuttur. Diğer şiirler ise ilk kitabına dâhil etmediği ama çeşitli dergilerde yayımlanmış şiirlerinin bazılarından oluşmaktadır.

 

2.2.1.1.3. Lâl Olsun Ölsün

Metin Güven’in üçüncü şiir kitabıdır. 1986 yılının Nisan ayında Süreç yayınlarının yirmi altıncı ve bu yayınevinin felsefe ve sanat dizisinin sekizinci kitabı olarak yayımlanır. İçindekiler kısmının yer almadığı kitap altmış dört sayfadan oluşur ve kitapta toplamda elli altı şiir yer almaktadır.

 

2.2.1.1.4. Dala Yakın Yaprağa Uzak

Güven’in dördüncü şiir kitabıdır. Otuz yedi şiirin yer aldığı kırk sekiz sayfalık bu kitap 1990 yılının Ağustos ayında Dia yayınları tarafından yayımlanır. Şiirlerin yazılma tarihlerine bakıldığında: 1970, 1972, 1973, 1976, 1980, 1985 ve 1990 yılından bir; 1974, 1978, 1987 ve 1989 yılından iki; 1977,1982 ve 1984 yılından üç; 1986 ve 1988 yılından dört; 1983 yılından beş şiirin olduğu kitapta toplandığı görülmektedir.

Salâh Birsel, kendine özgü diliyle 8 Ekim 1990 tarihli denemesinde, Metin Güven ve onun Dala Yakın Yaprağa Uzak isimli kitabı hakkında birtakım değerlendirmelerde bulunur:

“Dala Yakın Yaprağa Uzak. Metin Güven’in dördüncü şiir kitabı. Daha doğrusu 20 yıllık yaşam serüveninden bir kesit, bir güldeste.(…) Yaşam yaşandıkça yaşam olur. Anlaşılan, Güven de yılların tahtaravallisinde piştikçe pişmiş. Kimsenin tetiğini bozmadığını, kimsenin olmayacak işlere gönül koşturmadığını, kimsenin beyinlerini soğukluk üzerine olmaktan sıyıramadığını, kimsenin dili fır fır dışarda koşmadığını zamanla görmüş.(…) Güven’in ilkin şiirlerini düzyazıya yönelttiğini sandım. Yoksa, çok sözcüğe değil, tek sözcüğe gidiyor. Hele son şiirlerinde dizeler teklerden kesilmiş. Sanki yaşam da tek çizgiye indirgenmiş.” (Birsel, 2013: 84-85)

           

Salâh Birsel’in üzerinde değerlendirmelere gittiği bu kitap, 1991 yılında, Ordu Sanat Evi tarafından verilen, Vedat Güler Şiir Ödülü’ne layık görülmüştür.

 

2.2.1.1.5. Mavi Filinta

Metin Güven’in 1981 yılında Türkiye Yazıları yayınları arasından çıkan ilk şiir kitabı Ömrüm Geçen Bir Sağnak Gibi, 1990 yılının Eylül ayında Ulusal Kültür yayınları tarafından ikinci kez basılır. Bu ikinci baskıda Mavi Filinta ismini alan kitap herhangi bir içerik değişikliğine uğramaz ancak Mustafa Durak, Metin Güven’in şiirini eleştirdiği bir yazısında, Metin Güven’den öğrendiği kadarıyla bu kitabın korsan baskı olduğunu dile getirir (Durak, 1999: 225). Kitabın isim değişikliğine uğramasının sebebini yayınevi kitabın girişinde şöyle açıklar:

   “Türkiye Yazıları’nda Ahmet Say ustanın Ömrüm Geçen Bir Sağnak Gibi adıyla yayınladığı bu kitabın 2. basımını yeniden hazırlarken 80’li günlerin sıcak ortamında yüreklerde yaşanan daralmayı hakkıyla biçimlendirdiğine inanarak toprağın tüm gizine sığınan duyusal ya da biçimsel gerçekleri de eşelediğini düşünerek Mavi Filinta dedik… Çıkıverecekmiş gibi bir gün gömülerin karanlığından.” ( Güven, 1990: 4)

 

2.2.1.1.6. Eşkiya Bir Kartal Sureti

Metin Güven’in 1984 yılında Ayko yayınları tarafından yayımlanan ikinci şiir kitabı Güvercin Yüreğinde Gül Renkli Çocuklar, ikinci baskısında Eşkiya Bir Kartal Sureti ismini alarak 1991 yılında Ulusal Kültür yayınları tarafından yayımlanmıştır. Bu kitap ismi dışında herhangi bir içerik değişikliğine uğramamıştır.

 

2.2.1.1.7. Yarasa Karnında Aşk

Metin Güven’in beşinci şiir kitabıdır. 1992 yılında Ulusal Kültür yayınları tarafından yayımlanmıştır. Altmış dört sayfalık bu kitapta toplamda elli dört şiir yer almaktadır. 1968 yılının Şubat ayında Soyut dergisinde yayımlanan Bilmiyorum Bir Adam isimli ilk şiirini de bu kitaba eklemiştir.

Yarasa Karnında Aşk herhangi bir değişikliğe uğramadan 1994 yılının Temmuz ayında Prospero yayınları tarafından ikinci baskısını yapmıştır. Prospero yayınları tarafından yapılan bu ikinci baskıda kitap altmış bir sayfa olmuştur.

 

2.2.1.1.8. Suları Unutan Gölge

Metin Güven’in altıncı şiir kitabı Suları Unutan Gölge 1992 yılının Ekim ayında Gölge yayınları tarafından yayımlanmıştır. Kitap toplamda 1100 adet basılmış, tümü numaralandırılmış ve 100 adedi yazar ve yayınevi için ayrılarak satış dışı tutulmuştur. Altmış iki sayfalık bu kitapta toplamda elli beş şiir yer almaktadır.

 

2.2.1.1.9. Ten ve Gül

Metin Güven’in yedinci şiir kitabı olan Ten ve Gül 1994 yılının Ekim ayında Prospero yayınları tarafından yayımlanmıştır. Kitap, Ten İzleri ve Gül Lekeleri isminde iki bölüme ayrılmıştır. Yetmiş iki sayfalık kitabın ilk bölümünde otuz üç; ikinci bölümünde yirmi beş ve toplamda elli sekiz şiir yer almaktadır.

 

2.2.1.1.10. Gece Müziği

Metin Güven’in sekizinci şiir kitabıdır. 1997 yılının Ocak ayında Suteni yayınlarının şiir dizisinin 30. kitabı olarak yayımlanmıştır. Elli dört sayfalık bu kitapta toplamda kırk şiir yer almaktadır. Kitap René Char’dan bir alıntıyla başlar. Serap Gökalp çizimleriyle kitaba katkıda bulunmuştur.

 

2.2.1.1.11. Aşk Bitti Akşam Sürüyor

Metin Güven’in dokuzuncu şiir kitabıdır. 1997 yılının Mart ayında Prospero yayınları tarafından yayımlanmıştır. Elli beş sayfalık kitapta toplamda kırk şiir yer almaktadır. Serap Gökalp, ikinci kez Metin Güven’in şiir kitabı için çizimleriyle kitaba katkıda bulunmuştur.

 

2.2.1.1.12. Geriye Söz Kalır

Metin Güven’in onuncu şiir kitabıdır. Hera yayınlarının şiir dizisinin sekizinci kitabı olarak, 1997 yılının Temmuz ayında yayımlanmıştır. Metin Güven bu kitabın telif gelirini Türkiye Hayvanları Koruma Derneği’ne bırakmıştır.

Altmış dört sayfadan oluşan kitap, Gül Yok Artık ve Kimseler Bakmıyor Kendine isimli iki bölümden oluşmaktadır. Kitabın ilk bölümünde yirmi üç; ikinci bölümünde yirmi sekiz toplamda elli bir şiir yer almaktadır.

 

2.2.1.1.13. Yaz Biliyor Her Şeyi

Metin Güven’in on birinci şiir kitabı olan Yaz Biliyor Her Şeyi 1998 yılının Ekim ayında Suteni yayınlarının şiir dizisinin 45. kitabı olarak yayımlanmıştır. Elli altı sayfadan oluşan kitapta toplamda kırk yedi şiir yer almaktadır.

 

2.2.1.1.14. Unutmak İyidir

Şairin on ikinci şiir kitabıdır. 2001 yılının Şubat ayında Yön yayınlarının genel sırası içinde 126; şiir dizisi içinde 56; şiir özel dizisi içinde 11. kitap olarak yayımlanmıştır. Yetmiş dokuz sayfalık bu kitap Avdik ve At Mezarlığı isminde iki bölüme ayrılmıştır. Kitabın ilk bölümünde elli beş; ikinci bölümünde on iki toplamda altmış yedi şiir yer almaktadır.

 

2.2.1.1.15. Kanda Yaşıyoruz, Kanda Öleceğiz… Ne Güzel!

Metin Güven’in on üçüncü şiir kitabıdır. Onaltıkırkbeş Dergisi’nin 15 Ocak 2010 tarihli 34.sayısının, üçüncü sayfasının en alt köşesinde yer alan bir habere göre bu kitap, Kanda Yaşıyoruz, Kanda Öleceğiz. Ne Güzel! ismini taşımaktadır. Bu kitabın bir Cesare Pavese uyarlaması olduğu ve yakında Kibele yayıncılıktan çıkacağı da yine aynı haberde verilmiştir. Ancak kitap yayımlanmamış ve şairin vefatı sonrası kayıplara karışmıştır.

Kitap yetmiş üç sayfadan oluşmaktadır. Cesare Pavese’nin Leuko ile Söyleşiler isimli kitabında yer alan yirmi yedi söyleşi için yazılmış yirmi yedi şiirden oluşur. Her şiirin başında Cesare Pavese’den doğrudan alıntılanmış mitolojik hikâyeler mevcuttur. Kitap, “Cesare Pavese’nin Değerli Anısına” ithafıyla başlar. Şiirlerin altında yer alan tarihlere bakıldığında kitabın yazımına 14 Ekim 2005’de başlandığı ve 29 Ekim 2005’de bitirildiği anlaşılmaktadır.

 

2.2.1.1.16. Kedi Uykuları

Metin Güven’in on dördüncü şiir kitabıdır. Kibele yayınları tarafından 2008 yılının Ocak ayında yayımlanan kitap bu yayınevinin şiir dizisinin ilk kitabıdır. Kedi Uykuları, doksan üç sayfadır ve kitapta toplamda yetmiş iki şiir yer almaktadır. Kedi Uykuları, “Yeryüzünün bütün kedilerine ve Eşber’e sevgiyle, hürmetle.” (Güven, 2008b: 5) ithafıyla başlar. Kitap Düşler Bitti, Tarihi Ciddiye Almalıyız ve Sardunya; Yönelişler ve Yaseminler Arasında isimli üç bölümden oluşur. İlk bölümde otuz beş; ikinci bölümde otuz altı; üçüncü bölümde bir şiir yer almaktadır.

 ....................................

 

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Metin Güven’in 1980 yılında bir yıl süreyle hapiste kaldığı, Elmas ve Dantel ismiyle yayımlanan bir kitabının olduğu gibi sanatçıdan bahseden pek çok kaynakta yer alan mevcut yanlış bilgilerin düzeltildiği bu çalışmada sanatçının biyografisi hakkındaki bilgiler Bursa’nın tarihsel düzlemi çerçevesinde kronolojik olarak ortaya konmuştur.

Metin Güven, şiir yazarak geçirdiği 42 yıllık süreçte sanatını sürekli olarak dönüşüme uğratmanın peşinden gitmiştir. Onun şiir hayatını, 1- Toplumcu-Marksist tesir altında yazdıkları (1968-1986); 2- Bireysel duyguların tesiri altında yazdıkları (1986-2001) ve 3- Olgunluk döneminde yazdıkları (2001-2010) olarak üç döneme ayırmak mümkündür.

Metin Güven’in şiirlerini yayımlamaya başladığı süreçte siyasal ve sosyal çalkantıların oluşu, şairin bu dönemde insanî olanın sindirilmek isteyişini görmesine zemin hazırlamış ve şair bu dönemde Toplumcu-Marksist düzlemde eser vermiştir. Şairin politik söyleme dayanan, ideolojik perspektifteki bu dönem şiirinde sesinin gür, adeta slogan edasında, olduğu görülür ve sanatçı bu dönemde yazdıkları dolayısıyla toplumcu şair olarak anılmaktan kendini sakınamamıştır.

Sanatçı, olgunluk dönemi olarak addedilecek 2001 sonrasındaki şiirlerine kadar toplumsal temadan başka, aşk, kedi, nostalji ve biyografi ile ölüm, umut gibi temaların işlendiği eserler meydana getirmiştir. Onun 2001 sonrası dönemde yazdıklarına bakıldığında hem duygu hem tema bakımından şiirinde zirveye ulaştığı görülür. Güven’in vefatına kadar geçen dokuz yıllık süreçte onun şiirine (Şair, bu dokuz yılda üç şiir kitabı hazırlamış ve 39 sayı dergi yayımlamıştır.) lirizmin hâkim olduğu, şiirden uzaklaşarak yaşamın karmaşası karşısında insanın ve insanlığın durumunu sorgulayarak hayat karşısında ölümü, hayal kırıklığı ve yalnızlık gibi duyguları bir sorgulamaya tabii tuttuğu, eserlerini de bu düzlemde oluşturduğu izlenir.

Şiirini, ilki 1986 yılında ikincisi 2001 yılında olmak üzere, iki kez dönüşüme uğratan Metin Güven’i, yalnızca Toplumcu-Marksist bir şair olarak gündeme getirmek ya da herhangi bir tasnife oturtmak hem şaire hem Türk şiirine haksızlık olacaktır. Şair önce 1940 ve 1960 Kuşağının şairlerinden etkilenerek Toplumcu-Marksist anlayışla eserlerini meydana getirmiş, ardından çeşitli denemelerle sanatını icra etmiştir. Ayrıca sanatçının Türk şiir hayatı içerisinde önemli olarak anılan isimlerle kurduğu dostluklar onun nitelikli bir şair olarak anılması gerektiğinin de bir başka delilidir.

    Metin Güven’in poetika sahibi bir şair olması, onun şairliğini önemli kılan etmenlerden biridir. Şairin özellikle Akatalpa ve Onaltıkırkbeş dergilerinde; Metin Güven, Önder Adalı ve Goncagül Gürtunca imzasını taşıyan yazılarının tahlil edilmesiyle sanatçının şiir ve sanat anlayışını bir zemine oturtması, onun poetika sahibi bir şair olarak anılmasına zemin oluşturmuştur. Şiiri, hayata müdahale edebilmenin aracı sayan, onu denge ve direnmenin unsurlarından biri olarak gören Metin Güven, şiir hakkında özgün kanaatlere sahiptir. O, poetika sahibi bir şair olarak, şiir ve şair hakkında olumlu ya da olumsuz genel tanımlar yapmış; şairin biçim karşısındaki tavrıyla biçim ögelerinin şiirdeki işlevine dair görüşlerini bildirmiş; şiir dilinin nasıl olması gerektiğini ifade etmiş; şiirde anlam, tema gibi konularla şairin okuyucu ve eleştirmen hakkındaki tavrı ve bunların şiir karşısındaki tutumuna dair düşünmüştür.

Bugüne kadar hakkında kapsamlı bir çalışma ortaya konmamış Metin Güven’in münzevi bir yaşamı tercih etmesi onun hayatı, sanatı ve eserlerinin gölgede kalarak incelenmeyişine sebep olmuştur. Bu çalışmada şiiri ve şairliğinin gün yüzüne taşınmasıyla unutulması engellenmek istenen Metin Güven hakkında kapsamlı bilgiler verilmiş ve sanatçının Türk şiiri içerisindeki yeri belirlenmeye gayret edilmiştir.

 

KAYNAKLAR

ADALI Önder, “Metin Güvenle Şiir ve Kaynakları Üzerine”, Kıyı, S. 58, 1993, ss. 22-23.

ADALI Önder, “Şiir dili, şiirin dili”. Onaltıkırkbeş, S. 10, 2007a, ss. 16.

ADALI Önder, “Şiirde İzlek Ne Kadar Önemli?”. Onaltıkırkbeş, S. 13, 2007b, ss. 16.

ADALI Önder, “Kimlere “Şair” Denebilir?”. Onaltıkırkbeş, S. 21, 2008a, ss. 16.

ADALI Önder, “Şiir Nasıl Okunmalı?”. Onaltıkırkbeş, S. 22, 2008b, ss. 16.

ADALI Önder, “Üst Gerçekçi Şiire Nasıl Bakmalıyız?”, Onaltıkırkbeş, S. 23, 2008c, ss. 16.

ADALI Önder, “İmge, Biraz da Çağrışım Değil Midir?”, Onaltıkırkbeş, S. 24, 2008d, ss. 16.

ADALI Önder, “Büyük Şiiri, Büyük Şairler Yazar!”, Onaltıkırkbeş, S. 28, 2009a, ss. 16.

ADALI Önder, “Şiirin Hikayesi”. Onaltıkırbeş, S. 30, 2009b, ss. 16.

ADALI Önder, “Düşüncenin Şiiri, Şiirin Düşüncesi!”, Onaltıkırkbeş, S. 31, 2009c, ss. 16.

ADALI Önder, “Şiirin Sınırları Var Mıdır?”, Onaltıkırkbeş, S. 38. 2010a, ss. 16.

ADALI Önder, “Şiirde Ulusallık ve Evrensellik Sorunu”, Onaltıkırkbeş, S. 39, 2010b, ss. 16.

AKBABA Şaban, “Metin Güven’le Şiir ve Şair”, Yıldırımdan Yansımalar, S. 3, 2002, [https://muhaz.org/orneklerle.html?page=9 Erişim tarihi: 17.01.2021].

AKSAN Doğan, Şiir Dili ve Türk Şiir Dili (Dilbilim Açısından Bakış), 7. b., Ankara: Bilgi Yayınevi (2013).

AKTAŞ Hasan, “Klasik ve Modern Türk Şiirinde Anne ve Çocuk İmgesi”, İdil Dergisi, 1, S. 4, 2012, ss. 126-144.

AKTULUM Kubilay, Metinlerarası İlişkiler, 1. b., Ankara: Kanguru Yayınları, 2014.

AKKILIÇ Yılmaz, Bursa Ansiklopedisi, 1. b., Bursa: Burdef Yayınları, 2002.

ALTINKAYNAK Hikmet, Türk Edebiyatında Yazarlar ve Şairler Sözlüğü, 1. b., İstanbul: Can Yayınları, 2017.

ASİLTÜRK Baki, Türk Şiirinde 1980 Kuşağı, 1. b., İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2013.

ATLANSOY Kadir, Bursa Şairleri Bursa Vefeyatnamelerindeki Şairlerin Biyografileri, 1. b., Bursa: Asa Kitabevi, 1998.

AY Arif, “İkibuçuk Darbe Arası Türk Şiiri: 1960-1980”, Hece, S. 53/54/55, 2001, ss. 109-110.

AYDEMİR Mustafa, “Tanzimat Dönemi Türk Şiirinde Ölüm Algısı”, Turkish Studies, S. 8/4, 2013, ss. 233-253.

AYSOY Samuel, “Değişik Milletler Tarihinde Kedi”, 1954 [https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/handle/20.500.12575/56994 Erişim Tarihi: 18.12.2020].

AYVAZOĞLU Beşir, Saatler, Ruhlar ve Kediler, 2. b., İstanbul: Kapı Yayınları, 2017.

BAL Yusuf, Soyut Dergisinin 37-107. Sayılarının Sistematik İndeksi, (Yüksek Lisans Tezi), Kırklareli: Kırklareli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2013.

BİRSEL Salâh, Nezleli Karga, 1. b., İstanbul: Sel Yayıncılık, 2013.

BİLGİÇ Şükrü, “Yeniden Bursa’da Olmak”, Onaltıkırkbeş, S. 27, 2010, ss. 12-13.

CANBERK Eray, ““1940 Kuşağı” Şiiri ve Günümüz Şiirine Etkileri”, Hece, S. 53/54/55. 2001, ss. 102-108.

ÇETİNDAĞ Mete, Soyut Dergisinin Sistematik İndeksi 1-72. Sayılar, (Yüksek Lisans Tezi), Kırklareli: Kırklareli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2017.

ÇETİN Nurullah, “Türk Şiirinde Anlam Sorunu”, Hece, S. 53/54/55, 2001, ss. 247-162.

ÇETİN Nurullah, Şiir Çözümleme Yöntemi, 13. b., Ankara: Akçağ Yayınları, 2015.

DARA Ramis, Düş Kazıları: Bursa Yazıları, 1. b., Bursa: Uludağ Üniversitesi Yayınları, 2001a.

DARA Ramis, Bursa’nın Ufak Tefek Taşları, 1. b., Bursa: Uludağ Üniversitesi Yayınları, 2001b.

DAŞDEMİR Özkan, “Tarih’ten Mesnevi’ye Bir Koşuklaştırma Örneği: Âşık Molla Rahim’in Manzum Hazret-i Yusuf Kıssası”, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi, S. 3/1, 2014, ss. 293- 305.

DEMİRCİ Nuri, “İzdüşüm XX”. Elizedebiyat, S. 22, 2010, ss. 30-31.

DOĞAN Mehmet H., “Türk Şiirinde II. Yeni Dönemeci”, Hece, S. 53/54/55, 2001, ss. 93-101.

DOĞAN Mehmet H., Şiir Yıllığı 2004, 1. b., İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2004.

DURAK Mustafa, “Aşk Şairi: Metin Güven Şiiri”, Uludağ’ın Etekleri Gümüşten 4. Bursa Edebiyat Günleri haz. Ramis Dara, 1. b., Bursa: Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı Yayınları, 1999, ss. 224-250.

DURUKAN Şaziye, Cumhuriyet Dönemi (1920-1950) Türk Şiirinde Ayna, (Doktora Tezi), Manisa: Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2017.

EAGLETON Terry, Şiir Nasıl Okunur?, 1. b., İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2015.

ECO Umberto, Tez Nasıl Yazılır? çev. Betül Parlak, 5. b., İstanbul: Can Yayınları, 2019.

ENGÜDAR Zühtü, “Metin Güven’in Adını Yaşatarak Yola Devam”, Onaltıkırkbeş, S. 39, 2010a, ss. 15.

ENGÜDAR Zühtü, ““Zampok Eyin Pi”*”, Onaltıkırkbeş, S. 40, 2010b, ss. 16.

ERHAT Azra, Mitoloji Sözlüğü, 26. b., İstanbul: Remzi Kitabevi, 2015.

EROĞLU Ebubekir, Modern Türk Şiirinin Doğası, 2. b., İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2005.

ERTAŞ Mehmet Akif, “Hasletin Soykütüğünü Şiire Dönüştürmek”, Onaltıkırkbeş, S. 40, 2010, ss. 8-9.

EVREN Kerim, “Metin Güven”, Onaltıkırkbeş, S. 40, 2010, ss. 2.

GEZGİN Deniz, Hayvan Mitosları, 4. b., İstanbul: Sel Yayıncılık, 2014.

GONCAGÜL Gürtunca, “Dil, sözcükler ve sessizliğin büyüsü!”, Onaltıkırkbeş, S. 7, 2006, ss. 16.

GÜNGÖR Bilgin, “Modernist-Toplumcu Türk Şiiri”, Mecmua Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, S. 7, 2019, ss. 1-19.

GÜVEN Metin, “Bilmiyorum Bir Adam”, Soyut, S. 21, 1968, ss. 21.

GÜVEN Metin, “Ölüme Türküyle Gidilir”, Yeni Dönem, S. 2, 1974, ss. 33. 190  

GÜVEN Metin, “Komün Geliyor”, Somut, S. 7, 1979, ss. 7.

GÜVEN Metin, Ömrüm Geçen Bir Sağnak Gibi, 1. b., Ankara: Türkiye Yazıları Yayınları, 1981.

GÜVEN Metin, Güvercin Yüreğinde Gül Renkli Çocuklar, 1. b., Ankara: Ayko Yayınları, 1984a.

GÜVEN Metin, “Şiirde İçerik Sorunu ve Biçem Olayı”, Yarın, S. 36, 1984b, ss. 29.

GÜVEN Metin, Lâl Olsun Ölsün, 1. b., İstanbul: Süreç Yayıncılık, 1986.

GÜVEN Metin, Mavi Filinta, 1. b., İstanbul: Ulusal Kültür Yayınları, 1990a.

GÜVEN Metin, Dala Yakın Yaprağa Uzak, 1. b., Ankara: Dia Yayıncılık, 1990b.

GÜVEN Metin, Eşkiya Bir Kartal Sureti, 1. b., İstanbul: Ulusal Kültür Yayınları, 1991.

GÜVEN Metin, Yarasa Karnında Aşk, 1. b., İstanbul: Ulusal Kültür Yayınları, 1992.

GÜVEN Metin, Suları Unutan Gölge, 1. b., İstanbul: Gölge Yayınları, 1992.

GÜVEN Metin, Yarasa Karnında Aşk, 2. b., Ankara: Prospero Yayınları, 1994a.

GÜVEN Metin, Ten ve Gül, 1. b., Ankara: Prospero Yayınları, 1994b.

GÜVEN Metin, Gece Müziği, 1. b., Ankara: Suteni Yayıncılık, 1997a.

GÜVEN Metin, Aşk Bitti Akşam Sürüyor, 1. b., Ankara: Prospero Yayınları, 1997b.

GÜVEN Metin, Geriye Söz Kalır, 1. b., İstanbul: Hera Şiir Kitaplığı, 1997c.

GÜVEN Metin, Yaz Biliyor Her Şeyi, 1. b., Ankara: Suteni Yayıncılık, 1998.

GÜVEN Metin, Unutmak İyidir, 1. b., İstanbul: Yön Yayıncılık, 2001a.

GÜVEN Metin, “Nesnel Gerçek, Metinsel Gerçek ve Kendime Dair” Akatalpa, S. 15, 2001b, ss. 7.

GÜVEN Metin, “Ben, Sen, Öteki…”, Akatalpa, S. 20, 2001c, ss. 4.

GÜVEN Metin, “Şiirde Temel Yapı ve Anlam”, Akatalpa, S. 40, 2003a, ss. 6-7.

GÜVEN Metin, “Şiirde Anlam ve Ötesi”, Akatalpa, S. 43, 2003b, ss. 2.

GÜVEN Metin, “Dil, Anlam ve İmge”, Akatalpa, S. 44, 2003c, ss. 4-5.

GÜVEN Metin, “Dil, Anlam, Sözcükler…”, Akatalpa, S. 46, 2003d, ss. 4-5. 191  

GÜVEN Metin, “Şiir Yeniden Mi Yaratır Hayatı?”, Akatalpa, S. 71, 2005a, ss. 7-8.

GÜVEN Metin, Kanda Yaşıyoruz, Kanda Öleceğiz. Ne Güzel!, y.y.

GÜVEN Metin, “Manifesto”, Onaltıkırkbeş, S. 1, 2006a, ss. 1.

GÜVEN Metin, “Şair; Kendisine Bile Arkası Dönük Oturan İnsandır.”, Onaltıkırkbeş, S. 1, 2006b, ss. 9.

GÜVEN Metin, “Kirpik”, Onaltıkırkbeş, Mart, S. 2, 2006c, ss. 11.

GÜVEN Metin, ““İnsan Düşlerken Tanrıdır, Düşünürken Dilenci””, Onaltıkırkbeş, S. 3, 2006d, ss. 1.

GÜVEN Metin, “Bir Yaşama Biçimi Olarak Şiir”, Onaltıkırkbeş, S. 5, 2006e, ss. 14- 15.

GÜVEN Metin, “Cehennemden geçerek cennete ulaşır şair!”, Onaltıkırkbeş. S. 10, 2007a, ss. 8-9.

GÜVEN Metin, ““Delinin Dili”ni Öğrenmeden Şair Olunmaz!”, Onaltıkırkbeş, S. 13, 2007b, ss. 1.

GÜVEN Metin, “Doğanın Hürmetidir Şiir!”, Onaltıkırkbeş. S. 16, 2007c, ss. 1.

GÜVEN Metin, “Kendimle Konuşmalar/Yorgun Bir İstiridye Gibi ‘1’”, Onaltıkırkbeş, S. 21, 2008a, ss. 8-9.

GÜVEN Metin, Kedi Uykuları, 1. b., İstanbul: Kibele Yayınları, 2008b.

GÜVEN Metin, “Şimdi Dersimiz Ne?”, Onaltıkırkbeş, S. 22, 2008c, ss. 1.

GÜVEN Metin, “Dil, Cehalet ve Edebiyat!”, Onaltıkırkbeş, S. 24, 2008d, ss. 1.

GÜVEN Metin, “Ölüm Bile Hayata Dahildir!”, Onaltıkırkbeş, S. 26, 2009a, ss. 1.

GÜVEN Metin, “Dil, Zaman, Şiir ve Ekonomi”, Onaltıkırkbeş, S. 27, 2009b, ss. 1.

GÜVEN Metin, “Kendimle Konuşmalar (5) Bahar, Yine Bahar!”, Onaltıkırkbeş, S. 29, 2009c, 15.

GÜVEN Metin, “Şair Olmak, İnsan Olmak”, Onaltıkırkbeş, S. 30, 2009d, ss. 1.

GÜVEN Metin, “Şair Hasta Mıdır?”, Onaltıkırkbeş, S. 32, 2009e, ss. 1.

GÜVEN Metin, “Şiir Kuyudan Çıkar!”, Onaltıkırkbeş, S. 34, 2010a, ss.1. 192  

GÜVEN Metin, “Serinkanlı Kuşkunun Erdemi!”, Onaltıkırkbeş, S. 36, 2010b, ss. 1.

GÜVEN Metin, “İnzivanın Göbeğindeki İğva!”, Onaltıkırkbeş, S. 37, 2010c, ss.1.

GÜVEN Metin, “Bir Şiiri Anlamak!”, Onaltıkırkbeş, S. 38, 2010d, ss. 1.

GÜVEN Metin, “Deli Ayten: Beni öpen ilk kadın”, Bursa’da Yaşam, Ağustos 2010e, ss. 182-183.

İNCE Özdemir, Şiir ve Gerçeklik, 1. b., İstanbul: Broy Yayınları, 1985.

İNCİ Handan, “Türk Edebiyatının Kedili Öyküleri”, Kitap-lık, S. 96, 2006, ss. 63-76.

KANDİNSKY Wassily, Sanatta Ruhsallık Üzerine çev. Gülin Ekinci, 3. b., İstanbul: Altıkırkbeş Yayınları, 2013.

KARACA Alaattin, İkinci Yeni Poetikası, 4. b., Ankara: Hece Yayınları, 2016.

KAYABAŞI Nahit, “Kuşbakışı Bir Görünüm: Edebiyatımızda Bursa Bursa’da Edebiyat”. Bursa’da Edebiyat Edebiyatta Bursa haz. Hayati Baki, 1. b., Ankara: Edebiyatçılar Derneği Yayınları, 1996, ss. 17-34.

KAYABAŞI Nahit, Cumhuriyetten Günümüze Bursa Şiirleri, 2. b., Bursa: Nilüfer Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü Yayınları, 2017.

KAYIRAN Yücel, Şiirimin Çeyrek Yüzyılı Günümüz Türk Şiiri Üzerine Makaleler, 1. b., İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2016.

KORKMAZ Ramazan ve ÖZCAN Tarık, “Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri”. Yeni Türk Edebiyatı El Kitabı (1839-2000). Editör Ramazan Korkmaz, 12. b., Ankara: Grafiker Yayınları, 2018, ss. 237-327.

LUNAÇARKSKİ Anatoli, Sosyalizm ve Edebiyat çev. Asım Bezirci, 1. b., İstanbul: Yön Yayınları, 1993.

NARLI Mehmet, Şiir ve Mekân, 2. b., Ankara: Akçağ Yayınları, 2014.

NECATİGİL Behçet, Düzyazılar 1 Bile/Yazdı Yazılar, 1. b., İstanbul: Cem Yayınevi, 1983.

NECATİGİL Behçet, Mektuplar, 2. b., İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2012.

NECATİGİL Behçet, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, 16. b., İstanbul: Varlık Yayınları, 1995.   

NECDET Ahmet, “Eski Şiirimiz ve Bursa”. haz. Hayati Baki, 1. b., Ankara: Edebiyatçılar Derneği Yayınları, 1996, ss. 42-56.

OKAY Orhan, Poetika Dersleri, 5. b., İstanbul: Dergâh Yayınları, 2016.

ORHANOĞLU Hayrettin, Sanat Eserinde İmgecilik ve Edip Cansever’in Şiirinde Gerçeküstü İmgeler. (Yüksek Lisans Tezi). Erzurum: Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2010.

ORHUNBİLGE Feridun, “Selam Olsun Arkadaş’a Selam Olsun Dostları”, Onaltıkırkbeş, S. 20, 2008, ss. 4-5.

ORHUNBİLGE Feridun, “Anılarla Metin Güven”, Onaltıkırkbeş, S. 40, 2010, ss. 23-27.

ÖZEN Uğur Ozan, Bursa Oda Tiyatrosu, 1. b., Bursa: Nilüfer Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü Yayınları, 2013.

ÖZER Ahmet, “Bir Şair Ölmüş Diyeler…”, Onaltıkırkbeş, S. 40, 2010, ss. 13-16.

SAZYEK Hakan, “Yeni Türk Edebiyatında Poetika Tarzlarına Bir Örnek: Manzum Ön Sözler”, Hece, S. 53/54/55, 2001, ss. 331-341.

SOYÖZ Saffet, Yangın Bela Kül, 1. b., Ankara: Prospero Yayınları, 1995.

TANPINAR Ahmet Hamdi, On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, 29. b., İstanbul: Dergâh Yayınları, 2018.

TODOROV Tzvetan, Poetikaya Giriş, 4. b., İstanbul: Metis Yayınları, 2018.

TÜRKOĞLU Sadık, Şiir Dilinde Renk Anlatımları Lamartine, Hugo, Rimbaud ve Verlaine. Konya: Çizgi Kitabevi. (2015).

ÜREN İhsan, “Dilden… Şiirden…”, Akatalpa, S. 44, 2003, ss. 6-7.

VELAY Serge, René Char Yaşamı, Sanatı ve Şiirleri çev. Kenan Sarıalioğlu, 1. b., Ankara: Chiviyazıları Yayınları, 2014.

YAĞMURDERELİ Eşber, “Çıkarken”, Yeni Eylem, S. 1, 1968, ss. 1.

YALÇIN Mehmet, Şiirin Ortak Paydası I Şiirbilime Giriş, 3. b., İstanbul: İkaros Yayınları, 2010.

YALÇIN Oğuz, “Metin Güven”, Akatalpa, S. 130, 2010, ss. 6. 194  

YENİSEY Fâzıl, Bursa İçin Yazılan En Güzel Yazılar Antolojisi, 1.b., İstanbul: Berksoy Basımevi, 1956.

WELLEK René ve Warren Austin, Edebiyat Teorisi çev. Ö. Faruk Huyugüzel, 5. b., İstanbul: Dergâh Yayınları, 2019.

Mülakatlar

Bilgin Alanbey, Mülakat: Melih Karagöz, Bursa,17 Aralık 2019.

Engin Ceyhan, Mülakat: Melih Karagöz, Bursa, 5 Ocak 2020.

Eşber Yağmurdereli, Mülakat: Melih Karagöz, İstanbul, 20 Aralık 2019.

Goncagül Gürtunca, Mülakat: Melih Karagöz, Bursa, 20 Aralık 2020.

Kutay Yalınalp, Mülakat: Melih Karagöz, Bursa, 13 Aralık 2019.

Muharrem Sönmez, Mülakat: Melih Karagöz, Bursa, 30 Aralık 2018.

Nuri Demirci, Mülakat: Melih Karagöz, Bursa, 13 Ekim 2019.

Osman Şahin, Mülakat: Melih Karagöz, Bursa, 20 Ocak 2020.  

         Tezin tam metni https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/ sayfasında arama yapılarak bulunabilir

       

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 10/03/22