“VELHASIL BURSA SUDAN İBARETTİR”

Bursa'nın Coğrafyası

Cennet Uludağ

 

                                              Erdem SAKER (Bursa Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı) 

    Evliya Çelebi Seyahatname’de Bursa’yı bu küçük cümlesi içinde ne kadar derinlemesine tanımlamış değil mi? Çocukluğumun Bursa’sında ben de o suyu bol, güzel Bursa’yı yaşadım. Tahtakale’de ahşap bir evimiz vardı, evimizde iki tür su akardı, birinin adı Pınarbaşı suyu, diğeri Terkos suyu.

    Pınarbaşı suyu, Uludağ yamaçlarından ve tarihin derinliklerinden çıkıyor. MÖ. 182 yılında Kartacalı komutan Hannibal tarafından kullanıma açıldığını tarihçiler söylüyor. Pınarbaşı’nda kurulan ve “çarşaf su yapısı” olarak adlandırılan yapıdan su, derine döşenen künklerle evlere dağıtılıyor, evlerde bir havuza kesintisiz akıyor, havuzun taşma noktasından da komşuya geçiyor, künkler derine döşendiği için su kışın ılık, yazın çok soğuk oluyor, kış aylarında ev hanımlarının yardımcısı, yaz aylarında ise evin adeta buzdolabı yerine geçiyordu. Evden eve dolaşan bu suyun, hiç kirletilmeden komşuya aktarılmasında gösterilen hassasiyet, o günkü toplumumuzun saygın yapısını ortaya koyuyordu. Suyun, Pınarbaşı semtinin alt kotlarında kalan tarihi Bursa yerleşimlerinde dolaşımı ile, 65 bin kişinin su ihtiyacı karşılanıyor. Bugün Pınarbaşı suyu, BUSKİ su şebekesine bağlandı ve artık musluklarımızdan akıyor, sadece Emirhan’ın havuzunda hala saf Pınarbaşı suyu olarak akmaya devam ediyor.

    Osmanlı’nın Bursa’yı alıp başkent yapmasıyla, surlar içinde sıkışmış kent Hisar dışına çıkıyor ve yeni yerleşimlerin ihtiyaç duyduğu içme suyu da gene Uludağ’ın kar sularıyla beslenen pınarların suları, Umurbey’den itibaren çeşitli devlet büyüklerince yerleşimlere aktarılarak karşılanıyor ve insanlar su bolluğu içinde yaşamlarını sürdürüyorlardı. İşte Evliya Çelebi’nin, sudan ibaret dediği Bursa oluşuyordu.

  Terkos suyu, adını İstanbul’dan alıyor, o yılların İstanbul’unun içme suyu Terkos gölünden geldiği için adı Terkos suyu oluyor, Bursa da aynı adı benimsiyordu. Bursa’nın bu suyu, Gökdere Vadisi’nde, Fransızların yaptığı ve aktif karbonlu filtrelere sahip bir arıtma tesisinden geliyor ve şebekeye bağlanıyordu. 1948’de, zamanın Bursa Valisi Haşim İşcan Uludağ’da, zirvenin alt bölümünde yer alan ve Kırkpınarlar adıyla anılan pınarların suyunu pik boru döşeterek, kentin üst kotlarında depolar yaptırarak, büyümekte olan kentimizin artan su ihtiyacını uzun yıllar boyunca karşılamış oluyordu.

    1960’lı yıllara gelindiğinde, sanayileşmenin paralelinde oluşan hızlı göç hareketi Bursa’yı patlama ölçeğinde bir büyümeye itiyor. Yukarıda sıralanan tüm su kaynaklarından kente akıtılan yılda 30 milyon metreküp içme suyunun, oluşan hızlı nüfus artışının su gereksinimini karşılaması imkansız olacağı açıkça görülüyor, yeni su kaynaklarının, kent nüfusundaki artış paralelinde devreye alınması kaçınılmaz oluyordu.

    1970 yılında DSİ bu anlamda çalışmalarına başlıyor, bir taraftan 2040 yılını hedef alan bir süreç içinde kentin nüfus büyüklükleri bilimsel metotlarla hesaplanıyor, diğer taraftan bu süreç içinde gerekli olacak suyun temin edileceği kaynaklar araştırılıyordu. DSİ ilk adımı, Bursa ovası altında bulunan, yılda 120 milyon metreküp kapasiteye sahip yeraltı suyunun 20milyon m3’lük bölümünü, Acemler ve Arabayatağı’nda derin kuyular açarak, ‘Acil İçme Suyu Projesi’ adı altında sisteme sokarak atıyordu, yıl 1972.

    Ardından Nilüfer çayı havzası, kentin 2020 yılına kadar oluşacak nüfus büyüklüklerinin içme ve kullanma suyu gereksinmelerini karşılayacak ana kaynak olarak seçiliyor, planlama ve projelendirme çalışmalarını Doğancı Barajı-Arıtma Tesisleri-Ana Su Dağıtım Hatlarının inşası ve işletmeye alınması takip ediyor. Böylece kentin yılda kullanabileceği 50 milyon metreküp suya 120 milyon metreküp daha ekleniyordu. Projenin ikinci barajı olan Nilüfer Barajı’nın da takip eden yıllarda inşa edilmesiyle eklenen 60 milyon metreküp su ile Bursa, toplamda yıllık 230 milyon metreküp suya kavuşuyor ki bu büyüklükteki bir su kaynağı, kentimizin 2020 yılına kadar oluşacak nüfusunun su gereksinimini karşılıyordu.

                                                            

              Konuyla ilgili bir kitap: Suyun Serüveni, Prof. Dr. Hasan Ertürk, U.Ü. Yayınları, 2006

    Peki, 2020’den sonra ne olacak, diye sorduğunuzu duyuyorum, yapılan planlama çalışmaları, 2020-2040 arası büyüme karşılığında gerekli olacak suyun da, halen enerji üretmek üzere inşa edilen Çınarcık Barajı’ndan temin edilmesini öngörüyor.

    DSİ’nin 1970’lerden bu yana sürdürdüğü ve doğru verilere dayandırdığı kapsamlı mühendislik çalışmaları sayesinde, Bursa kentinin 2040 yılını hedef alan su gereksinmeleri karşılanmış oluyor. Tüm bu çalışmaların bir başka yüzü de çevresel değerlerin öne çekilmesi, korunması oluyor. Doğancı Barajı inşaatına başlandığında, kanun hükmünde ağırlığı olan ‘Nilüfer Havzası Koruma Yönetmeliği’ uygulamaya sokuluyor. Bu yönetmeliğe göre havzada sanayi tesisleri kurulması, yeni yerleşim alanlarının oluşumu yasaklanıyor. Havzadaki ormanlar da koruma altına alınıyor ve devlete ait boş alanlar ağaçlandırılıyor. Doğancı Barajı’nın kesin koruma alanı içinde bulunan bir köy kaldırılıyor. Bu uygulamalar sayesinde, bir yandan havzanın su verimliliği korunurken, diğer yandan da doğanın canlı yaşamına sunduğu suyun kirlenmesi önleniyordu. Bir başka dolaylı çevresel çalışma da kent şebekesine akıtılan suyun büyük bölümünün kullanıcılara ulaştırılması alanında yapılıyor. Şebekeye verilen suyun yüzde 65’i, şebeke kaçakları nedeniyle musluğa ulaşamamasını ortadan kaldıracak şekilde yenileme çalışmalarına Bursa Büyükşehir Belediyesi başlıyor ve bugün şebeke su kayıpları uluslararası standartları yakalıyor. Bugün şebeke su kaybı yüzde 23’dür.  

        http://bursadazamandergisi.com/makaleler/velhasil-bursa-sudan-ibarettir-880.html’den kısaltarak alınmıştır.

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 02/03/17